Markete gidiyorsun…
Bir ürün alacaksın.
Eskiden ne güzeldi.
Bakardın, fiyatına bakardın, alır çıkardın.
Şimdi?
Önce paketin kaç gram olduğunu bulacaksın.
Sonra kaç tane olduğunu…
Sonra tanesinin kaç gram olduğunu…
Sonra kilogram fiyatını…
Sonra 100 gram fiyatını…
Sonra yanında ne kadar bedava olduğunu…
Sonra “2 al 1 öde”, “3 al yüzde 40 indirim”, “ikincisi yüzde 50” gibi bir şey çıkıyor.
Bir de ürünün adı var:
Limonlu.
Armutlu.
Otlu.
Baharatlı.
Okyanus ferahlığı.
Dağ esintisi.
Çiçek bahçesi…
Bir ara “yayla sabahı” diye deterjan çıkarsa hiç şaşırmayacağım.
Bulaşık tabletine geliyoruz…
22’li.
27’li.
30’lu.
33’lü.
40’lı.
50’li.
58’li.
60’lı.
72’li.
85’li…
İnsan tableti değil, sayısal loto kuponunu seçiyor.
Üstelik gramajlar da farklı.
Biri 600 gram.
Biri 720.
Öbürü 900.
Bir başkası 1 kilo ama tablet sayısı başka.
Vatandaş rafta ürün aramıyor artık.
Denklem çözüyor.
“Bu 30’lu mu daha ucuz, 40’lı mı?”
“Bir dakika… Bunun tanesi kaç gram?”
“Gramı kaç lira?”
“Ötekinin 100 gramı kaç?”
“Dur, telefonu çıkarayım…”
Market alışverişi değil, KPSS denemesi.
Ve mesele sadece bulaşık tableti de değil.
Peynirde başka gramaj…
Kahvede başka gramaj…
Deterjanda başka litre…
Kağıt havluda başka rulo…
Islak mendilde başka yaprak sayısı…
Atıştırmalıkta başka paket…
Ürün aynı ürün gibi duruyor ama paketler birbirinden kaçıyor.
Bir bakıyorsun 500 gram.
Diğeri 450.
Öteki 400.
İnsan eve dönünce ürünü değil, kendi zekasını sorguluyor.
“Ben bunu gerçekten ucuza mı aldım?”
İşte burada asıl mesele başlıyor.
Tüketiciye “birim fiyat” gösterilsin deniyor.
Doğru.
Ama o bilgi rafta öyle bir yerde, öyle küçük yazılıyor ki…
Bazen fiyatı bulmak için ürünün kendisinden daha fazla emek harcıyoruz.
Ben markete alışverişe geldim arkadaş.
Arkeolojik kazı yapmıyorum.
Bence burada daha sade, daha anlaşılır bir sistem lazım.
Aynı kategorideki ürünlerin karşılaştırmasını kolaylaştıracak şekilde;
gramı ne, litresi ne, adedi ne, standart kullanım miktarı ne?
Hepsi açıkça görülsün.
Vatandaş da üç paket arasında matematik profesörü olmadan karar versin.
Çünkü tüketicinin cebini korumanın yolu, sadece “indirim” yazmaktan geçmiyor.
Neyin ne kadar olduğunu anlaşılır göstermekten geçiyor.
Bir de işin başka bir tarafı var.
Aynı marka, aynı ürün…
Ama markete göre paket değişiyor.
Bir zincir markette 22’li var.
Başka markette aynı markanın 40’lısı…
Ötekinde 60’lısı…
Birinde 600 gram, diğerinde 900 gram…
Şimdi vatandaş bunları nasıl kıyaslasın?
“Bu markette daha ucuz!”
İyi de kaç tane?
Kaç gram?
Tanesi kaç lira?
Kilogramı ne?
İnsan ister istemez düşünüyor:
Aynı marka…
Aynı ürün…
Ama paket farklı.
Şimdi vatandaş ne yapacak?
Kaç tane?
Kaç gram?
Tanesi kaç lira?
Gramı ne kadar?
Hangisi gerçekten ucuz?
İster istemez düşünüyor insan:
Aynı ürün neden bu kadar farklı paketlerde satılıyor?
Yoksa…
Vatandaş oturup
“Hangisi gerçekten ucuz?”
diye hesap yapamasın diye mi?
Tabii yine kötü düşünmeyelim.
Belki de amaç vatandaşa alışveriş yaptırırken aynı zamanda matematik öğretebilmek!
Bir ürünü almadan önce dört işlem yapıyoruz.
Yakında marketlerin girişine:
“Alışveriş için hesap makinesi getiriniz.”
diye tabela asarlarsa şaşırmayacağım.
