Her şehrin bir kimliği vardır. Bazıları bunu mimarisiyle anlatır, bazıları yetiştirdiği insanlarla, bazıları ise yüzyıllar boyunca koruyabildiği hafızasıyla. Isparta ise bu yönlerin tamamını aynı anda taşıyan şehirlerden biridir. Bugün çoğu insanın zihninde gül bahçeleri, lavanta tarlaları ve Eğirdir Gölü ile yer eden bu Anadolu şehri, aslında çok daha derin bir tarihi mirasa sahiptir.
Isparta’nın hikayesi, Türklerin Anadolu’ya gelişinden çok daha önce başlamıştır. Hititlerden Friglere, Lidyalılardan Perslere, Büyük İskender’in seferleriyle Helenistik döneme, ardından Roma ve Bizans’a kadar uzanan uzun bir tarihi süreçten söz ediyoruz. Pisidia bölgesinin önemli yerleşimleri olan Sagalassos, Pisidia Antiokheia ve Adada gibi antik kentler, bu coğrafyanın yüzyıllar boyunca yalnızca askeri değil, aynı zamanda ticari, kültürel ve dini açıdan da önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Ancak bugün Isparta’nın karakterini belirleyen esas dönüşüm, 1071 Malazgirt Zaferi sonrasında yaşanmıştır.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin iskan politikalarıyla birlikte Kayı, Avşar, Bayındır, Kınık, Salur, Yazır ve Çepni gibi Oğuz boyları bölgeye yerleşmiş, Hamidoğulları Beyliği döneminde Türkmen nüfusu daha da güçlenmiş, Osmanlı Devleti döneminde ise Isparta Batı Anadolu’nun en belirgin Türkmen şehirlerinden biri haline gelmiştir. Bugün köy isimlerinden yayla geleneklerine, düğünlerden halk oyunlarına kadar uzanan pek çok unsur, bu tarihi devamlılığın yaşayan izlerini taşımaktadır. Tarih bazen eski kitabelerde değil, günlük hayatın sıradan görünen ayrıntılarında yaşamaya devam eder.
Bugün Isparta’yı yalnızca gül üretimiyle tanımlamak artık yetersiz kalmaktadır. Şehir, dünyanın en önemli gül yağı üretim merkezlerinden biri olmasının yanında lavanta turizmi, Eğirdir Gölü, Davraz Kayak Merkezi ve her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlayan Sagalassos ile Pisidia Antiokheia gibi kültür varlıkları sayesinde çok yönlü bir turizm potansiyeline sahiptir. Bunun yanında Yörük kültürü de hala canlıdır. Yaylacılık, imece geleneği, halı dokumacılığı, el sanatları ve sözlü halk kültürü, yalnızca folklorik gösterilerden ibaret değildir; Anadolu’nun sosyal hafızasının yaşayan parçalarıdır.
Önümüzdeki yıllarda Isparta’nın önünde önemli fırsatlar bulunmaktadır. Turizme yönelik yatırımların artması, arkeolojik kazıların yeni bulgular ortaya çıkarması ve somut olmayan kültürel miras çalışmalarının hız kazanması, şehrin uluslararası görünürlüğünü artırabilir. Özellikle Oğuz-Türkmen kültürünün bilimsel çalışmalarla daha kapsamlı biçimde belgelenmesi, yalnızca yerel tarih açısından değil, Anadolu’nun Türkleşme sürecinin anlaşılması bakımından da önemli katkılar sağlayacaktır. Böyle bir yaklaşım, kültürel mirası ekonomik kalkınmanın da bir parçası haline getirebilir.
Türkiye açısından bakıldığında ise Isparta’nın önemi yalnızca bölgesel ölçekte değerlendirilemez. Çünkü bu şehir, Anadolu’nun bin yıllık Türk yurdu haline geliş sürecini, kendisinden önce yaşamış medeniyetlerin izlerini silmeden üzerine yeni bir kimlik inşa ederek göstermektedir. Antik kentlerin korunması ile Türkmen kültürünün yaşatılması arasında bir çelişki değil, tam tersine güçlü bir tamamlayıcılık bulunmaktadır. Geçmişin farklı katmanlarını birlikte koruyabilen toplumlar, geleceğe daha sağlam bir tarih bilinci bırakabilir.
Isparta’nın gerçek değeri yalnızca sahip olduğu tarihi eserlerde ya da doğal güzelliklerinde değildir. Asıl değer, binlerce yıllık medeniyet birikimi ile Oğuz-Türkmen kültürünü aynı coğrafyada yaşatabilmesindedir. Bir ülkenin gücü yalnızca ekonomisiyle veya askeri kapasitesiyle ölçülmez; ortak hafızasını ne ölçüde koruyabildiğiyle de değerlendirilir. Bu nedenle Isparta’nın hikayesi yalnızca bir Anadolu şehrinin hikayesi değildir. Aynı zamanda Anadolu’nun nasıl vatan haline geldiğini, farklı medeniyetlerin mirasının nasıl ortak bir kültüre dönüştüğünü ve tarih bilincinin neden gelecek nesiller için vazgeçilmez olduğunu anlatan canlı bir örnektir. Bu mirası korumak, sadece geçmişe duyulan saygının değil, Türkiye’nin kültürel geleceğine yapılan en değerli yatırımlardan biridir.
Kaynakça
-Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye.
-Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları.
-Mehmet Özsait, Pisidia Tarihi ve Arkeolojisi.
-Mustafa Koç, Isparta Tarihi.
-Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Isparta” ve “Hamidoğulları” maddeleri.
-UNESCO World Heritage Centre, Sagalassos Archaeological Site (Tentative List).
