Son yıllarda Anadolu’nun erken Hristiyanlık dönemine ait merkezleri yalnızca arkeologların ve tarihçilerin değil, uluslararası inanç turizmi çevrelerinin de daha fazla ilgisini çekmeye başlamıştır. Aziz Pavlus’un izlediği güzergâhların yeniden gündeme gelmesi, Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde düzenlenen dinî anma programları ve tarihî metropolitliklere ilişkin tartışmalar, dikkatleri yeniden Isparta’nın köklü geçmişine çevirmiştir. Oysa Isparta’nın tarihi, yalnızca belirli bir dönemin ya da tek bir topluluğun hikâyesi değildir. Bu şehir, Anadolu’nun katmanlı tarihini en açık biçimde yansıtan merkezlerden biridir.

Antik çağda Pisidya Bölgesi içerisinde yer alan Isparta ve çevresi, Frig, Lidya ve Pers egemenliklerinin ardından MÖ 334 yılında Büyük İskender’in Anadolu seferiyle Helenistik dünyanın etkisine girdi. Ancak bölgedeki kültürel çeşitliliği yalnızca bu döneme bağlamak doğru değildir. Batı Anadolu kıyılarında Yunan yerleşimleri daha erken tarihlerde ortaya çıkmış olsa da Helenistik dönem, Yunanca’nın, şehirleşme anlayışının ve ticaret ağlarının Anadolu’nun iç kesimlerine kadar yayılmasını hızlandırdı. Roma İmparatorluğu döneminde bu gelişim devam etti. Bizans döneminde ise Hristiyanlığın kurumsallaşmasıyla birlikte Yalvaç’taki Pisidia Antiokheia başta olmak üzere bölgede kiliseler, manastırlar ve piskoposluk merkezleri kuruldu.

Osmanlı Devleti’nin bölgeyi hakimiyeti altına almasının ardından Isparta’nın çok kültürlü yapısı uzun süre varlığını korudu. Rum Ortodoks toplumu millet sistemi içerisinde dinî ve eğitim faaliyetlerini sürdürürken, ticaret, bağcılık, dokumacılık ve zanaatkârlık alanlarında da önemli bir yer edindi. 1893 tarihli Konya Vilayeti Salnameleri ile Mustafa Koç’un aktardığı bilgiler, Isparta merkez ve Uluborlu’da Rum okullarının faaliyet gösterdiğini, gayrimüslim cemaatlerin eğitim kurumlarına ciddi yatırım yaptığını göstermektedir. İngiliz seyyah Francis Vyvyan Jago Arundell’in 19. yüzyıldaki gözlemleri de şehrin Rum, Ermeni ve Müslüman nüfusun birlikte ekonomik hayatı şekillendirdiği canlı bir ticaret merkezi olduğunu doğrulamaktadır.

Cumhuriyet’in kuruluş sürecindeki 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ise bu tarihî tabloyu kökten değiştirdi. Yüzyıllardır bölgede yaşayan Rum Ortodoks nüfus Yunanistan’a göç ederken, Yunanistan’dan gelen Müslüman Türkler Isparta ve çevresine yerleştirildi. Böylece demografik yapı değişti; ancak kiliseler, taş yapılar, eski okul binaları ve antik kentler geçmişin sessiz tanıkları olarak yaşamaya devam etti. Bugün Pisidia Antiokheia, Eğirdir ve Uluborlu gibi merkezler yalnızca arkeolojik alanlar değil, Anadolu’nun çok katmanlı tarihini anlamaya imkân veren kültürel miras alanlarıdır.

Önümüzdeki dönemde inanç turizmine yönelik uluslararası ilginin artması ve tarihi mirasın korunmasına ilişkin çalışmaların hız kazanması beklenmektedir. Bu durum, Isparta’nın kültürel görünürlüğünü güçlendirebilir. Ancak tarihî mirasın güncel siyasi tartışmaların konusu haline getirilmesi, zaman zaman bilimsel değerlendirmelerin önüne geçme riskini de beraberinde taşımaktadır. Bu nedenle tarihî eserlerin korunması ile güncel siyasi yorumların birbirinden ayrılması önem taşımaktadır.

Türkiye açısından bakıldığında Anadolu’nun çok katmanlı tarihinin korunması yalnızca kültürel bir sorumluluk değildir. Aynı zamanda kültürel diplomasi, turizm ve uluslararası itibara katkı sağlayan stratejik bir değerdir. Hititlerden Friglere, Romalılardan Selçuklulara ve Osmanlılara kadar uzanan bu ortak miras, herhangi bir medeniyetin tek başına sahiplenebileceği bir geçmiş değil, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihsel birikiminin doğal sonucudur.

Isparta’nın tarihi, farklı uygarlıkların birbirini dışlamadan bıraktığı izlerin ortak hikayesidir. Bugün yapılması gereken, bu mirası ideolojik tartışmaların malzemesi hâline getirmek değil, bilimsel veriler ışığında koruyarak gelecek kuşaklara aktarmaktır. Çünkü geçmişi doğru okuyabilen toplumlar, yalnızca tarihlerini değil, geleceklerini de daha sağlam temeller üzerine inşa edebilirler.

Kaynakça

-Arundell, F. V. J. A Visit to the Seven Churches of Asia. London, 1828.

-Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye. İş Bankası Kültür Yayınları.

-Mustafa Koç, Isparta Tarihi.

-Mehmet Özsait, Pisidia Tarihi ve Arkeolojisi.

-Konya Vilayeti Salnameleri (1893).

-Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Isparta” maddesi.