Hayat bazen insanı öyle yerlere götürür ki, yıllar geçse de burnuna aynı toprak kokusu gelir.
Ben ilkokula 5 yaşında Gönen’de başladım.
Sonra yolum Senirkent’e düştü.
İlkokulu da, ortaokulu da orada okudum.
16 yaşında Isparta Şaik Lisesi’nden mezun oldum.
Daha 17 yaşındayken Süleyman Demirel Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nde üniversite sıralarındaydım.
Sonra bir üniversite daha bitirdim…
Ardından bir tane daha…
Şimdi bunları “Bakın ben neler yaptım.” diye anlatmıyorum.
Çünkü inanıyorum ki, eğer o yılları Senirkent’te yaşamamış olsaydım, belki bugün bunların hiçbirini başaramazdım.
Üniversiteler bana meslek kazandırdı; ama insanı bazen okul değil, büyüdüğü memleket yetiştiriyor.
Pes etmemeyi, mücadele etmeyi o küçük ilçede öğrendim.
Benim zamanımda Senirkent’in nüfusu 12-13 bin civarındaydı.
Şimdi duyuyorum, 3 bin 500’lere kadar düşmüş.
İnsan üzülüyor.
Mahalle aynı mahalle…
Sokak aynı sokak…
Ama çocuk sesleri eksilmiş.
Gençler bavulunu almış, ekmeğinin peşine gitmiş.
Kim suçlu?
Aslında kimse…
Çünkü genç adama “Kal.” diyebilmek için önce “Ne iş yapacaksın?” sorusunun cevabını vermek gerekiyor.
İş olmayınca umut da otobüse binip gidiyor.
Biz çocukken bisiklete biner, Uluborlu’ya giderdik.
Şimdi çocuklar bisiklete değil, otobüse binip büyükşehirlere gidiyor.
Aradaki fark bu kadar acı işte.
Bir de Senirkent insanını tanımadan konuşanlar var.
Onlara küçük bir hatırlatma yapayım.
O dönemlerde öyle evler vardı ki…
Çatısı yoktu.
Biz “dam” derdik.
Kış gelince üstüne ince naylon brandalar çekilirdi.
Yağmur yağınca evin içiyle dışı arasında sadece bir naylon vardı.
Fakirlik vardı.
Garibanlık vardı.
Ama pes etmek yoktu.
Belki sobanın odunu azdı…
Ama çocukların hayalleri çoktu.
Belki cebinde harçlık yoktu…
Ama kafasında hedefleri vardı.
Belki ayakkabısı eskiydi…
Ama aklı pırıl pırıldı.
Şimdi dönüp bakıyorum…
O naylon brandaların altından doktor çıktı.
Mühendis çıktı.
Öğretmen çıktı.
Akademisyen çıktı.
İş insanı çıktı.
Memleketin dört bir yanına dağılan nice başarılı insan çıktı.
Demek ki mesele çatının neyden yapıldığı değilmiş.
Çatının altında nasıl insanlar yetiştirildiğiymiş.
Hala kendi kendime sorarım…
Senirkent insanı neden bu kadar çalışkan neden bu kadar zeki?
Üzümden mi?
Pekmezden mi?
Kirazdan mı?
Yoksa “Bu hayattan kurtulacağım.” inadından mı?
Galiba hepsinden biraz…
O yüzden Senirkent’i de, Uluborlu’yu da, o güzel insanların hayatını da bilmeden konuşmamak lazım.
Çünkü bazı şehirler büyük caddeleriyle övünür.
Bazı ilçeler ise yetiştirdiği insanlarla…
Senirkent ikinci gruptadır.
Ve unutmayın…
Her parlak ayakkabının altında başarı hikayesi olmaz.
Ama çamurlu bir lastik ayakkabının içinden bazen koskoca bir ömür çıkar.
