Isparta’da birkaç gün önce dikkat çekici bir ziyaret gerçekleşti. Pisidia Metropoliti İov Eyüp ve beraberindeki heyet, Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’i ziyaret etti.
Isparta’da birkaç gün önce dikkat çekici bir ziyaret gerçekleşti.
Pisidia Metropoliti İov Eyüp ve beraberindeki heyet, Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’i ziyaret etti. Gündem; Aya Baniya Kilisesi’nin koku müzesine dönüştürülmesi ve Aya Yorgi Kilisesi’ndeki restorasyon çalışmalarıydı.
Heyet teşekkür etti.
Ev sahibi nezaket gösterdi.
Fotoğraflar verildi, mesajlar verildi.
Her şey olması gerektiği gibi, medeni, saygılı ve olgun.
Peki aynı günlerde sınırın öte yanında ne oluyor?
Yunanistan’da Batı Trakyalı Türkler, yıllardır kendi müftülerini seçemiyor. 1985’ten bu yana dini liderleri devlet tarafından atanıyor. Türk azınlık “kendi inancımızın temsilcisini biz seçelim” diyor, ama cevap değişmiyor.
Üstelik mesele sadece bununla da sınırlı değil.
Yunanistan’daki Osmanlı dönemine ait camilerin restorasyon süreçleri de benzer bir tablo çiziyor. Dimetoka’daki Çelebi Sultan Mehmet Camisi yıllardır süren, yangın sonrası ağır ilerleyen bir restorasyonla gündemde. İstanköy’de bazı sınırlı çalışmalar yapılsa da, Midilli’deki pek çok eser ya kaderine terk edilmiş durumda ya da farklı amaçlarla kullanılma riskiyle karşı karşıya.
Bir tarafta kiliseyi restore eden, müzeye çeviren, sahip çıkan bir yaklaşım.
Diğer tarafta kendi insanına “sen seçemezsin” diyen bir sistem.
Şimdi asıl soru şu:
Bu tabloya bakıp sadece “biz ne kadar iyiyiz” demek yeterli mi?
İyi niyet elbette kıymetlidir.
Ama iyi niyet tek taraflıysa, bir süre sonra iyi niyet olmaktan çıkar.
Adı başka bir şeye dönüşür.
Saflığa.
Çünkü uluslararası ilişkilerde, kültürel meselelerde, azınlık haklarında tek taraflı iyilik diye bir şey yoktur. Denge vardır. Karşılıklılık vardır. Hafıza vardır.
Sen kapını açarsın, o kapıyı kilitlerse…
Sen özgürlük verirsin, o kısıtlarsa…
Sen restorasyon yaparsın, o sürüncemede bırakırsa…
Burada artık “iyi olmak” yetmez.
Bu noktada soru değişir:
Biz iyi miyiz, yoksa fazla mı iyi davranıyoruz?
Kimse yanlış anlamasın.
Bu yazımda “kötü olalım” demiyorum
Ama şunu söylüyorum:
İyi olmak, karşılık görmediğinde yeniden düşünülmesi gereken bir stratejidir.
Çünkü ikili ilişkiler duyguyla değil, dengeyle hareket eder.
Eğer bir taraf sürekli veriyor, diğer taraf sürekli alıyorsa…
Bu bir erdem hikayesi değil, bir dengesizlik hikayesidir.
Ve dengesizlik uzun vadede kimseye kazandırmaz.
Isparta’daki tablo güzel.
Ama Batı Trakya’daki tablo ortadayken, sadece bu güzelliğe bakarak kendimizi avutamayız.
İyi niyet değerlidir.
Ama ölçüsüz iyi niyet, bazen en pahalı hatadır.