İki gün…
Sadece iki gün içinde iki okulda silahlı saldırı.

Ve biz hala neyi tartışıyoruz biliyor musunuz?
“Dizi finalinde kim kimi vurdu?”

Gerçekten zamanlama manidar.
Ekranda kurşunlar havada uçuşurken,
gerçek hayatta da aynı sahneleri izlemeye başladık.

Ama merak etmeyin…
Bizimkiler hala “bu dizinin reytingi niye düştü?” derdinde.

Şimdi açık konuşalım.

Bu ülkede yıllardır okul basma, silahlı öğrenci saldırısı gibi olaylar yok denecek kadar azdı.
Bir anda peş peşe iki olay…

Bu normal değil.
Olmaması gereken bir şey bu.

Ama biz ne yapıyoruz?
Sebep aramak yerine “geçmiş olsun” deyip devam.

Yok öyle kolay.

Bir yerden sonra insanın aklına şu geliyor:
Biz bu çocuklara ne izletiyoruz?

Akşam aç televizyonu…
Mafya.
Aşiret.
İntikam.
Silah.
Bağırma.
Vurma.
Öldürme.

Karakter dediğin kim?
En çok adam vuran.

Rol model kim?
Masada silah çeviren.

Sonra diyoruz ki:
“Gençler neden agresif?”

Cevap çok zor değil aslında.
Ama söyleyince de kimse üstüne alınmıyor.

Bu dizilerin topluma bir faydası var mı?
Yok.

Eğitiyor mu?
Yok.

Bir şey katıyor mu?
Yok.

Ama zararı var mı?
Orası baya dolu.

O zaman ne yapacağız?

Ya açık açık yasaklayacaksın,
ya da öyle bir saate koyacaksın ki
gece 03.00’te ancak yapımcı izlesin.

Prime time’da silah gösterip
sonra gençlerden “sakin olmasını” beklemek…
biraz şey değil mi?

Gelelim okullara…

Öğretmen sınıfta görüyor zaten.
Kim huzursuz, kim içine kapanık, kim öfke dolu…

Ama sistem ne diyor?
“İdare et.”

Yok öyle.

Eğer bir öğrenci ciddi anlamda şiddete meyilliyse,
psikolojik olarak sorun yaşıyorsa
bunu görmezden gelmek iyilik değil, ihmaldir.

Gerekirse o öğrenci eğitim ortamından geçici olarak uzaklaştırılmalı,
uzman desteği almalı.

Çünkü mesele sadece o öğrenci değil.
Sınıftaki diğer 30 – 40 kişi de emanet.

Ama biz neyi tercih ediyoruz?
“Bir şey olmaz.”

Oluyor işte.

Hem de iki gün arayla oluyor.

Şimdi son bir şey…

Bu iki olayın peş peşe yaşanması
“olur böyle şeyler” diyerek geçiştirilecek bir konu değil.

Bu işin
sosyal boyutu var,
psikolojik boyutu var,
medya etkisi var,
taklit riski var,
aile içi iletişimsizlik var,
dijital dünyanın kontrolsüzlüğü var,
şiddetin sıradanlaşması var,
okullardaki rehberlik eksikliği var,
erken uyarı sistemlerinin işlememesi var,
ve belki başka şeyler de var…

Derinlemesine incelenmesi gerekiyor.
Gerçekten.

Yoksa biz yine aynı şeyi yapacağız:
Bir süre konuşacağız…
Sonra unutacağız…
Sonra bir daha olunca yine şaşıracağız.

Bizim en güçlü refleksimiz bu çünkü:
Unutmak.

Ama bu sefer unutulacak gibi değil.

Çünkü mesele artık bir dizi sahnesi değil…
Gerçek hayat.