Son günlerde Müslüman Türk’ün yurtdışındaki Konsolosluklarını basıyorlar. Bunlar kafirlerin ta kendileridir. Müslümanmış gibi kendilerini gösteriyorlar. Eğer gerçek İslam örgütü olsaydı. Bana bunu yapmazdı. Ben zaten müslümanım. Musul kentindeki yapılan saldırılar İslamla alakası yok. Irak Şam İslam Devleti Militanları yarın bunun gibi bir çok sahte Müslümanlar alnını secdeye koyan Allah dostlarını bile öldürmeye başlayacaklardır. Geçmişte öyle olmamış mı?
Gerçek Müslüman birbirine zulmetmez. İçimizde de bizi içerden vurmak isteyen hainler bulunmaktadır. Eğer Allahın ezeli ve ebedi mesajı olan Kuran-ı Kerimde birleşiyorsak sorunumuz yok demektir. Dünya Müslümanları için böyle.
Hamd, âlemlerin Rabbı Allah’a. Salât ve selâm O’nun Resulüne ve beğenip seçtiği kullarına!
Âlemlerin Rabbı Allah, kâinatın nizamına esas kıldığı İslâm’ı, bütün insanların dünya ve âhiret saadetleri için nizam olarak koymuştur.
Allah’ın muradı, kullarını bu nizam içinde görmektir. Kulların, bu yegâne fıtrî din ile nizama girmemeleri ve dün¬yada bu nizamın hâkim kılınamaması, dünya nizamının ve bütün dengelerin bozulmasını netice verir. Bugün insanlığın cinde kıvrandığı buhranın tek sebebi budur.
Allah, dünyayı Müslümanlık için ayakta tutmakta ve kâfirler bu sebeple metalaşmakta iken bugün Müslümanların hayat hakkı küfür devletlerinin müsamahalarına bağlı hale gelmiştir. Müslümanlar, Allah’ın emrine göre sahip ol¬maları gereken duruma sahip olmadıkları için kâfirlerin tasallutu altında inlemektedirler.
Allah, kendine inananları dünyada ve âhirette aziz görmek için bu fıtrat dininde cihadı fıtrî bir farz olarak koymuştur. Müslüman’ın namazını huzurla kılabilmesi bu cihâda verdiği ehemmiyet derecesine bağlıdır. .
Kur’ân’a göre “müşrikler ancak pisliktir.” (Tevbe suresi: 28) Bunların en azından zararsız hâle getirilmesi, değilse temizlenmesi Allah’ın bütün mü’minlere te’vil kabul etmez emridir.
Allah’ın Rasûlü sallellahu aleyhi ve sellem : “Kuvvetli mü’min zayıf mü’minden hayırlıdır.” buyurur. Eğer Müslüman her bakımdan kuvvetli değilse onun mukaddesatı, gölgesinden korkan kâfirlerin ayakları altında kalacaktır. Ve kâfirlerin tek kudret kaynağı Müslümanların gaflet ve betâletidir (=avarelik). Bunun haricinde onların kuvvet üstünlüğünden bahsedilemez.
Bunun için her Müslüman türkün ilk vazifesi dininin emir ve nehiylerini, kendisinin dünyadaki durumunu, yani diğer milletlerin arasında ne gibi bir mevki işgal ettiğini iyi bilmesidir. Dünyadaki izzeti ve âhiretteki saadeti buna bağlıdır.
Bütün dünyanın nizamı için, Müslümanlarda cihâd ruhunun zayıflamasından ve ölmesinden daha korkunç bir fe-lâket düşünülemez. Huzur içinde yaşayabilmek için her an uyanık ve cihâda hazır bulunmak şarttır. Bunun için atala¬rımız : «Hazır ol cenge, ister isen sulhu salâh» demişler¬dir. Allah’ın Resulü bütün mü’minleri uyarmaktadır:
“Kim gaza etmeden, gaza ve cihadı arzu edip de kendi kendine ‘Keşke ben de mücahitlerden olaydım’ diye temen¬ni etmeden ölürse, münafıklıktan bir şube üzerine ölmüş olur.”
Bugün uğradığımız en büyük felâket, ezelî ve aslî vazifesi Hakkı yaymak ve hayata hâkim kılmak olan bu milletin asıl gaye ve hedeflerini yitirme durumuna gelmiş olmasıdır. Eğer üzüntü sebebi, kendi mukaddesatının ayaklar altına alınmış olması değil de günlük ihtiyaçlarını temin edememek olmuşsa, daha sefil bir hayatın kapıda bekleme¬sine şaşılmamalıdır. Bugün duçar olduğumuz musibetlerin en korkuncu ise, herkesi içine alan felâketlerin arttıkça gaf¬let ve detâletin de artmakta olmasıdır.
Allah’ın son Rasûlü Hz. Muhammed sallellahu aleyhi ve sellem bütün Müslümanlara Allah’ın ikaz ve beyanını tebliğ etmektedir:
“De ki!
Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, karılarınız, cemiyetiniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesata uğramasın¬dan korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza, giden evler size Allah’tan ve peygamberinden ve onun yolunda cihâddan daha sevgili ise artık Allah’ın emrinin gelmesini bekleyiniz. Allah, buyruklarından dışarı çıkanları, yani fâsıklar topluluğunu sev¬mez.” (Tevbe sûresi: 24)
İslâm’da cihâd farzdır. Cihâd dinin anlatılması ve öğretilmesine çalışmak demektir. Bunun netice vermesi, dinlerini bilen fertlerden müteşekkil bir milletin meydana gelmesini temin eder. Bunun netice vermediği yerde kıtal başlar. Kıtal, savaş demektir. Mü’min, Allah’ın ve Rasûlünün gösterdiği şekilde bu vazifesini de yaparsa izzet ve devlete erer. Artık kâfir Müslüman olmamakta devam ettiği müd¬detçe cizyesini getirip ezile büzüle ve kendi eliyle vermek¬le mükelleftir. (Tevbe: 29) Müslüman’ın, kendine lâyık iz¬zet içinde, kâfirin de İslâm’ın gölgesi altında huzur içinde yaşayabilmesi buna bağlıdır. Onların kendi başına buyruk ve serbest olarak kalmaları demek, bütün insanlığın büyük bir zulüm olan şirk bataklığına itilmesi demektir.





















YORUMLAR