Cengiz Çetin

Cengiz Çetin

17 Mayıs 2016 Salı

    ACABA KİM

    ACABA KİM
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Şüphesiz tek gündemimiz, kimin başbakan olacağıdır.

    Köylümüzden kentlimize, okumuşumuzdan, okumamışımıza, siyasetçiden, bürokrata kadar herkes bir ya da birkaç ismi başbakan olacak adaylar arasında zikrediyor.

    Transfer piyasasının son gözdesi 2B’den ilham almış olacak ki, başbakan adaylarını “3B” şeklinde formüle ediyor. Birinin tamam dediğine diğeri olmaz deyip, başka bir ismi meydana sürüyor.

    Doğaldır ki, herkes tahminini Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir sözüne, hareketine ya da tavrına dayandırmaya çalışıyor.

    Mesela geçen hafta İstanbul’da Cumhurbaşkanının makam arabasına alması, anında Numan Bey’e oynayanların tezini güçlendirdi.

    Bu tür değerlendirmeler isim açıklandığı güne kadar devam edecektir.

    Geçmişte hafızamda iz bırakan böyle bir başbakanlık toto, Demirel Cumhurbaşkanı olduğunda DYP genel başkanlığı ve başbakanlık için adayların birine işaret, diğerine icazet bir başkasına da onay (Çiller) verdiğinde oynanmıştı.

    Tam da ona yakışır bir oyun.

    Başbakan Davutoğlu’nun 2014’te bu göreve getirilmesinde “ismi” hemen ön plana çıktığı için çok fazla bir tahmin furyasına zaman kalmamıştı.

    Bugün ise durum çok farklı.

    Hepimizin merakla cevap aradığı “27. Başbakanın kim olacağı” sorusu büyük ihtimalle önümüzdeki hafta Cumhurbaşkanının “işareti” ile noktalanacaktır.

    Peki, Cumhurbaşkanı başbakanlık koltuğu için kimi, niçin işaret eder?

    Doğal olarak, Sayın Erdoğan, Başbakanı belirlerken kılı kırk yarıp, enine boyuna düşünerek ve gerekli istişareleri yaptıktan sonra bir neticeye varacaktır.

    Dilerseniz onun bu düşünce yolculuğuna biz de katılalım ve adaylar üzerine bir tahmin yürütelim;

    -Eğer Erdoğan hissî bir karar verirse, Başbakan Berat Albayrak’tır.

    Hiç şüphesiz Albayrak, donanımlı ve geleceği olan bir siyasetçidir. Aynı zamanda Ak Gençliğin desteğini en fazla alan başbakan adayıdır. Ancak, “Damatlık müessesi” daha çok Osmanlılarda işlediği için, benim düşüncem bu dönemde düşünülmeyeceği yönündedir.

    -Eğer Erdoğan vicdanî bir karar verirse, Başbakan Bekir Bozdağ’dır.

    Bekir Bey, verilen her görevi “gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” şuuru ile ifa etti. Kendisine güvenenleri hiç mahcup etmedi. Hatta çıtayı beklentilerin hayli üzerine yükseltti. Farklı toplum katmanlarınca da takdir edilen bir siyasetçidir. Ancak, vicdanında var olsa da, Erdoğan’ın diğer duyuları tarafından başbakanlık için şansı yeterli değil.

    -Eğer Erdoğan fikrî bir karar verirse, Başbakan Numan Kurtulmuş’tur.

    Çok parlak bir akademik kariyer sahibi olan Numan Bey, İlim Yayma Cemiyeti ile irsi bağlarla bağlı. 1998’de geleneğin üstadı merhum Erbakan’la Fazilet Partisi’nde başladığı siyasi kariyeri HAS Parti ile kendi çapında zirveye ulaştı. AK parti ile bütünleşme sürecinde ise geldiği günden beri yükselişini sorunsuz şekilde devam ettirdi. Herkes gibi o da bu yükselişin mutlu sona ulaşmasını gayet tabi arzulamaktadır. Fakat bu siyasi deneyim ve yüksek irtifalı seyir, geçiş dönemleri için uygun mudur, emin değilim.

    -Eğer Erdoğan gelenekçi bir karar verirse, Başbakan Mehmet Ali Şahin’dir.

    Mehmet Ali Bey, AK Parti tarihinin ilk beşinde yer alan kıdemli ve tecrübeli bir siyasetçidir. Her görevi rahatlıkla ifa edebileceğini icraatı ile ispatladı. Ancak, bulunduğumuz noktanın özellikleri, bana Mehmet Ali Bey’le bire bir örtüşmüyor gibi geliyor. Cumhurbaşkanının adaylar listesinde olduğunu düşünüyorum.

    -Eğer Erdoğan sürpriz bir karar verirse, Başbakan Mehmet Müezzinoğlu’dur.

    Mehmet Bey, ismi adaylar arasında var olan, Cumhurbaşkanının da güvendiği isimlerden biridir. Bu güvenin, onu iki numaralı koltuğa taşımaya yeterli olduğu kanaatinde değilim.

    -Eğer Erdoğan kalbî bir karar verirse, Başbakan Binali Yıldırım’dır.

    Binali Bey, Erdoğan’ın ilk İBB Başkanı olduğu 1994’ten beri yanından hiç ayırmadığı isimlerdendir. İstanbul’da ulaştığı başarı, sonradan gireceği siyasi hayatında da artarak devam etti. 58. Hükümetten beri kısa bir ara hariç yürütmekte olduğu bakanlık görevinde popülaritesi imza attığı dev projelerle ülke sınırlarını aştı. 2014’te Davutoğlu ile kafa kafaya girdiği yarışı son düzlükte kaybetti. Cumhurbaşkanı; kırmamak için, o günden beri Binali Beye özel bir itina gösterdi. Başbakanlık için en şanslı aday olduğu tartışmasızdır. Ancak, benim düşüncem Sayın Erdoğan’ın Binali Bey’i, 2 numaralı koltuğa başkanlık sisteminde oturtacağı yönündedir.

    -Eğer Erdoğan aklî bir karar verirse, Başbakan İsmet Yılmaz’dır.

    Muhtemelen okuyucularımın en çok karşı çıkacağı bu öngörümdür. Haksız da sayılmazlar.

    Ancak, geçen dönem 2 numaralı koltuğa hangi özellikleri ile oturtuldu ise, Başbakanlığa da aynı gerekçelerle oturtulmaması için bir neden göremiyorum. İsmet Bey, adı en az bilinen ama işini en iyi yapan bakanlardan biridir. Sadece bu yönü bile onun Başbakanlık koltuğuna oturmasını sağlayabilir. Belki de onun bu “sessiz başarısı” muhataplarda “sesli bir etki” yapmaktadır. Geçiş döneminin başbakan profiline en uygun isim olduğu herkesçe kabul edilen yalın bir gerçektir.

    Sayın Erdoğan, benim ve diğer tahminlerin aksine, ismi hiç gündeme gelmeyen birini Başbakan olarak işaret eder mi?

    Sanmam!

    Evet bunlar bizim “sessiz” düşüncelerimiz idi.

    Hiç şüphesiz önemli olan Sayın Erdoğan’ın ne düşüneceği ve daha da önemlisi kaderin kime güleceğidir.

    Bize de bir gün güler inşallah(!).

    Devamını Oku

    Bakış Penceresi

    Bakış Penceresi
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Âlemlerin Rabbi’nin kullarına ettiği en yüce ihsan Ümmet-i Muhammed’e dahil olup, Muhammedî olma şerefine ermektir. Bu sebeble, Allah Teâlâ bize Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) sevme potansiyeli vermiştir.

    İslam dini Hz. Muhammed’e büyük muhabbet duyan ilk müminler sayesinde tüm dünyaya yayıldı. İslam’ın doğuşu 150 kişinin 12 sene İslamiyeti ayakta tutmasıyla mümkün oldu. Bunlar Peygamberin Ehl-i Beyti, dört halife ve diğer ashab-ı kiramdı. Onlar İslam meşalesini taşıyanlardı. Onlar bu yola kurban olmasalardı İslam yer yüzünde var olmazdı.

    Bu dünyadaki en yüksek sevgi, âlemlerin yaratılış sebebi olan Efendimiz’e duyulan sevgidir. Allah Teâlâ’nın Habîb-i Ekrem’ine olan aşkı bu kâinat ve içindeki her şeyin yaratılış sebebidir. Bütün İslâm velîleri Allah aşkı ve Habîb’inin aşkında cem olmuşlardır: “Sen olmasaydın, felekleri yaratmazdım!1” hadîs-i kudsî’sinde buna işaret vardır. Hz. Mevlânâ da der ki, “Senin cemâlin olmasa, varlık aynasına ne diye nazar kılardım ki?” O sevgilinin ayağına türâb olmak yaratılış neşesine, o en âlî varlık ilhâmına ve “Sen olmasaydın…” hitâb-ı İzzet’indeki nûrun hakîkatine ermekten gayrısı değildir.

    Allah Teâlâ bizi yolunda toz olunacak, kul olunacak, kurban olunacak bir yola davet etti. Bütün kâinata rahmet olarak gönderilen Peygamberin ayağının tozu olup O’nu takip etmeye davet etti. Bu yolda Hz. Muhammed’i (s.a.v.) sevebilmek için O’nun yetimliğine, ümmîliğine, fakrına ve evrenselliğine vâris olmak gerektiğini fark etmeliyiz. Bu haller bizim hayatımızın bir parçası haline gelmeli. İslam sadece bir inanç sistemi değil, bir var olma durumudur. Yetim, ümmi ve fak’r haline bürünemediğimizde, ne İslam diniyle ne yüce Rabbimiz ve onun sevgili Peygamberiyle gerçek bir bağ kuramayız.

    Tozun aşkı, aşkın sırrını taşıyor; Tozun aşkı, aşığı maşukta yok ettiği zaman… Tozun aşkı, kurbiyet cennetine girmene izin verdiği zaman… Tozun aşkı, seni mahviyet potasında erittiği zaman… Tozun aşkı, zikrin tatlı kokusunu yaydığı zaman… Tozun aşkı, kendine ayna olduğu zaman… Teslimiyet aşkı nur olduğu zaman… Kalbin secdesi miraç olduğu zaman… Kalp secde sırasında aşkın tozuyla karşılaşınca, Yaratılışın yegane sebebi olan Allah’ın habibine olan aşkının sırrına şahit oluyor; “Sen olmasaydın…” Ancak Allah’ın habibinin ayak bastığı yerin tozu olduğumuz zaman, hakiki namaza ve secdeye erişebiliriz. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hakîkî tabilerinden olmak istiyorsak, tabiri caizse, birinci sınıf âşıklar olmalıyız. Bu yüzden, O’nun mükemmel ahlâkını yaşayabileceğimiz şartları elimizden geldiğince kendi hayatımızda oluşturmalıyız.

    Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulduğu gibi, “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin2. Zira, sevdiğimiz zaman, anlatılamaz bir yakınlık boyutunda, en yüce deneyim olan miracı yaşadıktan sonra dünyaya dönen, bütün kulların gözbebeği olan O zattan en yüksek mevki olan “gerçek kulluğu” tevarüs etmiş oluruz. Sevdiğimiz zaman, “Beni Allah’ın Kulu ve Resul’ü olarak anın, böylece insanlar tarafından ilahlaştırılan kardeşim İsa örneğinde olduğu gibi, bu konuda aşırılığa düşmemiş olursunuz. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler içerisinde benim yerim şöyledir;

    Bir duvarcı bir duvar örer; bitmesi için tek bir tuğlaya ihtiyaç vardır. İşte ben bu tuğlayım. Benden sonra bir başka elçi veya peygamber gelmeyecek,” diyen O zattan en kıymetli hazine olan “alçak gönüllülüğü” intikal ettirmiş oluruz. Sevdiğimiz zaman, “Fakirliğimle övünürüm” diyen, Allah’tan fakir olarak yaşamayı, fakir olarak ölmeyi ve fakir olarak diriltilmeyi dileyen O zattan fakirlik sevgisini tevarüs ederiz. Sevdiğiniz zaman, Allah’a duyduğu sonsuz aşkı gecenin büyük bir bölümünü ibadet ederek, gözyaşları içerisinde “teheccüd” kılarak ifade eden O zatın peşinden gidersiniz.

    İslam dininde kullanılabilecek en mühim malzeme sevgidir. Manevi dolaşımının kanı da sevgidir. Sevgi, inanan bir kimsenin en büyük motivasyonu, aracı ve hedefi olmalıdır. Hakiki mümin ve sevgili bir kul olabilmek için nefisten arınmış temiz bir bakış, sevgi gözüyle, kalp gözüyle bakmalıyız. O gözleri açmak ise ancak Fahr-i Kâinât (s.a.v.) Efendimiz’i ve Ashab’ını çok sevdikten sonra olabilecek birşeydir; çünkü onların muhabbeti dünya arzularını yakar yok eder. Dünyayı boşatacak olan da o sevgidir. O sevgi gözleri dünyaya kapatır.

    Çünkü ancak aşkla mânevî âlemleri keşfedebiliriz. Yalnızca aşkla Kur’an-ı Kerim’in hakikatini algılayabiliriz. Yalnızca aşkla gerçek ibadeti yapabiliriz. Yalnızca aşkla namazdaki miraca yükselebiliriz. Müminin aşka ihtiyacı var, şifa bulmak için, terbiye vermek için, öğrenmek için, sohbet etmek için, hizmet etmek için, dua ve zikir yapmak için aşka ihtiyacı var. En mühimi ise söylediğimiz sözleri aşkla söylemektir. Hz. Mevlânâ’nın tabiriyle; “Beni yokluktan varlığa getiren O, beni her an konuşturmaktadır. Cömertliğiyle her bir sözümü bir inci tanesi kıldı. Bu sözleri ben söylemiyorum; onları aşk söylüyor…” “Konuşma, ruhun göğsündeki süttür; emecek biri olmadan çıkmaz!”

    İnsanın varoluş sırrı Yaratıcısına karşı duyduğu aşkta gizlidir. Sevdiğimiz zaman parçalar olarak Bütün’ün cazibesine kapılırız. Sevdiğimiz zaman sürekli öğrenen bir kul, mütevazı bir öğrenci, gözü yaşlı bir hayran, samimi bir araştırmacı haline geliriz. Sevdiğimiz zaman Sevgiliyi takip ederiz. Sevdiğimizde, aşkla yaşar ve aşk için ölürüz. Bu sevgi, hakikate susamışlıkla, bu sevgi teslimiyet, itaat ve takip aşkıyla neticelenir. Bu sevgi âlemlere rahmet olarak gönderilene duyulan aşkla neticelenir. Bu sevgi Ehli Beyt-i Mustafa’ya ve Onun güzide Ashabına duyulan aşkla neticelenir. Bu sevgi, kulluk etme şerefine ve şuuruna ermiş, kulluktaki cezbedici güzelliği fark etmiş, gelmiş geçmiş tüm âşıklara muhabbet duymamızla neticelenir.

    Ahmed Şem’ani şöyle der; “Arşi İlâhîden yeryüzüne kadar insanın hüzün ve mutluluk evi hariç hiçbir yerde sevgi satılmaz. Âlemde bir çok günahsız ve saf melek vardır, ama ancak bu bir avuç dolusu toz bu bedenleri eriten, kalpleri yakan ayetin yükünü taşıyabilir; O onları sever, onlar da Onu severler.” “Aşk âleminde cennet ve cehennem bir toz zerresi etmez. Seçilmiş insan Adem’e sekiz cenneti verdiler. O hepsini bir tane buğdaya sattı. Emel yükünü talih devesine yükledi ve kalp acıtan dünyaya geldi.” “Cömertlik ve inayet Adem’i cennete sokmuş, orada yücelik minderine oturtulmuştu. Bütün cennet onun emri altındaydı. Her yerine baktı, ama bir ıstırap zerresi ya da aşk hakikati görmedi. Dedi ki; “Su ve yağ karışmaz.” “Yüce Rabbimiz mahlûkatına şöyle hitap eder; “Ey Rıdvân, cennet sana ait! Ey Malik, cehennem sana ait! Ey marifet sahibi, taht sana ait! Ey kalbi yanan, ey Benim sevgimin mührünü taşıyan! Sen Bana aitsin, Ben de sana!” “Haşir gününde şöyle diyeceksin; “Nefsî! Nefsî!” Muhammed (s.a.v.) ise şöyle diyecek; “Ümmeti! Ümmeti!” Cennet şöyle diyecek; “Benim hakkım! Benim hakkım!” Cenâb-ı Hakk ise şöyle buyuracak; “Benim kulum! Benim kulum!”

    Gerçek şu ki; Din, sevmektir, ağlamaktır, hayranlık duyma, heyecanlanma, hayret, haşyet duymaktır, mânevî gıdalarla ilâhî bir lezzet almak ve kurbiyet hissine ermektir. Dînin özünü yaşamak, bedenin her bir hücresiyle ilâhî huzura şahit olması halinden beslenmek ve zevk almak demektir. Din, sadrın genişlemesinin keyfini sürmektir. Din, Allah Teâlâ’nın Elest Bezmindeki “Ben Sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabının mutlak saadetini sürmektir. Din, Allah’ın Celâl’inin Cemâl’inden haşyet duymaktır, Er-Rahmâni’r-Rahîm’in huzurunda neşe gözyaşları dökmektir, namazda göz nuruyla kastedilen mânevî tatmini yaşamaktır.

    Din, “Size şahdamarınızdan yakınım” buyuran Rahmânın Sarayına vuslatı kutlamaktır. Din, kalpten kalbe mânâ dolu bir hayata dair tecrübî bir rabıta kurabilmek, böylece yakın dostluğun güzel kokularını duyabilmektir. Din, süt kardeşliğini, müşahedeye dayalı bir yakîni ve içenlerin tevhîd neşesini paylaşmak demektir. En yüksek mânevî sarhoşluk, “Allah onları sever, onlar da Allah’ı3” makamına erenler tarafından tecrübe edilir. Onlar, Allah’ın kendilerini sevdiği hissinin zevkiyle sarhoşturlar. Mânevî kutlamaların özü, Efendimiz (s.a.v.)’in bu dünyayı teşrifleridir. Bu kutlamaların zirvesi de bütün dünyadaki müminlerin tevhid halinde olmasıdır.

    İslam dini hayranlık dini demektir. Sevgili kul, her an daimi bir hayranlık, azamet ve şaşkınlık halindedir. Hayranlığı en ulvi seviyede olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ‘di. O kalp eriten duasında niyaz etti; “Ya Rabbi, Sana olan hayranlığımı artır!” İlâhî zevk Cenâb-ı Hakk’ın sevdiklerinin yüce halidir. Rablerine teslimiyetten zevk alırlar; İrade-i İlâhîyeye hizmet etmekten zevk alırlar. Allah için ölmekten zevk alırlar ve şehitlikte manevî bir lezzet hissederler. Bu, diğer tüm ilahi lezzetlerin üstünde zevklerin en yücesidir. Kur’ân-ı Kerîm’deki bir ayette Efendimizin (s.a.v.) buyurdukları nakledilir; “Benim ibadetim, kurbanım, yaşamım ve ölümüm Allah için, Âlemlerin Rabbi içindir.” (En’am 6/162)

    Tevhîd-i İlâhî’ye varma derdi “birinci sınıf” âşıklar çıkarır. Herkes tevhide muhtaçtır. Zira ruhumuz Rabbimize aittir. Rabbinden başka hiçbir şeyde huzur, tatmin, azim bulamaz. Bütün problemlerin cevabı, bütün yanan kalplerin çaresi, bütün ihtiyaç sahiplerinin kurtuluşu, hakiki âşıkların hasretinin dinmesi kişinin kalbinden dünyayı çıkarması ve kalbini Allah Teâlâ ile doldurmasıdır.

    Devamını Oku

    Efendi Cemil

    Efendi Cemil
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    İstanbul sokaklarında gittiğimde gördüm. Büyük büyük afişlerde şöyle yazıyordu; FİLİNTA MUSTAFA SON DEVRİN ENTRİKALARI VE ÇEVRİLEN DOLAPLARI GÖSTERİYORDU. TRT1 TRT HABER GÜNLERCE BUNLARI DİZİ HALİNDE SEYİRCİLERİNE SUNDU.

    Ülkemizde binlerce yüzbinlerce seyirci bu dizileri takip etti. Benimde dikkatimi çeken bir husus var. Filinta Mustafa filminde Yahudi Miloş ile birlikte çalışan hain bir adam Efendi Cemil. O kadar Osmanlı Türklerini hunharca kalleşçe pusu kurarak öldürüyor. Ben şahsen bütün Türk milletinin bu filmi izlemesini isterim.

    Benin ecdadımı yani dedemin geçmişte ne kadar haince kumpaslar kurulduğu bilhassa ikinci Abdül Hamit’i zor durumda bıraktıkları açıkça görünüyor. Tıpkı bugünkü gibi katil Beşer Esad Suriye, Rusya, İran, İngilizler, Amerikalılar, Almanlar, Fransızlar gibi vs. devletlerin ülkemizin altını oydukları gibi içerideki düşmanlar nasıl bizleri katliamlarla mahvettikleri gibi yakın tarihte de öyle idi. İslam ile hiçbir alakası olmayan Efendi Cemil İslami kıyafet içerisinde ve yandaşları ile birlikte her türlü hainliği, şerefsizliği ve acımasız katliamları ile tanınmaktaydı. İslami kitaba göre münafık olan kişiler bugün de belli. Emanete hıyanet eder, yalan söyler, sözünde durmaz, husumete ileri gider. Efendi Cemil böyle idi.

    Zan gıybet ve ülkenin batırılması için ikinci meşrutiyette o paşalar hem de subay sınıfındaki paşalar ülkeyi mahvettiler. Almanya’dan jöntürkler adıyla gelen eşekçi Ahmet’in oğlu Hüseyin Avni Paşa beraberinde ki paşalar Abdül Aziz’in bileklerini kestiler, katlettiler. Bugünde bizim Güney Batı Suriye sınırında ki bayır bucak Türkmenleri mücadele verirken burada giden yardımları ispiyon yapan gazetelerde okuduk kişilerin yüzünden bir anda 160 kişi orada öldürüldüler. Görülüyor ki bizim içimizde ki casuslar gazeteci olsun ve diğer hangi vasıfta olursa olsun katil Beşer Esad’a oradaki Ruslara Nuseyri İran düşmanlarına yem oldular. Ama bizim Müslüman Türkmenlerimize yardım gitse idi onlar ölmeyeceklerdi.

    Demek ki içimizde ve dışımızda bulunan kaypak casuslar bizleri pusuya düşürüyor. Tıpkı kurtuluş savaşındaki gibi. Kandil dağlarından gelen düşmanlar Diyarbakır’da Sur’da Mardin’de güney doğu sınırlarında bizi içerden vurmak için ordumuzla savaşıyor. Biz bu günlerin bir an önce bitmesini arzu ediyoruz. Vay bee…. Efendi Cemil neymiş? Hak hukuk bilirmiymiş? Emanete hıyanet edermiymiş? Geçmişte beyler, ağalar, paşalar çok hainlikler yapmışlar ama efendilerin hainlik yapmasını da Filinta Mustafa filminde gördük. Diriliş Ertuğrul filmindeki dışardaki Moğollar bir taraftan tapınak şövalyeleri bir taraftan haçlı orduları da bizi o gün için Ertuğrul Gazi’yi Diriliş filminde görüldüğü gibi içerde de Müslüman kisvesindeki Türkler Ertuğrul Gazi’yi yok etmeye çalıştılar. Bu günde aynı düşmanlar başımızdaki yöneticileri yok etmek için elinden geleni yapıyorlar.

    Devamını Oku

    Isparta Milliyetçiliği

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    O kadar Isparta Milliyetçisiyiz ki bilemezsiniz. Bayraklarla donattığımız ve çöp kamyonlarının önüne kadar taktığımız Bayraklar bize neyi hatırlatıyor. 2 ay önce ve bu güne kadar gelen enteresan  bir olayı anlatacağım.

    Hatta bu konu özel olarak Vilayet Özel Kalem Müdürü Yılmaz Karademir’in masasından Sayın vali Vahdettin ÖZKAN’ a verildi. Bana dönük cevap verilmedi. Isparta’nın bağrından kopmuş, Isparta’nın havasını suyunu almış, çocukluğundan beri burada büyümüş. Eski adı acemler yeni adı Yayla Mahallesi İsmet Paşa Caddesi’nin bitimindeki Camlı Camii olarak bildiğimiz ibadethanenin yakınlarında ikametgahı olan öz be öz Ispartalı genç 15 kamu kuruluşuna müracaat ediyor.

    İş bulmak için değil sadece kurum değişikliği ile aynı derece veya kadrosu ile 657 yasaya tabi olmak üzere 15 yıla yakın hizmeti olan bir memur. Daha sonra Burdur-Isparta Üniversiteleri’ne müracaat ediyor. Netice yok.

    İlçe kaymakamlıklarından yine beyhude arayışlar boş çıkıyor. Dilekçe ile müracaatlar tam okunmadığından dıştan iş arıyormuş gibi şeklinde yanıt veriyorlar. Netice alınamıyor. Hatta Referanslar veriliyor netice yoktur. Yok. Çünkü bu Ispartalı Merkezimizde ve ilçelerimizde yüzlerce dışarıdan gelmiş Memur Müdür Çok var. O’na siz ithal kişiler diyorsunuz.

    Tunceli, Diyarbakır, Mardin, Elazığ, Van, Urfa derken çok öylesine çok ki hepsi de hayatlarından çok memnun. Şimdi önemli olan Yüksek okul mezunu olan çok becerili ve her yönü ile  Memuriyete haiz genç bir memur. Sekreterlik, Danışmanlık, Şoförlük, bilgisayar kullanımı programcı ve sair derken her yönü ile tam kamil Arif de bir kişi.

    Burada yüzlerce yabancı kişinin görev verilip işe alınan ve yıllardır Isparta içinde ekmek yiyen çok kalabalık bir kuruluş Amiri bu gencin çalışmakta olduğu kurumdan sicil özetini istiyor. Muvafakatını al gel diyor seni bizim kuruluşa alacağız diyor. Memur A. Y. Ankara’ya giderek Muvafakatını isterken O çalıştığı müessesede hizmet ettiği müddet içinde başarılı, üstün bir vasıfta çalışkan olduğu için vermek istemiyor. A.Y. Yine o kuruluştaki arkadaşları diyor eğer bakmakla yükümlü olduğun anne baba varsa bir rapor alırsanız olur’’ diyerekten rapor almasını istiyor. Böyle bir raporu bakmakla yükümlü olduğu Babasının kronik müzmin hastalığı dolayısı ile alıyor, mazereti dolayısı ile  A. Y. Ayrılış Muvafakatını Başkanlıktan alıp Isparta’ya geliyor.

    Eski yönetici Başkan ayrılınca bu kez yeni gelen Baş Amir Başkanlar Başkanı, Müdürler Müdürü Kral gibi büyük olunca A. Y. Almıyor. Nerelerden dolaşıp geldiği ise yine Ispartalı olan Bu Baş Amirin Babası kimdir? Bunlar neyin nesi diye araştırma yapmaya başlıyor. Binlerce yabancı ithal kişinin istihbaratı bitmişte sadece kuruma yatay geçiş yapacak A. Y. evinde babasından anasından akrabalarından soruşturulacak bilgi alınacak.  Vay be Adama Bak! Isparta sevdalısı öğretmenlikten emekli hem de İmam Hatipten mezun olmuş A. Y. incelemeye gidiyor. Yahu bu adam İlahiyatın üst düzeyinde ilim tahsil etmiş hem de Ispartalı arkasında namaz kılınmış bir kişi babası araştırılıyor. A. Y. nin de babası emekli Belediye’den soruluyor. M. Y. tanıyor musunuz?

    Emekli olalı 20 yıl olmuş genç personellere soruyor. İçlerinden yaşlı olanı ben tanıyorum. Isparta’nın Pirimehmet Mahallesi’nden O ’’ na Peygamber Mehmet derler’’ diyorlar. O kadar dürüst, şahsiyetli, şerefli, Ahlaklı bir adamdı ki en sonunda mahallesinde ve iş yerinde O’na Peygamber Mehmed adını takmışlar. Tabii gıyabında bu soruşturmayı yapan Müdürler müdür Amirler amirine babası ulaştırıyor. Benimle aynı okulda okumuş ama benim öğrencim değil diyor. Ispartalı Milliyetçi hemşerim yaşını başını almışsın daha ne istiyorsun. İmam hatip gibi bir okuldan mezun oluyor, Kur’an-ı Kerim’i öğreniyor, Hadis ilmini, Fıkıh ilmini ve diğer ilimleri tahsil ediyor. Bir de yüksek okula gidiyor. Sen daha ne istiyorsun? Nerede kaldı senin Ispartalı sevdan? Nerede kaldı senin Bayrakları sallaman. Demek hepsi gösteriş hepsi yalan.

    Bu adam kıbleye dönmüş de 5 vakit namazını kılmış ve kıldırmış mı tamam! Allah’ın huzuruna akit  koymuş ,  O’ na vaadlerini sunmuş, bilhassa bilhassa alnını secdeye koymuş mu daha ne istiyorsun. TOB Meclis Başkanı Osman Şahlan Isparta’nın yerlisi iyi bir aile dürüst bir kişi olduğu için Mağdur A. Y. Bu çocuğu yanına götürdüm. Elini öptü, kendini tanıttı. Özgeçmişini ve dosyasını verdi. 15 gün beklemesini söyledi. İlgili kuruma ileteceğini söyledi. Aradan günler geçti. Dilekçeler, evraklar, özgeçmişler ulaştı ulaştığı kadar ve sonunda Resmi Kurumlar Ankara’dan emir var. Tüm tayinler, nakiller, yatay geçişler, dikey geçişler durduruldu.

    Derken 2015 yılı başından beri A. Y. mağdur üstüne mağdur oldu. Konuyu açık bir şekilde Vali Yardımcısı Mestan Deniz ve Taceddin ÖZEREN’ e  sözlü olarak da anlattım. Maalesef Burası Isparta İnsanı eder Iskarta diye Şair Sümer ŞENOL’ un bir şiiri var. Hatırlarsanız. İthal Şehri Isparta Necip Fazıl’ın dediği gibi Kader bu… Böyle gelmiş böyle gider. Isparta dışarıdan gelenlere muhtaç onların mahiyetinde bulunacak ömürlerini böyle sürdürecek. Dışarıdan gelenler sahiden Isparta’yı seviyorlar mı? Kendi aralarında neler konuşuyorlar? Isparta ve Ispartalı hakkında biliyor musunuz? Tabii bilmiyoruz. Bu bunu yaşını başını almış, eğitimci geçinen ve yine kendi memleketinden olan yarın Mimar Sinan Camii’nden kalkan taputuna girecek olan Hemşerisine yardımcı olacağına altını kazıyor. Şahsen çağırıp da soramaz mıydı? Karşısındaki Yunan vatandaşı mı idi? Yoksa Doğulu mu, Karadeniz uşağı idi miydi? Camide bir safta durduğumuzda yanımızdaki, arkamızdaki, solumuzdaki, sağımızdaki ile kıblede bir yöne duruyoruz,  Allahımız bir     kitabınız bir peygamberimiz bir olurken; Fikirlerimiz neden bir değil? İşte burada ahirette yerlerimiz değişiyor. Nasıl mı? Allah’ın Dostunu dost bilip sevmek, derken kişi sevdiği ile beraberdir Hadisi Şerifi bunu doğruluyor.

    Sen bu dünyada kimi seviyorsan AHİRETTE de onunla beraber olacaksın ve olacağız kendime diyorum. Kusura bakma yanlış yapanlar ve batıl peşinde koşanlar Allah’a harp açmış. Haram yiyenler Haram satanlar ile nasıl olur da beraber oluruz bu mümkün değil. Ümmed olmak lazım. Bizim peygamberimiz Ümmetim diyor yani Yaratan  Allahımız’ a benim ümmetimi bağışla afv et, onları Cennetine koy diyor. Biz ümmet olmayı bırakmışız başka ırk peşlerinde koşmaya başlamışız. Ezan okununca hangi vatandaş oturupta  veya ayakta dinliyor. Kimisi telefonla konuşarak sövüyor sayıyor, kimisi şişeyi dikmiş ağzına içkisini içiyor, kimisi bilmem ne yapıyor saygı bu mu?

    Bayrağa gösterilen saygı ile Ezan okunması arasında fark görüyor musunuz? Aynı şey ikisi de adet olmuş diyoruz. İnsanı insan bilip yardımcı olmuyoruz vesselam…

    Devamını Oku

    MİLLETVEKİLİ ADAYLARI

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bundan önceki yazımda bahsetmiştim. Fikir, düşünce ve yorum yaparak Isparta’da tüm partilerde toplanan milletvekili adaylarının bilhassa AKP’nin çoğunluk adayları ile birlikte 60’a yakın müracaat sahibinin rüzgarın döktüğü yapraklar gibi olduğunu açıkladık.

    Daha sonra Ankaradan esecek olan fırtınanın bunların hepsini kaldıracağını listelerde değişiklikler olabileceğini söylemiştik. Temayül yoklamasına CHP riayet ederek halkın seçtiği adayları listesine koydu. MHP ise yine kendi içerisinde sevilen ve sayılan kişileri gündeme getirirken Tuncay Engin’in de yerini almasını arzu ettik. Vali Nuri Okudan’ın ve büyükelçimizin de canayakın bir kişi olduğunu halk arasında gördük.

    Ancak AKP temayül yoklamasında Mehmet AYBATILI yı ön yoklamaya sokması daha sonra çıkartması puan kaybına neden oldu. Madem neden ön yoklamaya koydunuz. 1. sırayı aldıktan sonra çıkartılması oldukça o çevrede geniş üzüntüye neden oldu. Kendi anlattığı gibi, 3. sırada olsaydı lokomotif görevini yaparak 3 milletvekilini kazanabileceklerini söylemişlerdi. Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın bir sözü var.Denenmiş denenmez. Artık Ispartalı aynı isimleri görmekten bıkmış, usanmış halleri var. Aktif ve faal olan daha yeni isimler görmek istiyorlar. Hal böyle olunca Ispartada oldukça değişik görüntüler meydana gelecek.

    SP ve Birlik partisinin birleşmesi kızgınları, küskünleri, dargınları, heyecanlı öfkelileri kendinde toplayabilir mi? Tıpkı Hasan BALABAN’a kızan AKP’lilerin bir kısmı o dönemde 900 oyu olan SP’ye giderek Belediye Başkanı adayı olan Cevat GENCAY’a 8000 ‘e yakın oy aldırmaları idi. Balaban’ın başkanlık adayı oyu ise, 32.000’de kaldı. Ziya GÜNAYDIN 39.000 oyla ikinci dönem Belediye Başkanı oldu. 3. dönem başkanlığında ise geri dönen SP oyları Nuri UZAKTAŞ başkanlık adaylığında 38.000 rakamlarına ulaşırken bu kez Ziya GÜNAYDIN AKP ve dış kaynaklardan gelen artış oylarla 50 binin üzerinde oy alarak üçüncü kez Belediye Başkanı oldu.

    Şimdi buradaki gezginci oylar bu seçimlerde nereye gidecek? Susanların oyları kızgınlardan daha mı çok? Geçtiğimiz milletvekili seçimlerinde 30 bin küsur oyu olan CHP Ali Haydar ÖER’in milletvekilliğini 50 bin üzerinde 20 bin artışla Isparta Milletvekili yaparken bu günkü tablo neyi gösterecek? 90’lı yılların milletvekili seçimlerinde Mehmet AYBATILI 50 bin gibi bir oyla milletvekilliğine giderken Başbakan Tansu ÇİLLERİN zamanı itibariyle merkez barajını geçemeyince milletvekili olamadı. Bu dönemde belki MHP üç alır.Belki de CHP 2 alır, belki de geçen dönem olduğu gibi AKP iki MHP bir, CHP bir olur.

    Seçime yakın günlerde Başbakan Prof. Dr. Davutoğlu  gelecek Ispartalılara hangi müjdeyi verecek, hangi paketleri açacak? Sözler ne kadar tesir edecek? Tesir etmezse Ispartalı 2 MHP, 1 AKP, 1 CHP çıkartırsa ne olur? Her şeyin gerçeğini, doğrusunu ALLAH bilir desek yerinde olur. Biz neyi biliyoruz ki, HER ŞEYİ BİLEN MEKANDAN MÜNEZZEHTİR. Bir Ispartanın içerisinde şimdiye kadar 10 yıldır yapılamayan Çevre yolunu biliriz. Kazaların adresi olan trafik riskli Üniversite yolu halen rahatlayamadı.

    Türkiyede çevre yolu olmayan tek il Ispartadır. Antalya Bölge Müdürlüğüne Karayolları Genel Müdürlüğüne kazaları görüntüleyen resimleri gönderdim. Sen kimsin dercesine ilgi bilgi göstermediler. Isparta bu kadar sahipsiz mi? Yeni Çevre yolunun etraflarında, kanarlarında lokantalar, petrol istasyonları Isparta ürünlerini teşhir ve satan dükkanlar, işyerleri açılsa iyi olmaz mı? Tıpkı Afyon çevre yolunun çevresindeki gıda ürünlerini satan mağazalar gibi. Antalya Alanya sahil şeridindeki konaklama tesisleri ile Akdeniz ürünlerini üreten, satış yapan mağazalar gibi.

    Sav girişinin Davraz eteklerinden kuzeye doğru uzayan çevre yolu eğirdir kavşağından doğuya ve TOKİ altlarından Gönen kavşağına kadar veyahut karayollarının hazırlayacağı proje göstergesine göre bu yolun yapılması Ispartanın ceviz kabuğunu kırması demektir ki işte büyük Isparta böyle bir atılımla kendini gösterecek. Bu milletvekilleri ile mi….                  

    Devamını Oku