⚡ AMP
Yazarlar

Güçlü Orduya Bir De Ekonomik Görev Verelim Mi?

Şimdi biraz ezberleri bozacak bir soru soralım.

Afşın Topçu
16 Ağu 2026 · 12:16
5 dk okuma

Şimdi biraz ezberleri bozacak bir soru soralım.

Güçlü bir ordu sadece düşmanı sınırdan uzak tutmak için mi vardır, yoksa ülkenin cebini de biraz koruması gerekir mi?

Hani bizim bildiğimiz şekliyle…

Sınırda duracak.

Düşman gelirse vuracak.

Ülkeyi koruyacak.

Sonra da bütçesini devletten alacak.

Bitti.

Gerçekten bitti mi?

Bence bitmedi.

Hatta tam tersine…

Asıl hikaye burada başlıyor.

Biraz geriye gidelim.

Osmanlı İmparatorluğu’na bakalım.

Bugün haritaya baktığımızda:

“Ecdad bayağı büyümüş.”

diyoruz.

Gerçekten de Avrupa’nın önemli bir bölümünden Kuzey Afrika’ya, Mısır’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan bir coğrafyadan bahsediyoruz.

Ama o büyüklük sadece haritada boyanmış toprak demek değildi.

Çeşitli bölgelerden alınan vergiler ve ekonomik yükümlülükler vardı.

Yani devletin askeri gücü, siyasi nüfuzuyla birlikte ekonomik bir sonuç da oluşturuyordu.

Şimdi buradan günümüze gelelim.

Bugün gidip:

“Bizim ordu güçlü, hadi verginizi verin.”

diyemiyorsunuz.

Çünkü dünya değişti.

Ama bir şey değişmedi:

Askeri güç hala ekonomik ve siyasi güç üretebiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’ne bakalım.

Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip.

Ama Amerika’nın yaptığı sadece:

“Benim ordum güçlü, bana bulaşmayın.”

demek değil.

Adamlar bu gücü aynı zamanda ekonomik bir sisteme dönüştürüyor.

Güvenlik satıyor.

Mesela Suudi Arabistan’a bakın.

Amerika’nın bölgedeki güvenlik ilişkileri sadece:

“Al sana uçak, güle güle kullan.”

şeklinde değil.

Güvenlik paketi de var.

Standart paket:

“Silah al.”

Bir üst paket:

“Silah + eğitim.”

Premium paket:

“Silah + teknoloji + bakım.”

VIP paket:

“Silah + teknoloji + lojistik + güvenlik ilişkisi.”

Müşteri de:

“Abi VIP olsun.”

diyor.

Amerika:

“Kartı uzatın.”

Şimdi burada Amerika’yı eleştirmekten bahsetmiyorum.

Tam tersine…

Bir devlet askeri gücünü nasıl ekonomik ve stratejik güce dönüştürüyor, ona bakıyorum.

Çünkü Amerika’nın sattığı şey sadece demir, çelik ve elektronik değil.

Güvenlik kapasitesi.

Ve güvenlik kapasitesinin de ekonomik bir değeri var.

İşte Türkiye’ye geldiğimizde benim kafama takılan mesele tam burada başlıyor.

Biz güçlü bir orduya sahibiz.

Savunma sanayimiz gelişiyor.

İHA’larımız var.

SİHA’larımız var.

Gemilerimiz var.

Helikopterlerimiz var.

Füzelerimiz var.

Radarlarımız var.

Elektronik sistemlerimiz var.

Mühendislerimiz var.

Üstelik bunların bir bölümünü artık başka ülkelere satıyoruz.

Buraya kadar güzel.

Ama neden bunun ekonomik boyutunu daha büyük düşünmeyelim?

Çünkü güçlü ordunun maliyeti var.

Personeli var.

Bakımı var.

Mühimmatı var.

Yakıtı var.

Ar-Ge’si var.

Teknolojisi var.

Bunların hepsi para.

Peki bu para sadece vatandaşın cebinden çıkan vergilerle mi karşılanacak?

Vatandaş:

“Abi zaten vergi veriyorum.”

Devlet:

“Biraz daha.”

Vatandaş:

“Abi gerçekten kalmadı.”

Devlet:

“Cüzdanın arkasına baktın mı?”

Vatandaş:

“Orada da fiş var.”

İşte bütün bunları sadece vatandaşın sırtına yüklemek sürdürülebilir değil.

Güçlü ordu varsa, bu gücün ekonomik geri dönüşü de olmalı.

Bakın burada yanlış anlaşılmasın.

Ordunun görevi ticaret yapmak değildir.

Ordunun görevi ülkeyi korumaktır.

Ama güçlü bir ordunun oluşturduğu;

güvenlik kapasitesi ülkeye ekonomik değer kazandırabilir.

Asıl mesele bu.

“Ordumuz güçlü.”

Tamam.

Peki bu güç ekonomiye ne kazandırıyor?

Asıl sorumuz bu olmalı.

Çünkü vatandaşın ödediği vergilerle güçlü ordu kurmak önemli.

Ama güçlü ordu ile para kazanmak daha da önemli.

Bizim de güçlü ordumuzu sadece:

“Allah korusun, savaş çıkarsa hazırız.”

noktasında bırakmamamız gerekiyor.

Elbette savaş çıkmasın.

Hatta güçlü ordu zaten bunun için var.

Savaş çıkmasını engelleyecek kadar güçlü olmak için.

Ama o gücün oluşturduğu caydırıcılık, ekonomiye de yansımalı.

Çünkü güçlü devlet, vatandaşına vergi yükü bindiren değil;

sahip olduğu gücü ekonomik değere dönüştüren devlettir.

Belki de bizim biraz unuttuğumuz şey bu.

Amerika bunu yıllardır farklı biçimlerde yapıyor.

Osmanlı bunu kendi döneminin şartlarında yaptı.

Bugün başka ülkeler de askeri güçlerini ekonomik ve siyasi nüfuza dönüştürmeye çalışıyor.

Biz ise hala:

“Ordumuz güçlü mü?”

diye soruyoruz.

Bence artık bir soru daha sormamız gerekiyor:

“Ordumuzun gücü Türkiye’ye ne kadar ekonomik güç kazandırıyor?”

Çünkü güçlü ordu elbette ülkeyi korumalı.

Ama mümkünse…

Ülkeyi korurken,

Güvenlik işbirlikleri geliştirsin.

Ve ekonomiye geri dönüş sağlasın.

Yoksa sistem şöyle olur:

Vatandaş vergi verir.

Devlet savunmaya para harcar.

Ordu güçlenir.

Vatandaş bir daha vergi verir.

Sonra bir daha…

Bir noktadan sonra vatandaş:

“Komutanım, ben bu ordunun hem piyadesi hem finans departmanı oldum.”

der.

İşte o zaman mesele biraz karışır.

Benim söylediğim şu:

Güçlü ordu şart.

Ama güçlü ordunun ekonomik aklı da şart.

Çünkü dünya artık sadece:

“Kim daha güçlü?”

diye sormuyor.

Bir de:

“Kim gücünü daha iyi paraya ve nüfuza dönüştürüyor?”

diye soruyor.

Ve galiba biz artık bu ikinci soruyu da sormalıyız.

Çünkü güçlü ordu ülkeyi korur.

Ama doğru kurulan sistem, güçlü ordunun ülkeyi zenginleştirmesini de sağlar.

Hem de mümkünse…

Bu sefer faturayı sadece vatandaşa göndermeden.

Biraz da dünyaya gönderelim.

afşın topçu Ekonomi Ordu
Paylaş f X TG