Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nazmi Süldür
Nazmi Süldür

BİZ, BİSİKLETE BİNER, TOPRAKTA OYNARDIK..!

Sevgili okurlar; bugün size çok hoşunuza gideceğine inandığım çocukluk anılarımdan bahsedeceğim. Bu yazımı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının anısına, bir insanın yetişmesindeki en önemli unsur olan çocukluk döneminin önemini vurgulamak ve ileriki yaşlar için ne kadar önem arz ettiğini belirtmek üzere bir defa daha kaleme aldım.

1960 yılıydı bisikletle tanışmam. Ne kadar sevinmiştim anlatamam. Babamın görevi dolayısıyla Keçiborlu Etibank Kükürt İşletmesinde idik. 6 yıl öncesi orada doğmuşum. Çok güzel bir çocukluk geçirdim. Lise hayatıma kadar orada geçirdiğim o güzel yılları unutamam. O tarihlerde Keçiborlu da, Kükürt İşletmesi sayesinde gelişmiş, sosyal ve geniş kültürlü bir ortam vardı. 1970 yılına kadar (biz o yıl ayrıldık oradan) orada yaşam süperdi.

Bu hava, işletmenin kapatıldığı 1980 li yıllara kadar sürdü. Kükürt İşletmesi içerisinde disiplinli, seviyeli, her türlü sosyal etkinliği bulabileceğiniz çok müstesna bir yaşam vardı. O tarihlerde, bugün bile olmayan iş ve sosyal yaşam ortamı hem biz çocuklara hem ailelerimize hem de Keçiborlu halkına olumlu bir şekilde yansıyordu.

Sizlere biraz daha açarak anlatayım. O zamanki yaşantıyı hala özlerim. Biz çocuklar üzerindeki etkisi çok büyüktür. O zamanın Keçiborlu’sunda yetişmiş tüm insanlar son derece kültürlü ve sosyaldi. Eğitim seviyesi üst düzeydeydi. O devirde birlikte yaşadığımız tüm insanlar, günümüzün süper gelişmelerinden biri olan Demokratik açılımlara bile ihtiyaç duymaksızın yaşamlarını, biz birlikte Türkiyeyiz düsturu ile devam ettiriyorlardı(!).Hiç bir insanın, birlikte yaşadığı komşusu ve arkadaşının, etnik kökeni, dini ve siyasi görüşü sorun olmayı bırakın, aklına bile gelmezdi. Yurdumuzun her kesiminden, her kültüründen, her çeşit güzel insanlar vardı. Demokratik yaşam biçiminin mükemmeliyetini ilk orada yaşayarak öğrenmiştim. Çünkü işletmede görevli mühendis, memur, müdür, vb kişilerin çoğunun eşi öğretim üyesi veya öğretmendi. Eş durumundan mecburen Keçiborlu’da hizmet yapmak zorunda idiler. Söylediğim gibi bu durum 1940 lı yıllarda başlamış olup, gelişmekte olan ülkemizin bir köşesinde medeniyet meşalesi olarak etrafını aydınlatıyordu. Ne yazık ki en fazla ortaokul vardı. Lise ancak 1972 de açılmıştı. Ben 1968 de liseye başladığımda otobüsle Isparta ŞAİK Lisesine gidip geliyordum.

Kükürt İşletmesi içerisindeki sosyal ortamda, yok yoktu. 100 e yakın lojmanda yaklaşık 400 kişi yaşardı. Herkes birbiri ile son derece samimi ve kaynaşmış durumda idi. Çünkü o ortam, Türkiye’nin dört bir tarafından gelen insanların toplandığı bir kültür mozaiği idi adeta. 100 ailenin 1 aile imişcesine yaşadığı, herkesin tüm özelliklerini ve güzelliklerini sergilediği müthiş bir platformdu. İşletmemizde hastane, sinema, park, lokal, yemekhaneler, fırın, şimdiki marketler gibi her şey bulunan bir kantin, futbol, voleybol basketbol

sahaları ile 2 de Tenis Kortu vardı. 1960 da 6 yaşımda tenis oyuncusu idim. Kışın kayak yapardık. Yazın biz çocuklar için lojmanların arkasındaki kayalarda büyüklerimiz tarafından oluşturulan kalelerde savaş oyunları oynar, kamp yapardık. Çoğu zaman büyükler de biz çocuklara katılırdı. Haftada 2 gün akşam büyüklere, hafta sonu öğleden sonra çocuklara sinemamızda film gösterilirdi. Yine 3 ayda bir tiyatro gelir, bazen de işletme içerisindeki gençler oyun hazırlayıp sergilerlerdi. Büyük lokalde her ay düzenli olarak yemekli eğlence yapılırdı. Her gün ayrıca lokalde 3 öğün yemek çıkardı. Lokalin önünde park, içerisinde ayrıca çocuk parkı vardı. Her yaz isteyenlere Türkiye’nin çeşitli turistik bölgelerine işletmenin otobüsü ile geziler düzenlenirdi. Akşamları çok aile kendi başına yemek yemez. 2-3 komşu birinin evinde birleşir, kendine has kültürleri ile hazırladıkları yemeklerini de birleştirir, öyle yerlerdi. O birlikteliklerde tüm Türkiye vardı. Biz çocuklar için yeryüzü cenneti idi. Tüm imkanlara sahiptik. Sabah akşam okul dışında bir saat ödev yapar sonra sokakta oynardık. Biz Allaha şükür sokakta oynayarak doğanın bağrında büyüdük.Toprakta oynadık, çamura bölendik, gıdamızı topraktan aldık, Ağaçların tepesinde doğal meyvelerle büyüdük, komşu bahçelerden erik çaldık, düştük,ayağımız,kafamız yarıldı,derelerde suya girdik, 5 saat durmaksızın top oynadık,terli terli su içtik, yaramazlıklar yaptık, annelerimizden çok temiz sopalar yedik. Yani biz adam gibi adam olarak doğanın bağrından geldik.

İlkokulu 19 Mayıs ilkokulunda Halit hocamda okudum.50 kişi idi sınıfımız. Ama bir dünya iyisi Halit Hocam sayesinde çok iyi yetişmiştik.

O zamanlar bitirme sınavları olurdu. Öyle 5.sınıfı bitirmekle herkes ilkokul mezunu olmazdı. 5.sınıf sonunda olgunluk, bitirme sınavı yapılır geçenler ilk okuldan mezun olurdu. Şimdiki gibi herkes ilkokuldan mezun olamaz, olanlar orta okula devam eder, olamayanlar çıraklığa verilirdi. Hiç olmazsa şimdiki gibi herkes hiçbir şey olamaz değil, herkes bir şey olurdu. Mesela dışarıda okuyup memleketine gelen adam, ilkokulda birlikte okuduğu arkadaşında traş olurdu.

Memlekette o zamanlar sınav derdi olmadığı için çocuklar yaradılışlarının gereği doğada oynayarak büyür ve gelişirdi. Şimdiki yaşıtlarına göre daha sağlıklı ve daha bilgili olurlardı. İnsan gibi insan olurlardı…

Bisiklet diye başladın anlattıkça anlatıyorsun diyorsunuz . Biliyorum.

Bisiklet işin bir parçası size herkese nasip olmayacak ama olması gereken şekilde yaşadığım o güzel çocukluk hayatımı o güzel ve örnek günleri anlatıyorum.

Bisikletle ilk tanışmam 1960 yılıydı demiştim. İlk okul 1. sınıfa başlayacağım günlerdi. Babamın bir mühendis arkadaşı Fransa’ dan gelirken alıp Türkiye ‘de binerim diye getirdiği Peguet (Pejo) marka 3 vitesli süper bisikletini aşırı şişmanlayıp rahatsızlanınca, babama” senin Nazmi ‘ye vereyim ele gitmesin “diye cüz’ i bir fiyata vermiş.Babam da satın alıp bize hediye etmişti. Hayatımda bisikletle tanışmam böyle olmuştu, ama böyle ilginç bir araçla tanışmam daha

süperdi. O zamanlar Türkiye ‘de çeşitli bisikletler vardı ama her halde böylesi hiçbir yerde yoktu. Hemen bir haftada bacaklarım yetişmese de yandan çarklı binmeye başladım. Tüm dünyalar benimdi tabi ki, ama arkadaşlarım arasındaki havam bir başkaydı. Tüm arkadaşlarımı da bindirirdim. Biz paylaşmacı eğitim alıyorduk. Şimdiki gibi bencil nesil değildik. Herkes her şeyini yine herkesle paylaşırdı. Ama herkes de malının kıymetini bilirdi.

O bisiklete 19 sene ben, kardeşim Ayşe ve tüm çocuklar bindik, Defalarca devrilmesine,türlü kazalar geçirmesine rağmen lastik patlaması dışında bir şey olmadı. Öyle sağlam bisiklet bir daha görmedim. 19 yılın sonunda da o bisikleti bir aile dostumuzun oğluna hediye etmiştik. Takip ettiğim kadarı ile bir 6-7 sene de o bindi. Ondan sonra ne o canım bisikletimi gördüm ne de son sahibini. …

1960 yılından sonra bisiklet benim hayatım olmuştu. Her gün babam okuldan sonra 1 saat binmeme izin verirdi. Bisiklete bindiğim zaman bulutların üzerinde uçarmışcasına mutlu olur, indikten sonra siler, zincirlerini, göbeğini , tekerleri yağlar, bodrumdaki yerine özenle koyardım. Çok zamanlar onunla bir insan gibi konuşurdum. 2-3 yıl sonra biraz daha büyümüş, bisikletimi tam bir hakimiyet sağlayarak kullanır olmuştum. Hatta çeşitli cambazlıklar da yapıyordum. Kız kardeşim Ayşe de benim kadar, hatta benden daha korkusuzca binerdi. Erkek Ayşe denmesinin hakkını da verirdi . Bazen ben abisini (ben biraz hassastım, kavgaya pek gelemezdim, hala da öyleyim) bana sataşmak isteyenlere karşı da korur, onları hırpalardı . Bisiklete öyle delicesine binerdi ki onlarca defa düşüp yaralanmış 2 defa da köprüye çarpıp uçarak burnunu kırmıştı.Benim Pejom’ un en önemli özelliği vitesli oluşu idi. Daha 1980 ler den önce Türkiye’de vitesli bisiklet yoktu. Rampaları soluksuz çıkar düz yolda Jawa Motorsikletlerle yarışacak hıza ulaşırdım.! 1969 lar da çıkan mobiletler hiçbir koşulda benimle yarışamaz, deli olurlardı. Onun için benim bisikletim hem Keçiborlu ‘da iken , hem de Isparta’ya geldikten sonra bisikletler arasında Ferrari havasında idi. Çok kişi bir defa binmek için can atardı.

Bisikletime biraz ara verip, İlkokul yıllarıma geri dönelim. 19 Mayıs ilkokulu 5 derslikli ama kalabalık bir okuldu. Keçiborlu’ nun en eski ve köklü okuludur. Sonra öğretmen evi olarak kullanıldı, şimdi de yıkılmış. Şimdiki Hükümet binası bizim okulun önüne yapıldı hiç unutmam . Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel açılışını yapmıştı. 1962 olabilir. Rahmetli babaannem beni tutup Cemal Gürsel’in elini öptürmüştü. Rahmetli Babaannem eski Osmanlı ordusuna mensup bir subay kızı idi. Bayramları, özel günleri ve erkanı severdi.

Okul işletmeye 1500 metre uzakta idi. Ama imkan olmasına rağmen servisle falan da gitmezdik. Yerde bir metre kar da olsa kendimiz bata çıka gider gelirdik. Kış ta olsa , yaz da olsa soğuk , sıcak demez çocukların en büyük gıdası olan sokakta oyunumuzu oynardık. Bugünlük bu kadar yeter. Gelecek yazımda o

zamanlar oynadığımız oyunlardan ve çocukluğumuzdan devam edeceğim. 23.04.2013.

Sağlıcakla kalın. Sevgili okurlarım. SAYGILARIMLA.

NAZMİ SÜLDÜR

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER