Bu Şehir Yapıştı üstüme,
Silemiyorum, atamıyorum gül kokuyorum
Ama bırakamıyorum, bıkamıyorum,
Başkasına bakamıyorum
Ben de sen gibiyim ey şehir
Senin kadar yorgun
Ve siyasi malzeme olmuşum,
Senin kadar yakılmış yakıştırılmış
İşine gelmeyince bir köşeye sıkıştırılmış
Lafa gelince mangalında külü bırakılmamış
Ve şimdi yalnızım, sensizim,
Ve sessizim istasyon parkının yolları kadar,
Gazi Kemal gibi yıkık dökük duvarlarım,
Pencerelerim yanık yırtık perdelerim yok,
Eski üzüm pazarı kadar kafam karışık,
Buğday caddesi kadar cafeyle dolmuşum,
Pub’a bar’a bulaşmış içim dışım sarhoşum
Çay boyu kadar uzun düşüncelerim
Mimar Sinan caddesi kadar trafiğim karışık
Kaymakkapı meydanındaki heykel gibiyim
Sessiz sakin ve selam veriyorum
Gelene-geçene
Silüeti bozmasın duruşum sakın bedestenin kapalı çarşının
Dökülüyor Büyük Otel gibi sıvalarım badanalarım
Yarıda bırakılmışım Ticaret Merkezi Kadar
Ne yıkılıyorum ne yapılıyorum
Yollarım dar yenim dar oynayamıyorum
Bir küçük dar şehire otobüs gibiyim sığamıyorum.
Artık siyahım Afrikalı kadar, peşmergeyim ırak kadar
Anlamaya çalışıyorum yabancılaşan
Özünden, sözünden uzaklaşan bir şehri.
Benim Bıraktığım Her Şey Aynı duruyor
Şehir bile ama ruhu bu değil.
Eskiden kar gibi buz gibi suyu akardı
Karbuz çeşmesinin
Şimdi her şey para akıyor , Ben ne diyeyim.
