Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Selçuk Demirgil
Selçuk Demirgil

NASA NE SAKLIYOR? (Yeni)

Nasa Ne Saklıyor?

Mars Gezegeninde 4 Temmuz 1997 tarihinde inen Parthfinder (Kaşif) uzay aracı NASA’ya çektiği resimleri yollamaya başladı. Bu resimleri dünya ajanslarına satan kurumun fotoğraflarındaki “karartılar” dikkat çekmeye başladı. NASA, bu fotoğraflar için link hatlarındaki problemler yüzünden bazı fotoğrafları net alamıyoruz açıklamasını yapıyordu.

Elbette nasa birşeyler saklayacak. Saklamasının başlıca nedeni amerikan ulusal çıkarları ve keşfedilen teknolojinin kullanım ve araştırma hakkının sadece amerikaya ait olması düşüncesidir, tabi bunun yanında dünya dışı yaşamla temasın kabullenilmesi halinde henüz buna ne psikolojik ne sosyolojik nede zihinsel ve bedensel disiplin olarak hazır olmayan insanlığın çok büyük bir kaosa sürükleneceği gerçeğide pay sahibi.

Ancak Mars’ı İnternet’ten izleyen bomba gibi bir açıklama ile karşı karşıya kaldılar. Açıklama şöyleydi: “NASA dünya kamuoyundan bir şeyleri gizlemek için fotoğrafları özellikle karartıyor. Bu açıklama ile birlikte NASA’nın İnternet’te net olarak yayınlanan ikinci fotoğrafta, kubbe şeklinde cisimler görülüyor. NASA’nın yayınladığı bu fotoğraflarda ise bu cisimlerin olduğu yer, bant çekilmiş gibi karanlık…”

İsmini gizli tutan bir NASA yetkilisi “Bu temiz fotoğrafı nasıl elde ettiğimi sakın sormayın” diyor ve ekliyor “Temiz fotoğraflarda görülen kubbe şeklindeki cisimler göz yanılması da olabilir. Ancak NASA yetkilileri, kendi gördükleri her şeyi herkesin görmesini istemiyorlar.”

NASA’dan sızan bazı resimler bize Amerikalıların ısrarla başka gezegenlerde hayat olduğu ve temasa geçerek bilgi sahibi olduklarını gösteriyor. Buradaki amacın sebebi elde edilecek bilgi ile teknolojik olarak daha da ileriye gitmek istemeleridir. 1970’lerin başlarında TRT’nin siyah-beyaz ekranlarında yayınlanan UZAY YOLU dizisinin gerçek olmasına az bir sürenin kaldığına inananların sayısı bugün milyonları bulmuştur. Çünkü Uzay Yolu dizisinde kullanılan birçok ürünün mesela küçük telsizlerin, otomatik kapıların kendiliğinden açılması, Gezegene inen mürettebatın cep telefonları aracılığıyla ana gemi ile konuşmaları teknolojik olarak günlük hayatımıza girmiştir.

Tıbbi konularda gerçek olurken, insanların bir yerden bir yerlere ışınlanması yakında gerçek olacaktır. Bunun ile ilgili olay ise meşhur Philadelphia Deneyidir. 1943 yılında 2’nci Dünya Savaşının en kanlı günlerinde yapılan bu deneyde Virginia ile Norfolk limanları arasında bir destroyer ışınlanmıştı. İçindeki mürettebat ile gerçekleşen olay sonucunda tüm mürettebat deney sırasında ve sonrasında ölmüştü. Amerikalıların bu çalışmaları hala sürdürdüğünü görüp, bu deneylerin boş bir uğraş olmadığını anlamak için uzman olmaya gerek yok.

Gerçek şudur: Uzay Gemisi Atılgan gibi bir uzay gemisi yaparak Uzay’daki diğer gezegenlere gitme fikri artık gerçek olma aşamasındadır. Sadece bu teknolojiyi bulmak kaldı. Sorun süre sorunudur.

Biz yine NASA’ya dönelim neden elindeki bilgileri saklıyor. Çünkü kendi bilim adamlarıyla başarıya ulaşmak istiyor. 51’nci Bölge olayında olduğu gibi. Oraya zaten bir uzay gemisinin üştüğü, sağ veya ölü bir çok uzaylı cesedinin bulunduğuna hala inanılıyor. Her ne kadar resmi makamlar yalansa bile. Siz çok üstün bir teknolojiyi çözebilecek bilgiye veya cihazlara sahip misiniz? Dünyanın Kurtuluş Günü adlı filmden hatırlarsanız şöyle bir şey vardı. Dünya’yı istila eden uzaylılara karşı son çare 51’nci bölgedeki Uçan Daire’yi kullanarak savaşı kazanmaktı. Sonuçta filmin kahramanları bu Uçan Daire ile uzaylıların gemisini yok ederek, dünyayı kurtarıyorlar. Bizim de ileri sürdüğümüz gibi bunların gerçek olması hiç kimseyi şaşırtmayacak. 1947 yılından bu yana geçen süreçte Amerikalı bilim adamlarının incelemelerini sürdürdükleri Uçan Daire’yi çalıştırıp, çalıştırmadıkları bilinmiyor. Yasak bölge bugün herkese kapalı, geceleri ise garip cisimler ve ışıklar görülmeye devam ediyor. Belki de UFO’yu çalıştırdılar ya da benzerlerini yaptılar. Sonuçta bugün Amerikalılar Uzay konusunda çok ileri derecede çalışmalar yapıyorlar ve elde ettikleri bilgileri de kesinlikle kimseyle paylşamıyorlar.

Nasa’nın birşeyler sakladığı biraz astronomi, astrofizik,astrobiyoloji ve bunların tarihsel gelişimi ile birlikte insansal inanış biçimlerinin yani gerek semavi gerek materyalist dinsel yaklaşımlar hakkında meraklı amatör arştırmalar dahi yapan insanların kolaylıkla anlayabileceği bir gerçektir. Tarih dönemleri içerisinde kabile yaşantısı süren toplumlardan tutunda, daha komplike bir hayatı benimsemiş toplumlara kadar hepsinin yazılı belgelerinde, mağara resimlerinde,hiyerogliflerde,k utsal kitaplarda henüz bazılarını çözememiş olsakta gökten gelenlerden bahsedilmektedir. Şimdi nasaya sorulacak soru şu; günümüz bilişim dünyasında dünyanın her yerinde paylaşmak istediğiniz herşeyi milisaniyeler içinde dünyanın heryerindeki insanlara ulaştırmak mümkün.

Peki bundan 2-3 bin yıl önce dünyanın farklı kıtalarında yaşayan ve astronomiyi yüksek tepelerde çıplak gözle rasat yaparak sürdüren olmec,sümer,babil,elam,asur,az tek,inka,aborijin,mısır medeniyetleri nasıl birbirine yakın zamanlarda( tarihsel gelişim açısından yakınlık) bazı şekilsel ve yöntemsel farklılıklar dahilinde aşşağı yukarı aynı şeyleri söylediler veya resmettiler.

Evet şunu kabul etmek lazım bu konu hem spekülatif hemde kişilerin inanışları üzerinde oynanarak rant aracı olarak kullanilabilecek bir konu. Ancak gerek amerikan gerek diğer ülkelerin sivil ve askeri pilotlarının gözlemleri, gerek elde bulunan (fotoshopla yapılmış veye tencere kapağı atılarak çekilmiş resim ve videolar dışında)resim ve videolar, her ne kadar spekülasyona açıkta olsa bu konunun açıklanması gereken bir konu olduğunu düşünen ve bu konulalrla ilgili araştırma programlarında çalışmış yetkili ve bilim adamlarının açıklamaları ve sonrasında ya istifa edip ortadan kaybolmayı seçmeleri yada beşlarına talihsiz olaylar gelmesi,veya benim gibi google earth ve microsoft worldwide telescope kullanıcılarının hala anlayamadığı bir konu olan güneş sistemi ve yakın galakside bazı koordinatların karartılması ki bu olay 2009 yılından sonra yoğun olarak yaşanmaya başlandı ve ne hikmetse bu olayın ilgili alanlarla ilgili materyal eksikliğinden kaynaklandığı gibi şaçma sapan bir açıklama yapılması, hepsinden ziyade dikkate şayan en büyük olay 1947 roswell olayıdır ki, olayla ilgili spekülatif tartışmalardan çok dünyanın bu olaydan sonra son 50 yılda nasıl teknolojik uçuşa geçtiği ki öncesinde insanlığın tarih boyunca teknolojik konuda aldığı yol 1950 ye kadar 100/10 ise 1950 sonrası geriye kalan 100/90 ı birden bire teknolojik patlamayla nasıl kat ettiği, 70 li ve 80 li yılların amerikan bilim kurgu filimlerinde gördüğümüz tüm aygıtların artık hayatımızın bir yerinde olduğu ve nedense ilk radara yakalanmayan uçak F-117 den tutunda atmosfer üstü uçuş yapabilen savaş uçakları,insanlı,insansız uzay görevlerinin neden hep amerikan öncülüğünde olduğu ve en son olarakta dünyada bilim ve din savaşını körükleyerek iki yapının birbiirinden yararlanmasını bu güne kadar çok iyi bir şekilde engelleyen amerikanın neden kendisinin gerek semavi, gerek materyalist dini inançları arştırıp bunları sürekli birtakım emelleri için kullandığı gibi sorular ortada bir kandırmaca olduğunu söyleyenlere komplo teorisyeni gözüyle bakılmasını gerektirmediği gibi en azından şüphe duyulmasını gerektirecek nedenlerdir.

Avrupada bulunan 31 ülke delegasyonunun aldığı idda edilen ve dünya dışı yaşamın artık insanlığa açıklanması gerektiği ile ilgili ancak bir türlü açıklanamayan karar, amerikanlı 7 bilim adamının arizona çölünde yapılan nükleer füze denemeleri sırasında ortaya çıkan 4 uçan dairenin füzeleri tek tek yere düşürdüğünü idda etmeleri ve bu bilim adamlarının akibetleri en azından şüphe duymayı gerektiren iddalar olarak hala cevap bulamamıştır.

Her zaman olayları akıl ışğında süzmenin ve mantıksal çerçevede yaklaşmanın gerekliliğine ancak açıklayamadığını reddetçi bir zihniyet olan materyalizmin bağnazlığında boğulmamanın bize hiç bir yarar getirmeyeceğine inanan bir birey olarak olaylara birde bu açıdan bakmanızı istiyorum, paylaşımda ve yorumda bulunan herkeze hiç bir çözümsel düşünceden zarar gelmeyeceğini hatırlatarak teşekkür ediyorum.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER