DOLAR 16,6804 0.24%
EURO 17,3737 -0.15%
ALTIN 967,99-0,49
BITCOIN 318839-4,80%
Isparta
20°

AÇIK

17:12

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

Selçuk Demirgil

Selçuk Demirgil

28 Mayıs 2014 Çarşamba

”BENİM YOLUMA UYUNUZ VE TÜRLÜ TÜRLÜ YOLLARA GİTMEYİNİZ”

0

BEĞENDİM

ABONE OL

”BENİM YOLUMA UYUNUZ VE TÜRLÜ TÜRLÜ YOLLARA GİTMEYİNİZ”  EN’AM:153 AYET

”…EY MUHAMMED ÜMMETİ RABBİNİZDEN SİZE İNDİRİLEN BU KİTABA(KUR’AN’A)
UYUNUZ.RABBİNİZİ BIRAKIP BAŞKALARININ ARKASINDAN İZİNDEN GİTMEYİNİZ…”

A’RAF: 3-4. AYETLER

Bu yazılar hiçbir yorum yapılmadan ELMALI’LI  M.HAMDİ YAZIR’IN Kur’an meallerinden  (Enam Suresi Ayetlerinden) alınmıştır.

İşte bu, yani yukarıdan beri açıklanagelen tek Allah inancı ile şu iki ayette Allah’ın tavsiye ettiği bu emirler ve yasaklar, bu on hüküm benim dosdoğru yolumdur. Doğrudan doğruya tuttuğum yolum; caddem, dinimin esası ve açık ve geniş yolumdur. * Sunun için siz de buna, bu benim yoluma uyunuz ve türlü türlü yollara gitmeyiniz. Çeşitli dinler, mezhepler, bid’at ve sapıklık olan çeşit çeşit yollar arkasında dolaşmayınız ki Sizi parça parça edip Allah yolundan dağıtmasın. Darimî’nin Müsned’inde de kaydedildiği üzere İbnü AAes’ud Hazretleri demiştir ki: “Resulullah bize bir düz çizgi çizdi, ‘bu rüşd yoludur’ dedi. Sonra bunun sağından ve solundan birçok çizgiler daha çizdi ‘bunlar da birtakım yollardır ki, her birinde bir şeytan vardır, ona çağırır.’ dedi. Sonra da bu ayetleri okudu”. Kısaca Allah’a gidilir sanılan birçok yollar vardır. Nitekim “Allah’a yol, yaratıkların nefisleri kadardır, yani o kadar çoktur” denilmiş. Fakat bütün bunların içinde gerçekten Allah yolu, Allah’a ulaştıran ve Allah’ın koyduğu, Allah ve elçileri tarafından davet olunan hak yol, doğru yol bir tanesidir ki, taraftarlarını toplayan, birleştiren, dağıtmayan, aldatmayan tevhid yoludur. Herhangi bir hususta hak birdir, batıl çoktur. Gerçi her bir olanın hak olması gerekmezse de, hak mutlaka birdir.

Çeşitli yer ve zamanlarda hakkın hükmü farklılık gösterebilir. Dün hak olanın her zaman için hak olması gerekmez. Batıdaki bir kimse için hak olanın, doğudaki için de hak olması gerekmez. Ve bu şekilde hak çok olur gibi zannedilebilirse de her birinde hakkın hükmü birdir, çok olmaz. Şirk, kökünden batıldır. Sonra hiçbir zaman farklılık ve değişiklik göstermeyen ve ilahî dinlerin, semavî kitapların hiçbirinde nesh edilmiş olmayıp hepsinde emir ve tavsiye edilmiş olan birtakım asıl hükümler vardır ki, bütün dinler bu noktada ittifak eder. İşte yukarda açıklanan on hüküm de bu çeşittendir. Bu ayetle açıklanıyor ki, bu emirler ve yasakların ilgisi yalnız muhataplara mahsus değil, Hz. Peygamberi de kapsar. Ve Resulullah bunları sürekli olarak yerine getirmiştir.

Yüce Allah’ın öteden beri emri ve tavsiye ettiği bu prensipler. Peygamberin doğrudan doğruya tuttuğu yoldur. Ve Peygamberin tuttuğu yol Allah yoludur. Ve Allah yolunu bulmak isteyenler, Peygambere uyup, bunları tutmalıdır. Ve bunun esası “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayınız” buyruğunca tek Allah inancında birleşmektir.

Bu birleşme de Peygambere uymakla gerçekleşir. Çünkü “Allah’a verdiğiniz sözü tutun” emri, ancak bu şekilde uygulanır. Bu hükümleri yerine getirmeyen ve bunlardaki haramlardan kaçınmayan; yani Allah’a ortak koşan veya ana babaya kötülük eden veya evladını öldüren veya fuhuş ve kötülük yapan veya haksız yere insan öldüren veya yetim malına el uzatan veya ölçüyü, teraziyi denk ve tam tutmayan, başkasının hakkına tecavüz eden veya söz söylediği zaman adalet ve haktan ayrılan veya Allah’ın ahidlerini yerine getirmeyen veya Peygamber yoluna uymayıp, türlü türlü yollara saparak tevhidden ayrılan kimseler ayrılığa düşer , perişan olurlar. İşte bunu, Peygamber yoluna uymak ve diğer farklı yollara uymamak hususunu Allah size tavsiye etti ki korunasınız. Kötülüklerden sakınıp ayrılık ve aykırılıktan kurtularak tevhid dairesinde İlahî korumada bulunasınız. Çünkü ittifak (birlik), ilahî bir kuvvettir. Birlik olanlar, ayrı olanlara daima üstün gelirler. Fakat batılda ve kötülükte birliğin hükmü de çabuk kaybolmaktır. Gerçek kuvvet, hakta birleşmektir. Bu da Peygambere uymak ve bu esaslara tutunup, daima birlik yönünü tutmakla olur.

159- Muhakkak ki dinlerini parçalayıp ayıranlar, dinin bazı hükümlerini tanıyıp, bazısını tanımayarak parçalayan veya dinlerini gerçek tevhidde toplamayıp, çeşitli emeller, mabudlar, metbûlar (kendisine uyulan) ve türlü türlü yollarla çataliandıran veya din, insanın iç dünyasına ve ruhuna aittir, dışına ve cismine karışmaz din insanın filan işine hakim ise de filan işine karışmaz; din başka, millet başkadır, demek gibi bir tavırla dinlerini birçok işlerinden ayıranlar. Hamze ve Kisat kırâetlerinde okunduğuna göre, bu şekillerden biriyle hak dinlerinden ayrılmaya kalkışanlar; gücünü birlik için

değil, ayrılık için harcayanlar ve grup grup olanlar, yani her biri ayrı bir başkana ve başka bir duygu ve isteğe taraftarlık ederek grup grup olup ayrılığa düşenler ki, müşrikler baştan başa böyle oldukları gibi yahudi ve Hıristiyanlar da böyle olmuşlar ve ne yazık ki, müslümanlar da her düşüş dönemlerinde bu durumlara düşmüşlerdir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) buyurmuştu ki: “Yahudiler yetmiş bir gruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Hıristiyanlar yetmiş iki gruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de yetmiş üç gruba ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir.” “O bir tane kurtulan grup kimlerdir ya Resulallah” sorusuna karşı da:

“Onlar benim ve ashabımın üzerinde gittiğimiz yolda gidenlerdir” buyurmuştu. Bundan da anlaşılır ki yahudilerden bir, hıristiyanlardan bir, müslümanlardan bir olmak üzere üç kurtulmuş grup (f ırka-ı nâciye) yoktur. Her zaman için bir kurtulmuş grup yardır ki, o da peygamberin ve ashabının yürüdükleri hak yol ve sıratı müstakim (dosdoğru yol) olan tevhid yolunda yürüyenlerdir. Diğerlerine gelince: Sen onlardan hiçbir şeyde ilgili değilsin. Dinlerini ayıranlar ve grup grup olanların ayrılıklarından, durumlarından ve felaketlerinden ne sorumlusun, ne de haklarında Allah’tan bir şey sorup istemeğe yetkilisin; ne onların sana tutunmağa ve gittikleri yolu sana isnad etmeğe hakları \zard\r, ne de senin onlara şefaat etmeye yetkin. Onlara yapılacak iş, uygulanacak emir, yalnız Allah’a aittir.

Ne yapacağını ancak O bilir. Sonra zamanı gelince O, onlara ne yaptıklarını haber verecektir. O zaman 164-înkârcıların Hz. Peygambere: “Ey Muhammedi Gel bizim dinimize dön, dünya ve ahiret ne istersen biz kefil oluruz” ve müminlere: “Geliniz, bizim yolumuza gidiniz, günahlarınız bizim boynumuza olsun” demelerine karşı de ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka bir Rab mi isteyeceğim? Halbuki herkes hiçbir şey kazanmaz ki, sorumluluğu kendi üzerine olmasın hem vebal (günah) yüklenen hiçbir kimse diğerinin vebalini (günahını) çekmez. Yani ne günah yapmakta, ne de cezasını çekmekte vekalet (vekillik) cereyan etmez. Herkes yaptığı günahı kendi yapar ve cezasını kendi çeker. Şu halde birinin diğerine “Sen şunu şöyle yap da günahı, cezası yalnız benim boynuma olsun” demesi yalandır. Günah yapan yaptığının cezasını çeker; öyle deyip yalan söyleyen, günaha teşvik eden de, bu yalanının, bu teşvik ve aldatmasının, bu kötü taahhüdünün cezasını çeker.

Başkasının günahını yüklenmeyi üzerine alan bu yalancı müteahhid, kendi taahhüdünün cezasını çekmekle diğerini kurtaramaz. Şurası açıktır ki, böyle demek, günahın failinden başka kimseye zararı olmaz demek değildir. Ancak her fiil, failine (yapıcısına) nisbet olunur ve her günahın, ilgili olanlara ilgisi oranında alakası bulunur, demektir. Sonra, siz ne kadar ihtilâf ederseniz ediniz, sonunda hepinizin dönüş makamı Rabbinizdir. Hepinizin Rabbinize bir dönüşü, bir dönümü olacaktır. O zaman O size ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir. O vakit, sonucu görecek, akı karayı seçecek, acıyı tatlıyı tadacaksınız. Şu halde bugün dünyada herhangi bir işi yapacağınız zaman, başka düşünceleri, farklı dinleri, mezhepleri, arzuları bırakınız da, yaptığınız, yapacağınız işin, bağlanacağınız din ve mezhebin, Allah katında ne olduğunu düşünerek ve bu son sorumluluğu hesap ederek, samimi bir niyet ve ihlâs ile hareket edin.

Devamını Oku

OSMANLI’DA PEÇENİN İLGİNÇ HİKAYESİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Peçenin tarihçesini inceleyince göreceğiz ki, Nur suresinin 31 ‘inci ayetinde müslüman kadın için tarif edilen örtünme ile peçe ve çarşafın hiçbir ilgisi yoktur.

Bu konuya temas etmekteki maksadımız bilhassa güneydoğu illerimizde hala peçe takmaya hevesli olan, peçeyi dinimizin bir parçası gibi kabul edenlerin bulunmasıdır.

Şikârı isimli tarihçi el yazması (Karaman tarihinde, 110’uncu sahifede) peçenin top-lum hayatımıza girmesini şu şekilde anlatmaktadır:

“…. Karaman oğlu Alaaddin; Hamit oğlu îlyas diyarını katliam ettiğinde burada bulunan üç kabile “ki bunlar Türkmen oymaklarıdır.” Osmanlıların diyarına firar ederek sığınmışlardır. O zaman Murat Han, bunları görüp pek temiz ve uslu insanlar olduğunu anladığından, kendi şehrinde (Bursa’da) yerleştirmiş idi. İşte bu kabile kadınları pek güzel olduğundan herkes bunları temas e etmeğe “seyretmeğe” başlayınca ulemalar tarafından bu kabilenin hatunlarının yüzleri sîper edilmesi “örtülmesi” emredilmiş idi. İşte ne vakit taşra çıksalar “dışarı çıksalar” o kabile hatunları yüzlerini siper ederler idi. Fakat bu hal sonradan diğer kadın ve kızların da “Bursa’Iı hanımların”pek hoşuna geldiğinden, herkes daima güzelce her tarafını örtmeğe başladı. ”)

Şikâri isimli tarihçinin, bundan 600 küsur yıl önce peçe hakkında yazdığı tarihigerçek bunlardır.

Malum olduğu üzere Osmanlı İmparatorluğu, yıkılan Selçukluların yerine geçmiş ve yaptığı fütuhatlarla, bir taraftan Anadolu’daki dağılan Selçuki beyliklerini kendi egemenlikleri altına alırken, diğer taraftan da Trakya ve Balkanlara doğru genişlemeğe başlamıştı. Osmanlı hâkimiyetine en geç giren beylik, Karaman Beyliği “Merkezi Konya’da” olmuştur.

Türkmen kabilesinden üç oymağın Bursa’ya sığınması olayını anlatan Tarihçi Şikâ-ri’nin de belirttiği gibi yukarıdaki tarihi olay I’inci Murad’ın (Murad-ı Hüdavendigârın) III “üncü Osmanlı hükümdarı olduğu 1360-1389 yıllarına rastlamaktadır.

Türkmen boyundan gelen kızların hakikaten çok güzel oldukları bugün dahi bilinen bir gerçektir. Demek ki,o tarihte Bursa’ya sığınan bir kabilenin çok alımlı, çalımlı ve güzel olan kızları, Bursalı delikanlılar tarafından fazlası ile rahatsız edilmiş ve o derece ileri gidilmiş ki, nihayet bu mesele ulemaya kadar aksetmiş ve Türkmen erkekleri ile Bur salı bıçkın delikanlıların arasında bir arbedenin çıkmasına ve şehrin asayişinin bozulmasına ramak kalmış. Bunun üzerine bir tedbir olarak Türkmen kız ve kadınlarının yüzlerini örtmesi bir fetva ile bildirilmiştir.

Yüzleri peçeli olarak dışarıda gezmeğe başlıyan Türkmen kızlarının bu hali şüphesiz, Bursalı hanımların derhal gözüne çarpmış ve bunların neden örtündükleri, merak konusu olmuştur. Araştırma sonunda Türkmen hanımlarının çok güzel olduklarından dolayı ulema emriyle böyle örtünmek zorunda kaldıkları anlaşılınca, Bursalı hanımlar tabii bir kıskançlığa düşmüşler ve güzellik bakımından onlardan daha aşağı olmadıklarına inandıkları için (Bir kısmı, kendilerinin de Türkmen kızı zannedilmesi için) onlar da peçe takmaya başlamıştır ve hatta daha da ileri giderek bir kısmı çarşafa bürünmeyi tercih etmiştir.

Bu tarihe kadar ne Türk ve ne de İslâm töreleri arasında peçe ve çarşaf asla mevcut değildir. Bir moda olarak sosyal hayatımıza bu şekilde girmiştir.

Bugün dahi birçok moda yaratıcıları, hanımların kıyafetlerine büyük ölçüde tesir etmektedir. Ama dikkatte tutulacak bir nokta vardır. O da Modanın yalnız şehir ve kasabalara etki gösterdiği halde köylere girememiş olmasıdır. Nitekim o tarihte de böyle olmuş ve Anadolu’nun köylü kadınları bir moda salgını olan çarşafa ve peçeye asla itibar etmemişlerdir. Bu sebeptendir ki, şu anda hiçbir Türk köyünde çarşaf ve peçeye rastlamak mümkün değildir.

Bir moda anlayışı ve havası ile sosyal hayatımaza giren peçe ve çarşaf; bilâhare yobaz zihniyetin elinde, bir dini örtünme şekli imiş gibi kabul edilmiş ve Müslüman kadının böyle acayip şekilde örtünmesi âdet haline getirilmiştir.

Peygamberimiz tarafından daha hayatta iken Cennetle müjdelenen Hz. Ayşe, bilindiği gibi, yüzü açık olarak gezmiş I ‘inci Murat devrine kadar da İslâm ülkelerinde çarşaf ve peçe kullanılmamıştır.

Peçenin tarihçesi bu olduğuna göre, hâlâ Atatürk’e karımızın kızımızın yüzünü açtı, bizi kâfir etti gibi saldırılar neden?

Peçe ve çarşafın İslâmiyet ve dini inanışla hiçbir ilgisi olmadığı gibi iffet ve namus düşüncesi ile de hiçbir ilişkisi mevcut değildir. Zira yüzü açık olarak gezen bir hanım, gittiği her yerde, herkes tarafından tanınabilir ve attığı her yanlış adımın derhal görülüp duyulacağını hesaba kattığı için tutum ve davranışlarında çok daha dikkat eder. Amma, çarşafa girip yüzünü de gizleyen birkadmın tabiatında ahlaksızlık varsa, ne fırıldaklar çevirdiği anlaşılmaz. Bu kadının kimin nesi olduğu da bilinmiyeceği için, mayasında ahlâksızlık bulunan bir kadının kötü yola sapmasına, çarşaf ve peçe yardımcı bir şer aracı olur.

Bazı hıristiyan ülkeler belirli zamanlarda tertipledikleri karnaval-eğlencelerinde kadın-erkek yüzlerine maske takarak istedikleri gibi eğlenir ve yüzünü bir kere dahi görmediği cinsten insanlarla ârkadaşlık yaparlar. Anamızı bacımızı ve karımızı karnaval kıyafetinden kurtarmak istiyorsak derhal yüzlerindeki maskeleri çıkarmalı ve hakiki kişiliklerine ve kimliklerine kavuşmalarını sağlamalıyız. Her tarafınıörterek kimin nesi olduğunu gizleyen kötü ruhlu bir kadın için, çarşaf ve peçe, bulunmaz bir karnaval maskesidir.

PEÇELİ ÇARŞAFIN İSLAMİ TEMELİ YOK

Fransa’nın yüzü örten giysilerin kamuya açık yerlerde yasaklanmasını öngören tasarının kabul edilmesi İslam dünyasını kızdırdı. Yasağa tepki gösterenler “Bu yasak özgürlüğe aykırı” derken Sünnilerin en yüksek dini otoritesi olan El Ezher Üniversitesi “Peçenin İslam’da yeri yok” diyerek kararı destekledi.

Fransa’da yüzü de örten giysinin kamuya açık yerlerde yasaklanmasını öngören yasa tasansrnın önceki gün Senato genel kurulunda kabul edilmesi büyük tartışma yarattı. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin onaylaması sonrası yürürlüğe girecek olan yasa Müslümanlann tepkisini çekse de, karar İslam dünyasından sürpriz bir destek geldi. Sünnilerin en yüksek dini otoritesi olan Mısır’daki El Ezher Üniversitesi, Fransa’nın karanna destek. vererek, bu kıyafetin hiçbir dini temeli bulunmadığım belirtti.

El Ezher Dini Kurulu’nun etkin bir üyesi olan Abdülmuti El Bayumi, İslamiyet’te yüzü de örten peçeli çarşafın hiçbir dini temeli bulunmadığını belirterek, Kur’an-ı Kerim veya sünnetin böyle bir şeyi öngörmediğini söyledi. Yüzü örten peçeli çarşaf uygulamasına karşı yazdığı bir kitap bulunan El Bayumi, El Ezher Üniversitesi’ ndeki birçok arkadaşı gibi, kendisinin de Fransız parlamentosunun bu yasaklamasına destek verdiğini kaydetti. El Bayumi, “Fransa ve Avrupa’daki Müslümanlara bir mesaj göndermek istiyorum. Peçeli çarşafın İslam’da yeri yok.

,
VATAN 16-EYLÜL-2010

Fransa’daki kız kardeşlerimizden bazılannın böyle örtündüğünü görmekten üzüntü duyuyorum. Bu, İslam hakkında iyi bir izlenim vermiyor” diye konuştu. Mısır’da iktidara yalan, hem dini merkez hem üniversite konumundaki prestijli kuruluş El Ezher, Sünni doktrinin eğitimi ve dünyada yayılması konusunda ılımlı bir otorite olarak görülüyor. El Ezher, daha önce de yaptığı açıklamalarda, Mısır’da son dönemde giderek yaygınlaşsa da özellikle kendi öğrencileri için peçeli çarşafa karşı olduğunu dile getirmişti. Ancak Fransa’ya tepkiler yoğundu. Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip Endonezya’da ülkenin en üst düzen dini makamı olan Ulema Konseyi “Ortadoğu kadınlan yüzlerini kapatan kıyafetleri kültürlerinin ve inançlanın bir gereği olarak giyiyor. Fransa insan hakları şampiyonu olmak istiyorsa kadınların bunlan giymelerine izin vermeli” açıklamasını yaptı.

‘Rahibelerin de aynı’

Ürdün’ün güçlü muhalif grubu İslami Hareket Cephesi de “Bu yasak özgürlükleri öldürdüğü gibi insan onuruna da bir saldırıdır. Batı özgürlüğün koruyucusu olduğunu savunuyor ama bu gerçeklerle bağdaşmıyor. Böyle aptalca kararla barışa hizmet etmiyor” tepkisini gösterdi.

Kaynak

Em.Tüm.Gen. Turhan Olcaytu, “İnkılaplarımız, İlkelerimiz”, 7. Baskı, Ankara, 1984

Devamını Oku

ÇİŞTEKİ MUCİZE

0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÇİŞTEKİ MUCİZE

(Yazı yazarın isteği üzerine dökümandan taranmıştır. İçerikte bazı harfler çıkamaktadır)

Dikkat! Bayer, BASF, Böhringer, Henkel, sizi uyarıyorum! Eğer ülkemizde herkes bu kitabı okur ve halkın önerdiği şeyleri yaparsa, mali bir krize girersiniz ve ben -mektupları yazan dinleyicilerim adına-Sağlık Bakanlığı ‘nın vereceği nişanı hakederim, çünkü bu kitabın içeriği öylesine devrimci bir değer taşıyor.

Fakat korkmayın, hemen cephe almanıza gerek yok. Birincisi, bu kitabı herkes okumayacak; ikincisi, yıllar öncesinden gelen tiksinti ilaç fabrikalarının ekmeğine yağ sürmeye devam edecek. Zaten insanlar tarım ilaçlarından çok, pazardaki domateslere bulaşan sümükten korkuyorlar. Üçüncüsü: Taze idrar ile birkaç kere gargara yapmakla boğaz ağrılarının geçeceğine, iki yıl boyunca yapılan tedaviye karşı direnen sivilcenin on günde tamamen iyileşeceğine, idrarla ovunca artro-zun hafiflediğine, günde birkaç tamponla yaranın derhal kapanacağına, pencere camlarını hiçbir şeyin idrar kadar iyi parlatmayacağına, on gün bekletilmiş idrarın saçlara şampuan gibi yumuşaklık vereceğine, idrarla sulanmış salatalıkların daha çabuk büyüyeceğine kim kolayca inanır.

1747 yılının “‘Büyük Mükemmel ‘Dünya Lügatinden: Johann İtfeinrick Zedler’in İdrar hakanda yazdıkları:

Hayvanlarında da, insanların da idrarında faydalı bazı şeyler vardır. Almanya’da elde edilen güherçile, özellikle insanlarla hayvanların sıkça idrar Bıraktıkları yerlerde görülüyor, (herhalde eski evlerin çevresini Bu yüzden duvar gibi ısırgan otları sarardı) insan idrarı birçok, alanda tedavi edici ve güçlendirci özellikleri ile kullanılır.

• Örneğin saç dökülmesine karşı: (Patates unu ile kükürt tozu bekletilmiş idrar ile kararınca karıştırılır. ‘Bu karışım, merhem gibi başa sürütürse, saç dökülmesi önlenir. (‘Buna Bir dana safrası da eklenebilir.)
• Yüzeki koyu renkli lekelere karşı: Oğlan çocuk idrarından Bir parça tentür alınır ve nisadır ile karıştırılır.
• Başlangıç halindeki katarakt, defne yaprağı tozu, arap zamkı ve sıcak çocuk idrarı ile hazırlanan Bir merhemle önlenir.
• ‘Ellerin ve dizlerin titremesinde, insanın idrarını yapar yapmaz, el ve dizlerini Bununla ovması ve yıkaması faydalıdır.
• Vücutta su toplanmaya Başlarsa insan uzunca Bir zaman saBah aç karnına kendi ilk idrarından Biraz içmelidir. Bunun sanlıkta da yaran olur.
• Makatta veya başka mahrem yerlerde çıkan sivilce türünden şeyleri, düz bir taş parçası iyice kızdırılıp üzerine çocuk.çişi dökülerek.el-de edilen sıvı ile yıkamalıdır.
• ‘Kadınların cinsel organlarındaki yanma ve kaşıntıları, sıcak^idrar ile yıkamakjaydalıdır.
• ‘Birinin ayağına yabancı bir cisim batarsa, ayak.uzun süre idrar i-çinde tutulmalıdır. Böylece cisim kolayca çıkar.
• Veba salgını sırasında insan her gün bir parça kendi idrarından i-çerse vücudun direnci artar.
• Arı sokmasına karşı hemen idrarla ıslatmakbirebir gelir.
• Bir yeri yara olan sığırın yarası insan idrarı ile yıkanabilir, yara, daha sonra zift ve domuz yağından bir karışımla sıvanmalıdır.
• Sırt, böğür ve taş ağrılarına erkek. kfÇİ idrarı iyi gelir. Sabah erkenden hayvanın ağzı sıkıca tutulur, o korkusundan çiş yapar, bu toplanır ve bekletilir. Sonra destile edilir. “Elde edilen tuz, biraz su ite kaynatılır ve her sabah 20-25 damla içilir.

Batıl inançlar Sözlüğü

Latince’deki idrar kelimesinin karşılığı olan urina, Almanca’da-ki Harn sözcüğünün etkisiyle cins değiştirmiştir. Harn sözcüğü, eski kuzey dillerindeki skarn’dan gelmedir ve “dökmek” gibi bir anlamı vardır. İdrarın ruh veya can içerdiği inancı çok eskidir. Efsanelerde cadıların idrarından kuyruksuz fareler çıktığı anlatılır. Hırsız, bulunduğu yere çiş yaparsa, izlenmekten kurtulur. İdrarına ay ışığı düşen insan uyurgezer olur.
Bir loğusanın sütü ile bir hastanın idrarı karıştırılarak ölüm kehanetinde bulunulması da çok eski bir âdettir. Eğer süt idrarın içinde dibe çökerse hasta ölecektir. Ortada kalırsa hastalık ağır seyredecektir. Bu deneme eski Mısır’da olduğu gibi, Hipokrat zamanında da vardı.

Isırgan otu ile de aynı tür bir deneme yapılır. Hastanın idrarına taze bir ısırgan otu bırakılır. Ot hemen solar ve renk değiştirirse hasta ölecek demektir, yeşil rengini korursa hasta iyileşecektir. Bir kadımn kısır olup olmadığı da şöyle denetlenir: Kadın taze kavak yapraklan üzerine çişini yapar. Üç gün sonra yapraklar hâlâ yeşilse kadın kısır değil demektir.

Büyücülükte İdrar

Bu konuda da geçmişten günümüze pek çok rivayet gelmiştir.

• Şeytan cadıyı idrarla vaftiz eder.
• Çiş yapılarak cadılar kovulur.
• Gebeliği önlemek isteyen, bir bakirenin idrarını içmelidir.
• Gebe kadınlar keten tarlasına işememelidir, yoksa ot bitmez-
• Ormancılar çam keserken çiş yaparlarsa ağaç kurtlanır.
• İki erkek aynı anda çaprazlama çiş yaparsa, başka birinin uykusunu kaçırırlar.
• Suya işemek, göğe hakarettir, çünkü gök suya yansır.
• Erkeklik gücünü yeniden kazanmak isteyen koca, nikah yüzüğünün ortasından işemelidir.

Tarihte İdrarın Kullanımı

• Antik Yunan ve Roma devrinde bir çelik parçası ateşte kızdırılarak yeniden biçimlendirilirdi. Demirciler, M.Ö. 1200 yıllarından beri böyle çalışıyorlardı. Kızdırılmış çeliği, sözgelimi bir kılıcı, sertleştirmek için üzerine soğuk su, keçi kanı veya idrar dökerlerdi.
• Eski Romalılar yünlerini temizlemek için idrar kullanırlardı. İrlandalıların da yün atkılarını idrara batırdıkları bilinir. Yünlü eşyanın rengini koruması için idrara batırıldığı bir gerçektir. Bu yöntem Orta Amerika Kızılderilileri ve Afganistan halkı tarafından da biliniyordu.
m Sibirya’da deriler idrara batırılarak dayanıklı kılınıyordu. Kızılderililer manda derilerini, yumuşatmak için idrara yatırıyorlardı. Eskimolar idrarlarını toplar, bununla postları tabaklarlardı. Postlar böylece esneklik kazanırdı, kılları da daha kolay yolunabi-lirdi. Bu işlemlerin Avrupa’da da bilindiği anlaşılıyor.
• Bir kızılderili kabilesi olan Çinukların sevdiği “Çinuk-Zeytini” diye bilinen bir gıda maddesi vardır. Beş ay boyunca insan idrarında bırakılmış bir palamut çeşididir. Bu süre içinde tümü mayalanır ve insana bir çeşit hoş sarhoşluk verir.
• Romalı yazarlar, barbarların sünnetli çocuk çişini kısırlığı önlemek için kadınlara içirdiklerini yazarlar.
• Kutsal inekleri ile ünlü Hinduların, takdis olmak için ineklerin idrarını içtikleri bilinir. Himalayalarda inek idrarı dini törenlerde kullanılır. Günahlardan en iyi idrar sayesinde arınıldığına i-nanılır. iranlılar da temizlik konusunda benzer uygulamalardan yararlanıyorlardı.
• Müslümanlarda ise vücuttan atılan şeyler tamamen pis sayılır. Elbisesine bir damla çiş sıçrayan müslüman bununla namaz kılmaktansa, çıplak ibadet etmeyi yeğler.
• Sibirya’da kadınlar sıklıkla kendi idrarlarını veya komşula-rındakini içerler. Burada da idrar alkolle karıştırılıp, içki olarak sarhoş olmak için içilir. Sarhoşların idrarları da alkole doymuş vaziyette olduğundan tekrar içilir.
• Bira mayası bulunmadan önce Avrupada fırıncılar mayalanması için hamura idrar katarlardı.
• Amerika ‘da tütün yaprakları iyice tat alsın diye abdesthane-lere asılır, ayrıca özel olarak kadın idrarında bekletilerek yumuşa-tılırdı. Mısır’da sigara tütünleri kadın idrarına yatırılarak yumuşatılır, ama erkek idrarı keskin olduğu için uygun bulunmazdı.
• Yüzyılın başında Berlin’de bir peynir tüccarı, peynire lezzet vermek amacıyla genç kızların idrarlarını kullandığı için Cezalandırılmıştı, isviçrelilerin de peynirin çabuk mayalanması için idrar kullandıkları söylenir.
• Balkan köylüleri peynir hammaddesini erkek çocuk idrarına ya-tırıyorlardı. Böylelikle kurtlandırılan bu madde lor peyniriyle beraber ezilince, son derece lezzetli, baharatlı bir peynir elde ediliyordu.
• Chysocollum adı verilen bir maddeyi elde etmek için çocuk idrarı bakır bir leğen içinde iyice karıştırılıp, bal kıvamında bir tortu kalana dek güneşte kurumaya bırakılırdı. Bu da bazı hastalıkların tedavisinde ve altın yapıştırmakta kullanılıyordu.
• Çeşitli hayvanların idrarları da ilaç yerine kullanılıyordu. Sırtlan idrarı müzminleşmiş ağrılara, vaşak idrarı göğüs ağrısına, erkek keçininki ise yılan zehirine karşı iyi geliyordu.
• Çocuk idrarı da yılan sokmasına karşı kullanılırdı. Ayrıca göz hastalıklarında, yanıklarda, kulak akıntılarında idrar şifalı sayılırdı. Tüm deri hastalıklarında, iltihaplarda, çıban ve cerahatlar-da kişinin kendi idrarı özellikle faydalı görülürdü.
• Güney denizinde yerli halk, kömür tozu ile idrardan oluşan bir karışımı dövme yapmak üzere kullanılırdı.
• Eskimolarda idrar, saç temizliği için en çok tercih edilen maddeydi.

J.G. Bourke, bütün eski kavimlerde insan ve hayvan idrarının büyük bir ekonomik değeri olduğunu saptadı. İdrar, tüm dünyada bildiğimiz ilk sabun işlevini görmüş olmalıdır. 1917 yılında bile, Fransa ve İngiltere’de kadınların ellerini idrarla yıkamak sureti ile yumuşattıkları görüşü yaygındı. Eski bir Afrika âdetine göre süt fıçıları idrarla yıkanırdı. Sibirya’da da halkın mutfak kaplannı idrarla yıkadığını Bourke anlatıyor. Kaliforniya’da kızılderili kadınlar, sert havalardan korumak üzere çocuklarını kömür tozu ve idrarla karıştırdıkları bir madde ile ov arlardı. İzlandalılar ellerini ve yüzlerini idrarla yıkarlardı. Bunlar Alaska’da ve başka kavimlerde de bilinen uygulamalardır. Hepsi de idrarın sabun yerine geçtiğini biliyorlardı.
Bu konuda Sibiryalıların da şöyle bir alışkanlıkları olduğu anlatılır: “Yemeklerden sonra, ihtiyacı olanlara, küçük birer kâse verilirmiş. Bu kâselerde toplanan idrarlarla evin hanımı yemek masalarını siler, bıçaklarını yıkarmış.”

Eskiden İspanya’da da insanların idrarla yıkandıkları anlatılır; hatta bu âdet yüzyılın başına kadar devam etmiş. Ayrıca sağlıklı olduğu inancı ile ağız ve dişlerin de idrarla çalkalandığı belirtiliyor. Bu yöntem Mısır’da da biliniyordu. Ortaçağda bir Alman eczacı, kum ve idrar karışımı bir mahlut ile ağız ve diş temizliği yapılmasını bile önermişti.

• Macarlar ve Slovaklar çocuklarını annenin idrarı ile yıkarlardı.
• Balina avcıları seferdeyken gömleklerini idrarla yıkarlardı.
• îrlanda, Almanya ve İskandinavya’da çamaşırcı kadınlar yünlü giysileri yıkarken suyun içine, yumuşatıcı olarak, idrar katarlardı. Geçen yüzyıla kadar ünlü İngiliz tüvit kumaşı, yün keçeleşmesin diye Özellikle insan idrarı kullanılarak hazırlanırdı.
• Kuzey Afrika ülkeleri ve Afganistan ‘da, halılar renkleri daha parlak olsun diye hâlâ deve idrarı ile yıkanmaktadır.

Devamını Oku

OKUNMUŞ SUYUN ETKİSİNİ BİLİM DE KANITLADI

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Su! Üzerinde yaşadığımız dünyanın büyük bir bölümü sudan oluşmuştur, aynen bizim bedenlerimiz gibi.

Ancak, öncü bir Japon araştırmacının su ile ilgili olan fotoğraflarla doküman haline getirilmiş şaşırtıcı keşfi bize bilmediklerimizi öğretti ve üzerinde yaşadığımız dünyanın en kıymetli kaynağı ile ilgili olarak yeni bilgiler sundu.

Dr.Masaru Emoto 1943 yılında Japonya da doğdu uluslarası ilişkiler ağırlıklı olarak aldığı üniversite eğitiminde su doktoru oldu. Su kristalleri fotoğraflarını “Suyun Verdiği Mesajlar” isimli iki kitabında yayınladı. Dr.Emoto’nun su araştırmasını bu kadar popüler kılan nokta ise onun bu araştırma ile ispat ettiği araştırmalar ile aynı yerden alınan su örneklerine yazılı ve sözlü kelimelerle veya müzikle değişik niyetler, düşünceler yüklenebilmesidir.

Hazreti Muhammed’in mucizesi: Okunmuş suyun etkisini bilim de kanıtladı

İnternetin en güzel yanlarından birisi de dünyanm bir başka köşesindeki bilimsel bir tespitten haberdar olabilmemizi ve bunu paylaşabilmemizi mümkün kılması… İşte önemli bir örnek:

“Sudaki Yapısal Değişimler ve DNA’nın Fiziksel Olarak Ölçülebilir Yeni Durumlarla İlişkisi” başlıklı makale, “suya dua okumanın” organizmalara etkisini açıklamakta, dolayısıyla Üstad Ahmed Hulusi’nin 1972 yılında yayınladığı Ruh-Insan-Cin ve 1991 yılında yayınladığı “Dua ve Zikir” isimli kitaplarındaki suya okumanın önemini vurguladığı şu açıklamalarının bilimsel kanıtı olarak karşımıza çıkmaktadır:

“Bu arada ortaya bir kap içinde su konur ve okunan dualar bu suya üflenerek daha sonra bu kişiye peyderpey içirilirse daha da tesirli olur…”

Dua ve Zikir kitabında “Kul Eûzüler” başlıklı bölümde ise okunmuş suyun içilmesinin faydasına şu vurgu yapılmaktadır:
devamı…

“… cinnî etki altında olanların, büyü yapılmış olanların, Âyet-el Kûrsî ile beraber 41 defa bu sûreyi (Muavizeteyn de denilen Kul eûzü’leri) okuyup, ayrıca bu okuma sırasında, nefesi suya üfleyip içmenin bir hayli faydalı olduğu da çeşitli kaynaklardan bize ulaşmıştır.”

Aslında 1994 yılında yapılmış bir bilimsel çalışmayı günümüze taşıyan, adresini yukarıda verdiğim sözkonusu İngilizce makalenin çevirisi özetle şöyle:

“Yakın bir geçmişte kendilerine has elektrofizyolojik karakteristikleri açısından iki yeni fizyolojik durum tanımlanmıştır. Bu durumlar, zihni sakinleştirmeyi, kişinin farlandahğını kalbe yönlendirerek pozitif duygulara odaklamayı içeren özel olarak tasarlanmış zihinsel ve duygusal özyönetim teknikleri ile oluşturulmuştur.

Mevcut çalışma ile bu durumlarla ilişkilendirilmiş psikokinetik etkiler rapor edilmiştir. EKG izlemesi bireylerin ne zaman söz konusu durumun içinde olduklarını göstermek için kullanılmıştır. Bu noktada deneklere ağzı kapatılmış tüplerde antılmış su örnekleri verilmiştir. Bu çalışma beş kişi ile yapıldı ve değişik günlerde toplam on deneme gerçekleştirilmiştir.
Deneklerden büyük bir bardağa konulmuş antılmış su örneklerini ellerinde tutarlarken, beş dakika boyunca suya odaklanmalan ve suyun moleküller yapısını düşünceleriyle değiştirmeye çahşmalan istendi.

Bitişik bir odada ise karşılaştırma örneği olarak aynı tür tüplerde aynı su örneğinden bekletildi. Deneklerin elindeki su örnekleri bu işlemden hemen sonra iki metodla analiz edildi.

Birinci teknikle sudaki yapısal değişiklikler 10 saniyede bir otomatik olarak ölçüldü. İkinci teknik ile ise deneklerin odaklandığı suyun biyolojik bir sistemi nasıl etkilediği ölçüldü.

İkinci teknik antılmış suyun biyolojik sistemi etkileme yeteneğinin araştırılmasını içermektedir. Önceki araştırmalarda, hissederek yönelimin DNA’da çift yönlü yapısal değişikliğe neden olduğu ortaya konduğundan dolayı, bu kez biyolojik hedefler olarak insan DNA’sındaki yapısal değişimler ele alındı. DNA şekilleri 210 nm’den 310 nm’e kadar UV spektrometre kullanılarak ölçüldü.

Hazreti Muhammed’in mucizesi: Okunmuş suyun etkisini bilim de kanıtladı.

Analizlerinden alman sonuçlarda deneye tâbi arıtılmış su ile, diğer su örneklerinin emilme değerleri aralannda önemli bir farklılık tespit edildi. Sonuçlar, deneye tâbi tutulan suyun daha yüksek emilme değerleri gösterdiğini işaret ediyordu. Teropatik denekler tarafından işlem gören – biyoenerjiye maruz kalan- su örneklerinde kızılötesi spektrumunda karakteristik değişiklikler oluştuğu gözlenmiştir.

DNA deneylerinin öncelikli sonuçlan işaret ediyordu ki antılmış su örnekleri emilmede yüzde 0.46 ila 0.36 oranında belirgin bir azalışa neden oluyordu. Etki küçük n’e rağmen ciddi anlamda önemliydi. Sonuçlar, bu deneklere verilen suyun DNA’nın anlık gerilimlerinin tersine dönmesine yani emilmenin azalmasına fayda sağladığını ifade ediyor. Bu araştırmalar, biyoenerji üe yapısı değiştirilen suyun, bitkilerin ve memeli hücrelerinin gelişiminde farklılık meydana getirdiğine işaret eden önceki araşürmalann bir uzantısı niteliğinde sonuç vermiştir.
Ve işte bu hususa işaret eden bir hadis:

İbni Ömer radyallahuanh anlatıyor:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdular ki: “Cibril aleyhisselâm bana bir ilaç öğretti… Bu bütün hastalıklara devadır… Ve dedi ki: “Ben bu ilacı Levh-i Mahvuz’dan istinsah edip yazdım.” (ilacı şöyle tarif etti:) “Dam üzerinden akmayan yağmur suyundan temiz bir kaba alırsın… Üzerine Fatiha suresini yetmiş kere okursun… Bir o kadar da Ayetül-Kûrsi’yi, bir o kadar kul euzu Bi-Rabbi’n-Nas’ı, La-ilahe illAllahu vahdehu la şeriyke lehu, Lehul mülkü ve Lehul hamdu yuhyiy ve yumiytu ve Huve hayyun la yemutu Bi-yedikel hayr, ve huve alâ külli şey’in Kadiyr’i okur… Sonra yedi gün oruç tutar ve her gün bu su ile orucunu açar.” (Rezin)

Daha önce de birçok Web sitesinde yer verilen haberlerle, Japon araştırmacı Dr. Masanı Emoto’nun yaptığı çalışmalarla su kristallerinin dua okumadan önceki biçimi ile duadan sonraki biçimi yanısıra, dinletilen müziğe veya yer sarsıntılanna göre sergilediği çarpıcı görüntüler yeralmıştı. Dr. Emoto fotoğrafını çektiği su kristallerinin görüntüsüyle, su moleküllerinin insan sözünün içeriğinden ve çevrede olup-bitenden nasıl etkilendiğini ortaya koymuş ve pozitif duygularla yönelinen suyun paralel reaksiyonlar verdiğini kanıtlamıştı.

Devamını Oku

21 ARALIK 2012 KIYAMET YILI MI ?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

2012 KIYAMET YILI VE MAYA TAKVİMİ

Bugüne kadar Mayalar’ın hangi kehanetleri yerini buldu?

Şu anda bilimsel olarak ispat edilen dünyanın dört kez kutup değişimi geçirdiği. Bugün bu durum ispatlanmış durumda. Günümüz insanları bunu yeni keşfetse de, Mayalar bunun farkındaydılar. Bu bile başlı başına önemli bir şey.

Mayalarla ilgili tüm bu bilgilere nasıl ulaşıldı?

Bütün bunlar dünyaca ünlü astro fizikçi Coterelli’nin bilgilerini bir BBC muhabiri Adrian Gilbert’in derlemesi sonucunda dünya kamuoyuna duyurdu. En önemli buluş da eski Maya kenti Palanque’de ki Yazıt Tapınağı’nda buldukları mezar taşının kapağındaki şifreyi çözmeleriyle oldu.

Şifre nasıl çözüldü?

Simetriyle ilgili bilgileri çözerek çok önemli sonuçlara ulaştılar. Kapağın üzerindeki şerit motiflerini simetrik bir şekilde yan yana getirdiklerinde ortaya Jaguar ve bunun üzerinde de bir Yarasa sembolünün ortaya çıktığını gördüler. Mayalar’ın sakladıkları bu sembollerin bir anda belirmesi Cotterel’i şaşkına çevirmişti. Çünkü Mayalar’ın mitolojik yazıtlarında Jaguar beşinci yani bizim çağımızı, yarasa ise ölümü sembolize etmekteydi!… Kapağın üzerinde açık bir şekilde görülen “Güneş Haçı” nın üzerindeki ilikler ise Güneş’in manyetik iliklerini temsil etmekteydi. Bu da Mayalar’ın gizli mesajıydı. Yaşanacak trajedinin sebebi Güneş’te meydana gelecek olan manyetik değişimlerdir!..

Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı.

Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı. Bunların ilki, “kutsal takvim” olarak bilinen ve 20’şer günlük 1 3 aydan oluşan “Tzolkin” (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü “13 Ahau”dur. “Haab” adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20’şer günlük 18 aydan oluşur.

“Uinal” olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna “tun” adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla “tun”a eklenir (aynı Mısır ve Sümer’de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab’ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin’e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir.

Mayalar kimdi? Her şeyden önce Mayalar çok üstün seviyeli dinsel bilgilerle geldiler. Tek tanrı inancındaki eski “Mu Güneş Dini” ne bağlı bir topluluktular. Örneğin Mısır uygarlığı, Mu’dan sonra gelen ve Mu kadar gelişmemiş bir uygarlık olan Atlantis’in bir kolonisiydi. Öyle olmasına rağmen dönemin çok üstünde bir gelişim gösteren bir uygarlık olarak tarih sahnesine çıktılar. Mayalar o anlamda Mısır’dan hem çok daha üstün bilgiye ve daha eski bir geçmişe sahiplerdi. Çok gelişmiş dini sistemleri sayesinde geleceğe ait bazı bilgilere sahip olan Mayalar’ın geleceğe ait olan bilgileri ise geçmişe ait bilgiye sahip olmalarında yatıyordu. “Başlangıç nasılsa son da öyle olacaktır” diye çok eski ezoterik bir söz vardır. Çünkü bazı şeyler yeryüzünde periyodik olarak tekrar ediyor. İşte Mayalar’ı önemli kılan bu ezoterik (gizli öğreticilik) bilgi birikimine sahip olmalarıydı. Mayalar’a göre yeryüzünde meydana gelen en önemli değişimlerden biri de eksen açısıyla ilgiliydi.

Günümüz bilimsel bulguları Mayalar’ın bu bilgisiyle tam anlamıyla örtüşmüş durumdadır. Mayalar 2012 için “zamanların sonu” diyor. Ancak bu yok oluş anlamında değil fiziksel bir değişim. İnsanoğlu dört kez geriledi ve artık değişim zamanı. Mayalar’a göre; 2012 yılı insanlığın yükselişinin başlangıcı olacak.

Maya Kehanetleri’ne göre 22 Aralık 201 2 tarihi dünya için çok önemli. Çünkü bu dönemde içinde yaşadığımız çağ sona ererek yeni bir çağ başlayacak. Büyük bir tufanla gelecek olan bu yeni çağın ipuçlarını ise bilim adamlarına göre iklimsel değişimler sayesinde şimdiden gözlemleyebiliyoruz.

“Beşinci kutupsal kayma” olarak adlandırılan bu değişimde daha önceki değişimlerde olduğu gibi yine kutupların manyetik alanının değişmesiyle meydana geleceğini söyleyen Sınır Ötesi Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmeni Ergun Candan, dünyadaki iklimlerin değişimini de buna bağlıyor. Candan, “Kutuplar yer veya açı değiştirdiğinde kutuplarda buzlar eriyor. Kaldı ki, küresel ısınma sonucu şu anda Kuzey Kutbu’ndaki buzullar zaten erimeye başlamış durumda. Mayalara göre de daha önce yaşanan dört çağda tıpkı bu şekilde sona erdi” diyor.

Dünyanın en az dört kez kutupsal kayma (kuzey ve güney kutbu) yaşadığı bilimsel verilerle kanıtlandı. En son Discovery kanalında dünyanın manyetik alanının belirli periyotlarla nasıl değiştiğini bilimsel çevreler açıkladı. Hatta bilgisayar ekranındaki üç boyutlu animasyonlarla gösterimi yapıldı. Şu anda dünyanın manyetik alanında muazzam bir değişim var. Bunun da en büyük nedeni güneşte meydana gelen değişimler. İlginç olan Mayalar bunu biliyordu. Konunun bir diğer yanı da Mayalar’ın bununla da yetinmeyip, gelecekte tüm insanlığı etkileyecek trajediyi bizlere şifreli bir şekilde duyurmuş olmalarıdır. Bu şifreye göre dünya için 201 2 yılı çok önemli.

Yani bu görüşe göre 2012 yılında dünya yok mu olacak?

Mayalar 2012 için “zamanların sonu” diyor. Fakat bu dünyanın top yekun yok oluşu değil, bir fiziksel değişim.. Daha önce yaşanan sanki tufan gibi düşünebiliriz. Bu fiziksel değişimlerle birlikte ruhsal değişimler de birbirleriyle orantılı devam ediyor. Her bir büyük fiziksel değişimlerle birlikte insanlık ruhsal değişimde yaşıyor. Şu ana kadar insanlar aşağıya inişi yaşadı. Birincisinde biraz daha kabalaştı, ikincisinde biraz daha, üçüncüsünde biraz daha… Dördüncünün sonunda tam anlamıyla bir dip yaptı. Bu yüzden 2012’yi Mayalar insanlığın yeniden yukarı çıkışın yaşanacağı bir çağ olarak tanımlıyor. Hatta çeşitli dinler bundan Altın Çağ, vaat edilen cennet veya Nirvana gibi bahseder. 2012’nin önemi burada. Aşağıya inen insanlık tekrar yukarı çıkacaktır. Bunun da ilk basamağı 2012’dir diyor Mayalar.

Kehanetler: Yüzlerce yıl önce yok olan Maya Uygarlığının tabletlerine göre dünya büyük bir tufandan sonra son çağına girecek.

Maya takvimindeki yok oluş tarihi Marduk’la da örtüşüyor. Dünyanın beşinci değişimi bu yüzyılda. Tabletlerdeki Maya takvimi tufanların yaşandığı 4 çağdan sonra sonu yine tufanla bitecek 5’inci çağın 2Vinci yüzyılda başladığına işaret ediyor.

Devamını Oku