Birinci Dünya Savaşı’nın, savaşla doğrudan doğruya yahut dolaylı olarak ilgili önemli olaylarını gözden geçirirken, “Ermeni meselesi”‘nden söz etmemek mümkün değildir. Osmanlı Hükümeti, savaşın başlamasından sonra Doğu ve Güney Anadolu’daki Ermenileri tehcire (göç ettirme) tâbi tutmak zorunluğunda kalmıştı.
Bu göç ettirme olayları sırasında, birçok Ermeni ölmüş veya öldürülmüştü. Dünya siyaset edebiyatına «Ermeni tehciri» veya «Ermeni katliamı» diye geçen bu olaylar bugün hâlâ istismar edilmekte, bazı yabancı memleketlerde tehcirin yıldönümleri büyük yaygaraların kopmasına sebep olmaktadır. «Ermeni tehciri», savaş zamanında ve savaştan sonra günümüze kadar, Türkler tarafından insanlığa ye Hristiyanlığa karşı işlenmiş büyük bir suç sayılmıştır. Kanunun önemi, dış ilişkiler bakımından, önce buradan geliyor. Önemli olan ikinci nokta, memleketin bütünlüğü ve savunulması konusunda toplanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda, cepheler gerisinde gerek Arapların, gerek Ermenilerin düşmanca tavır takınmaları ye savaştığımız ordularla işbirliği yapmaları büyük güçlükler yaratmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonunda başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda ise, Doğu’da ve Güney’de Ermenilerin davranışı son derecede tehlikeli olmuştur.
Ermeni meselesini aleyhimizde istismar edenler —başta Ermeniler olmak üzere— olayın sebepsiz yere Türkler tarafından başlatıldığını iddia ederler. Halbuki Osmanlı, İmparatorluğu, bütün unsurları bir arada yaşatmanın tılsımını bulmuş tek İmparatorluktur. Irk, din, mezhep ve dil ayrılığı gözetmeksizin yüzyıllar boyu her çeşit insanı İmparatorluk camiası içinde kaynaştırmayı başarmıştır. Türklerin azınlıkta kaldığı dönemlerde de çoğunlukta olduğu dönemlerde de önemsenecek hiçbir ayrım yapmamıştır. Üstelik ayrım yaptığı zaman, bu, daima Türklerin zararına olmuştur.
Anadolu topraklan üzerinde yaşayan değişik unsurlar içinde, Türklerle en iyi bağdaşan ve anlaşan unsurun Ermeniler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerçekten, Ermeniler yüzyıllar boyu Türklerle kardeş gibi geçinebilmişlerdir. Yalnız Türkçe bilen Ermenilere çokça rastlanabilir. Köylerde ve kentlerde en iyi komşuluğu, Türkler ve Ermeniler yapabilmiştir. Türkçeyi bütün azınlıklar içerisinde en iyi konuşan Ermenilerdir.
Yemeklerinden geleneklerine kadar, Türkler ve Ermeniler arasında büyük bir ortaklık vardır. Türk musikisinin en usta bestecileri ve icracıları Ermeniler’ arasından çıkmıştır. Ermeniler zanaatte ve ticarette de önemli bir yer işgal etmişlerdir. Osmanlı yönetimi içinde, Ermeni mebuslar, Ermeni bakanlar, müsteşarlar ve yüksek dereceli devlet memurları büyük bir yekûn tutmaktadır. Osmanlı Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı) birçok defa Ermeni nazırlarına emanet edilebilmiştir.
Fakat bütün bunlara karşılık, ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru, başta Rusya ve İngiltere olmak üzere, emperyalist devletlerin tahrik ve teşvikleri ile, Anadolu Ermenilerinin bir kısmında ayrılık duyguları uyandırılmış ve bunlar bağımsız bir Ermenistan kurmak hayaline kapılmışlardır. Meydana çıkan Ermeni ihtilâl Komiteleri, içeride ve dışarıda faaliyetlerini arttırarak, hem Türklerden, hem Ermenilerden birçok kimsenin başlarına felâket gelmesine sebep olmuşlardır.
Birinci Dünya Savaşı’mn ilk zamanlarında, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Ermeni ihtilâl Komitelerinin başlattığı ayaklanmalar Türk ordusu için o kadar tehlikeli bir hale gelmişti ki, hükümet buna karşı tedbir almak mecburi-yetindeydi. Bir Türk politikacısının veya yazarının, bu konuda söyleyeceği sözlerin inandırıcı olması belki güçtür. Fakat Ermenilere sahip çıkan ve sürekli olarak Türkleri suçlayan Batılı yazarların sözlerinde elbette gerçek payı daha çok kabul edilebilir. Bu sebeple, bir Fransız askerî yazarının, Larcher’nin ve Alman Generali Bronzar’m yazdıklarını nakletmekle yetineceğiz. .
Larcher «Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Savaşı» adlı eserinde şöyle demektedir:
«Hareket bölgesindeki Ermeniler açıktan açığa Ruslarla işbirliğ yapıyorlardı. Erzurum vilâyetindeki Hristiyanların (Ermeniler) bir kısmı daha Aralık 1914’de Kafkas ötesine göçmüştü. Ruslarca kurulmuş olan Ermeni taburlarına girmek için gönüllüler Türk hatlarını aşıyorlardı. Ermeni gönüllüleri sık sık Türk konvoylanna (geri kollarına) ve yalnız başına gidenlere saldırıyorlardı. Askerlik hizmetine ve tekâlifi har-biyeye karşı koyma, genel bir olaydı. Bu bazen silâhla da oluyordu. Bir kale durumuna getirilmiş olan Van Ermeni mahallesi bir ay dayanmıştı ve ona karşı bir Türk bataryasını kullanmak gerekmişti. Askere alınmış olan Ermenilerin sadakati de şüpheli görünüyordu.
Bu yüzden Türk Hükümeti kesin tedbirler almaya karar verdi. 2 Haziran 1915’de çıkan bir emirle şu hususları yürürlüğe koydu :
1 — Ermeni askerlerinin silâhlı birliklerden alınıp silâhsız birliklere ve geri hizmetlere verilmesi,
2 — Ermeni ahalisinin hareket bölgelerinden alınıp Irak’a yerleştirilmesi.
Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunda Başkumandanlık Kurmay Başkanlığını yapmış olan Alman Generali Bronzar Paşa da savaştan sonra Talât Paşa’yı Berlin’de öldürmüş olan Tayleryan isimli Ermeninin muhakemesine kendiliğinden şahit olarak karışmış ve mahkemeye gönderdiği, yazıda şöyle demiştir:
Tayleryan dâvasında dinlenilen şahitler, ya hâdise hakkında ifade veremeyecek olan, veyahut tahkik edilecek hâdiseleri yalnız işitmiş olan kimselerdir. Hakikati gören şahıslar mahkemeye davet olunmamışlardır. Ermeni mezalimi sırasında bu vakaların cereyan ettiği mahalde vazife gören Alman subayları neden dinlenilmemiştir? Kendi kusurum olmaksızın ihmal edilmiş’ olan şahadet borcumu, bir gerçeğin meydana çıkmasına yardım etmek için burada edâ ediyorum.
Ermeniler büyük harp sırasında Türkiye’nin şark hudutlarında tehlikeli bir isyan hareketine geçince eski nefret hisleri yeni bir beslenme zemini bulmuştur. Bunun için hususî sebep mevcut değildir. Çünkü büyük devletler tarafından Türkiye’ye yüklenilmiş bulunan ıslahat, tesirlerini yeni yeni göstermeye başlamıştı. Ermeniler parlementoda mevki ve reye sahip idiler. Hatta zaman zaman Hariciye Nâzın da oldular. Devletin diğer tebaası gibi aynı içtimaî ve siyasî haklara malik bulunuyorlardı.
Ermenilerin bulundukları her yerde ele geçen sayısız beyannamelerin, tahrik edici broşürlerin, patlayıcı maddeler vesairenin ispat ettiği gibi, isyan uzun zamandan beri hazırlanmış ve Rusya tarafından kurulmuş, kuvvetlendirilmiş ve finanse olunmuştu.
Eli silâh tutan Müslümanların hepsi, Türk ordusunda bulunduğu için müdafaasız kalan halk arasında Ermeniler tarafından korkunç katliam yapmak kolaydı. Çünkü Ermeniler cephede Ruslar tarafından bağlanmış olan Şark ordusunun yanlarına ve gerilerine tesir etmekle yetinmiyerek, bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürüyorlardı.
Şahidi bulunduğum Ermeni zulümleri sonradan Türklere yüklenen zulümlerden daha kötü idi. Ordunun geri ile irtibatını sağlamak maksadiyle, evvelâ Şark ordusu işe müdahale etti. Fakat Şark Ordusu bütün kuvvetlerini cephede Rus kuvvetlerine karşı kullandığından ve Ermeni ayaklanması da daima genişlediğinden ve hattâ Türkiye’nin en uzak yerlerinde de başgösterdiğinden, ayaklanmanın bastırılması için jandarmaya başvuruldu.
İş çok müstaceldi. Zira, ordu çok hassas olan geri ile irtibatında tehdide uğramıştı. Binlerce Müslüman halk Ermeni zulmünden korkarak kaçıyordu. Bu ciddî vaziyet karşısında Vekiller Heyeti, devlet için Ermenilerin tehlikeli olduğunu ilân etti ve onları hudut mıntıkasından uzaklaştırdı.
Birinci Dünya Savaşında Anadolu’da birkaç milyon insan yerlerinden olmuştu. Fakat ilk göçe mecbur olanlar Ermeniler değil, Türklerdir. Doğuda Rus taarruzu başlayınca, gerek Ermenistan’dan Rus ordusu ile beraber gelen Ermeni taburları ve milis kuvvetlerinin, gerekse kendi topraklarımızdaki silâhlı Ermenilerin katliamına maruz kalan yüzbinlerce Türk Orta Anadolu’ya ve diğer yerlere göç etmeye mecbur kalmıştı. Sonra da Ermeniler Irak ve Suriye’ye göçe zorlanmışlardır.
Tehciri (göç ettirme) önce Dahiliye Nâzın Talât Bey (Paşa), Hükümet kararı olmadan kendiliğnden başlatmıştı. Fakat tehcir başladıktan sonra, Mayıs 1915’de, Fransa, İngiltere ve Rusya hükümetleri olayı protesto etmek ve önlemek için dünya kamuoyuna bir bildiri yayınladılar. Bildiride Türk yöneticileri şöyle tehdit ediliyordu:
«Türkiye’nin insanlık ve medeniyete karşı bu cinayetleri karşısında itilâf Hükümetleri Babıâli’ye açıkça bildirir ki, Osmanlı Hükümetinin bütün üyelerini ve bu katliama karışmış olan memurlarını bu cinayetlerden şahsen sorumlu tutacaklardır.»
Bunun üzerine Talât Paşa Dahiliye Nezaretinin tehcir tedbirine neden başvurduğunu hükümete gerekçeli bir şekilde bildirerek Hükümet kararı istedi. Hükümet tehcir tedbirini onayladı. Bundan sonra işler hükümet kararı ile ye geçici kanunlarla yürütülmeye başlandı.
Savaş içinde tehcire tâbi tutulan Ermenilerle ilgili bir çok karar ve geçici kanunlar çıkarılmıştır. Bunların bir kısmı özellikle tehcir edilen Ermenilerin hangi mallarını beraber götüreceklerini ve bıraktıkları malların ne gibi bir muameleye tâbi tutulacağını düzenliyordu.
Kabul etmek gerekir ki, gerek savaş şartlarından, gerekse bozuk bir idare düzeninden dolayı bir takım suiistimaller olmuştur. Bazı yerlerde açık-gözlülük yapan eşraf çeşitli hile yollarına başvurarak göç etmiş Ermenilerin mallarına küçük paralarla sahip olmuşlardır. Osmanlı yenilgisinden sonra tekrar eski yerlerine dönmek isteyen ve intikam hissi ile dolu olan Ermenilerin karşısında bunlar büyük tehlikelerle karşılaşmışlardır. İleride görülece girişildi.
Bu sıralarda Fransızlarla İngilizler arasında bir anlaşmazlık çıktı. Fransızlar, 1920 yılının Mayıs ayında Türk Hükû-meti’yle 20günlük bir ateşkes imzaladılar. Mütareke döneminde Suriye’nin kıyı bölgelerini ve Adana’yı ele geçiren Fransızlar, henüz Suriye’nin, henüz Suriye’nin işgalini tamamlayamamışlardı. Şam’da; Halep, Hama, Humus bölgelerini de içine alan bağımsız bir Suriye Krallığı vardı. Bu sıralarda Fransızlar, Türk Millî Harekâtı’nı önlemek için Ermenileri bir koz olarak kullanmışlardır. Fransızlar, 29 Ekim 1919’da, içerisinde Ermenilerin de bulunduğu bir taburla Kilis’i işgal ettiler. 30 Ekim 1919’da İngilizler, Maraş’ı Fransızlara bıraktılar. Bu işgal döneminde Ermeniler, Türklere her türlü zulüm ve işkenceyi yapmaktan geri durmuyor, Fransızlarda Maraş’taki Ermenilere silâh dağftarak onların hareketlerini destekliyorlardı.
Türklerin tarafından yapılan başvuru üzerine Fransızlar, Maraş’ın Türk halkını, Ermeni askerlerinden kurtarmak için söz verdikleri halde yapmadılar, aksine buraya iki bölük kadar Cezayirli süvari kuvveti getirerek kuvvetlerini takviye etmiş oldular.
KOZ !
Mondros Mütarekesi hükümlerine göre, İtilâf devletleri tarafından işgal edilen Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki çeşitli unsurlar, değişik isteklerde bulunmaya başladılar. Çoğunlukta ve ülkenin asıl sahibi olan Türklere ise bir hak ve yetki verilmiyordu. Bu bölgedeki azınlıkların çoğu, Fransa’nın koruyuculuğunu istiyorlardı.
Birinci Dünya Harbi içinde özellikle Doğu Harekât Alanı’ndan memleketin diğer bölgelerine göç ettirilen Ermeniler, silahlanarak Fransız ve İngilizlerin elindeki topraklara gelmeye başlamışlardı. Bunlar, çoğunlukla Antep, Maraş, Haçin (Saimbeyli), Urfa, Zeytun (Sü-leymanlı), Kozan, Adana, Mersin, Osmaniye, Haruniye, Bahçe ve İslahiye bölgelerinde toplanmaya, fırsat ve imkân buldukça Türklere saldırmaya başladılar. İngilizler, Kilis’i ele geçirince Ermenileri silâhlandır-drlar. Daha sonra Antep ve Maraş’ı işgal eden İngilizler bu bölgedeki Ermeniler tarafından gösterilerle karşılandılar.
Sivas Kongresi’nde bir Millî Ordu’nun kurulmasına karar verildikten sonra işgal kuvvetlerine ve Ermenilere karşı mücâdeleye girişildi. Bu sıralarda Fransızlarla İngilizler arasında bir anlaşmazlık çıktı. Fransızlar, 1920 yılının Mayıs ayında Türk Hükû-meti’yle 20günlük bir ateşkes imzaladılar. Mütareke döneminde Suriye’nin kıyı bölgelerini ve Adana’yı ele geçiren Fransızlar, henüz Suriye’nin, henüz Suriye’nin işgalini tamamlayamamışlardı.
Şam’da; Halep, Hama, Humus bölgelerini de içine alan bağımsız bir Suriye Krallığı vardı. Bu sıralarda Fransızlar, Türk Millî Harekâtı’nı önlemek için Ermenileri bir koz olarak kullanmışlardır.
Fransızlar, 29 Ekim 1919’da, içerisinde Ermenilerin de bulunduğu bir taburla Kilis’i işgal ettiler. 30 Ekim 1919’da İngilizler, Maraş’ı Fransızlara bıraktılar. Bu işgal döneminde Ermeniler, Türklere her türlü zulüm ve işkenceyi yapmaktan geri durmuyor, Fransızlarda Maraş’taki Ermenilere silâh dağftarak onların hareketlerini destekliyorlardı.
Türklerin tarafından yapılan başvuru üzerine Fransızlar, Maraş’ın Türk halkını, Ermeni askerlerinden kurtarmak için söz verdikleri halde yapmadılar, aksine buraya iki bölük kadar Cezayirli süvari kuvveti getirerek kuvvetlerini takviye etmiş oldular.





















YORUMLAR