Aynaya bakmak ihtiyaçtır. Aynaya bakmak, nefsin yüklediği narsist bir duygu olmadan önce insani bir haldir. Kendine çeki düzen vermek ihtiyacı, bireyin kendine olduğu kadar diğer insanlara karşı da duyulan saygının gereğidir. Bu yönü itibariyle fizikle yüzleşmek estetiğin konusuna girer.
Aynaya bakmak kişinin dün, bugün ve yarını ile yüzleşmesi anlamına gelir. Kimileri kaçar kendi yüzü ile yüzleşmekten kimileri ise yüzsüzlüğünü bir kibir duygusu olarak ortaya çıkarır.
Kendisiyle, geçmişiyle, yaptıkları ya da yapamadıklarıyla yüzleşmesini beceremeyenler, kesintili süreler için de olsa ideallerini tatile çıkarmak zorunda kalırlar. İdeallerden anlık uzak kalmak, yabancılık doğurur. Zira idealizm bir yönü itibariyle bencillikten soyutlanmak anlamına gelir. İdealleri bir kez ihmal edenler mazur görülebilirler, ancak iki kez edenin üçüncü kez de edeceği kesindir. İhmaller bir süre sonra inkârı, inkârlar da isyanı doğurur. İsyandakilere ayna tutmak, ufuktaki gemiye el sallamaya benzer, yankı bulmaz.
Öz eleştiri, vicdan muhasebesi ve yargılama, yüzleşmenin farklı jargonlarla ifadesidir. Yüzleşmek kelimesi ürpertici ve sorgulayıcıdır. Gösterilmekten utanılmayan ak bir alın sahibi için yüzleşmek, nefsinden hesap sormak anlamına gelirken, aksi özelliklere sahip olanlar için de hesap vermek şekline dönüşür.
Önemli olan insanların başkalarıyla yüzleşmesinden ziyade nefisleriyle hesaplaşmasıdır. Zira insanların başkasını ikna eden yüzü vicdanıyla baş başa kaldığında kendisini ikna etmekte yeterli olamaz. Çoğu zaman en katı vicdan bile yüzleşme sırasında taşıyıcısını mahkûm edecek kadar erdemli olabilmektedir.Bilmek gerekir ki, kendisinin eylemleriyle yüzleşmesini bilemeyenler, çoğu kez düşman yüzü diye kendi suratlarını berelerler.
Eğer bir gün size göre ortada hiçbir neden yokken yüzünüzde morluklar oluşmuş, suratınızdan kan sızıyor, hareket edemeyecek kadar kendinizi yorgun hissediyorsanız, derhal geçmişte yaptıklarınızı gözden geçirmeniz sizin için yararlı olacaktır. Hele hele hiç geçmeyen bir sızı inmişse yüreğinize, biliniz ki o sızıyı üretmek için bizzat kendinizin çok yoğun mesaisi olmuştur. Çünkü bir idealist için rakip ya da düşman darbesinin neden olduğu sızı hem geçicidir hem de acıtıcı değildir, aksine haz vericidir. İdealistleri kendi eylemleri daha çok yaralar.
İdealler ideal olmaktan, dostlar aranır olmaktan, düşmanlar kovulur olmaktan, eylemler arzulanır olmaktan çıkmışsa, bilinmelidir ki hayat da yaşanılır olmaktan çıkmıştır. Yaşanmaya değmeyen hayat yabancılaşmış hayat demektir. Böyle bir hayat, Üstat ile birlikte sözlüklere sarınıp, elbiselere tutunarak “aynalar söyleyin bana ben kimim” demeye başlar. “Aynalar kırık şimdi” diyerek iç çekenler de “neden düşman görünürsünüz/yıllar yılı dost bildiğim aynalar” diye şiir yazanlar da nefisleriyle yüzleşmekte gecikenlerdir.
Kazandıklarımızı bize kazandıranlar toprağın altındakilerdir. Kaybettiklerimiz ise bizim eserimizdir. Sen, ben, o, hepimiz, uykuya kıyamamanın ya da uyanamamanın dramını yaşıyoruz. Zafer, bize beceriksizliklerimizi ihale etmek yerine, itiraf ederek nefsimizle yüzleşebildiğimiz kadar yakındır!
MURAT KARADAŞLI





















YORUMLAR