Geçtiğimiz hafta ülkemizin yetiştirdiği nadir ilim adamlarından Tahir Büyükkörükçü Hoca’yı, daha çok bilinen adıyla “Hacı Tahir Hoca”mızı kaybettik. “Âlimin ölümü âlemin ölümü” anlayışıyla ilim adına biraz daha fakirleştik, biraz daha garipleştik.
“Tahir Hoca” diye maruf olan bu büyük bilge, Tek-Partinin son döneminden başlayarak irşad vadisinde Anadolu coğrafyasının kurak kalmış gönüllerine, İslâm’ın aydınlık ve berrak anlayışını bir ab-ı hayat misali sunmaya, sakalık yapmaya başlamış ve bunu yaşamının son yıllarına kadar da sürdürmüştür.
Onun vaazları, konuşmaları bir ırmak akıntısı gibi akıcı ve muştulayıcıydı. Hitabetteki mükemmeliyeti kendisini dinleyenleri mest ederdi. Özellikle Kur’an ve Sünnetle bezenmiş Mevlânâ Celâleddin Rûmi ve Muhammed İkbâl’in ruh ikliminden taşıdığı katreler, maneviyat ikliminde aç ve susuz kalmış gönüllere bir hayat iksiri işlevi görmüştü.
1940’lı yılların sonunda genç bir vaiz olarak, Selçuklu mirası Konya’nın tarihi camilerinin kürsülerinde yapmaya başladığı konuşmalar gönüllere şifa olmuştu. Özellikle Cuma vaazlarında Tahir Hoca hangi camideyse o caminin cemaati yollara taşmış, onun vaazları gönüllere ilaç olmuştu. Bu inanç ilacı olma vasfını Hocaefendi 1980’lere kadar yalnız Konya’da değil, bütün ülke sathında olduğu gibi yurt dışında da sürdürdü.
Kısacası, o “iyiliği emredip kötülüğü nehyetme” noktasında Konya merkezli olarak yarım asrı geçkin bir süre ülkeyi baştan sona taradı, milleti irşad etti.
Şimdi ise aramızdan ayrıldı.
İnanıyorum ki Tahir Hocamızın melekleri rahattır.
Bugün bu muhterem hocamızla olan hatıralarımıza yer vermek yerine onun 1963 yılında kaleme aldığı”Mevlânâ ve Mesnevî Gözüyle Peygamber Efendimiz” başlığını taşıyan eserinden “Rasûlüllah’ı Sevmenin Alâmetleri” başlıklı bölümü aktarmak istiyorum. Rahmetli Hocamız “Efendimizi Sevmek” başlığı altında önce bir hususun altını belirgin bir şekilde şöyle çiziyor:
“Rasûlüllah’a itaat Allah’a itaattir. O’nu sevmek Allah’ı sevmekle birdir. O’nun sevgisi ariflerin baş tacı, âlimlerin ilacıdır. Her şeyden çok onu sevmedikçe tam mü’min olamayız…”
Bu vurgudan sonra sevgili Hocamız “Rasûlüllah’ı Sevmenin Alâmetleri”ni şöyle açıklıyor:
1- Her hâlinde ve bütün hareketlerinde ona uymak; sünnetiyle amel etmek. Edebiyle edeplenmek, onun ahlâkıyla ahlâklanmak. Boyasına boyanmak. Men ettiği şeylerden uzak olmak. Neşesinde, teessüründe ve her işinde O’nun yolundan ayrılmamak…
2- O’nu çok anmak, mübarek ismini dilinden bırakmamaktır. Zîra “Kim bir şeyi çok severse onu anar” buyrulmuştur.
3- O’na kavuşmayı iştiyakla arzu etmek; ölümden korkmamaktır. Çünkü sevenler sevdiklerine kavuşmayı candan arzu ederler.
4- Efendimiz anıldığında hürmet ve ta’zimde bulunmak, salâvat-ı şerife getirmek. Zatı kadar ismine ve yâdına da sevgi duymaktır.
5- O’nun sevdiği her şeyi kayıtsız şartsız sevmek. Bilhassa ehli beytine noksansız muhabbet etmek. Bütün sahabeyi sevgi ve hürmetle anmaktır.
6- Allah ve Rasûlüne buğz edenlere buğz etmek, düşmanlarına düşman olmaktır.
7- Kur’an-ı Kerim’i çok sevmek; hükümlerine uymak. Emirlerini tutup nehiylerinden uzaklaşmak… Kur’an’ın ahlâkıyla ahlâklanmaktır. Çünkü Aişe validemiz: “Rasûlüllah’ın ahlâkı Kur’an’dı.” buyuruyor. Kur’an’ı çok okumak ve çocuklara okutmak da bu sevginin bir tezahürüdür.
Büyük velilerden Sehl bin Abdullahı Tüstürî der ki:
“Allah sevgisinin alâmetleri Kur’an’ı sevmek;
Kur’an sevgisinin alâmeti Rasûlüllah’ı sevmek;
Rasûllah’ı sevmenin alâmeti O’nun sünnetini sevmek;
Sünneti sevmenin alâmeti, ahireti sevmek ve dünya sevgisini kalbe sokmamak… Bunun alâmeti ise, ebedi hayata hazırlık yapmaktır…”
Bu satırlardan sonra hocamıza rahmet ve minnet diliyorum.
Allah gani gani rahmet edip, cennetini mekân eylesin…





















YORUMLAR