7 Ağustos’ta Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması, ilk günlerde daha çok İran ile yaşanan gerilim üzerinden yorumlandı. ⁠​​​​​​​‌​​​​​​​​​​​​​​‌‌‌​​‌‌‌​​‌​‌‌‌‌​‌‌​​​​​‌‌​‌​​​‌‌​‌​​​‌​​​⁠

Oysa geçen iki ay, anlaşmanın bundan daha geniş bir zemine oturduğunu gösterdi. 31 Ağustos’ta İstanbul’da ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplandı. Ardından askeri makamlar arasında koordinasyon başladı. 5 Ekim’de Riyad’da yapılan olağanüstü toplantıda ise ortak savunma taahhütlerinin uygulanmasına geçilmesi ve üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvet ve kabiliyetlerin Suudi Arabistan’a hızla konuşlandırılması için gerekli tedbirlerin alınması kararlaştırıldı. Üstelik bu adımın tarafların ulusal mevzuatlarına uygun yürütüleceği açıkça kayda geçirildi.

Bu gelişmelerin zamanlaması önemli. Suudi Arabistan’ın güvenlik gündemi artık sadece İran’dan ibaret değil. Yemen’de Husilerle yaşanan çatışmaların yeniden yoğunlaşması, Babülmendep çevresindeki hareketlilik ve Kızıldeniz’deki deniz ulaşımının güvenliği Riyad’ın hesabını doğrudan etkiliyor. 5 Ekim’de Suudi Arabistan’ın desteklediği Yemen hükümet güçlerinin Babülmendep’e yakın bölgelerde ilerlemesi, anlaşmanın neden hızla uygulama gündemine geldiğini anlamak açısından önemli bir ayrıntı.

Anlaşmanın en dikkat çekici maddesi, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üçüne yönelik saldırı kabul edilmesi. Bu hüküm NATO’nun 5. maddesini çağrıştırıyor. Ancak iki yapıyı birbirinin aynısı kabul etmek doğru değil. Mekke Anlaşması’nın kendi siyasi ve askeri mekanizmaları bulunuyor; uygulanması da tarafların ulusal karar süreçlerine bağlı. Pakistan yönetimi ayrıca anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve herhangi bir ülkeyi hedef almadığını açıkladı.

Türkiye açısından yeni durum burada ortaya çıkıyor. Ankara, Körfez güvenliği konusunda artık yalnızca diplomatik destek veren bir ülke değil. Mekanizmanın kurucu üyelerinden biri olarak askeri planlamanın da içinde yer alıyor. Fakat 5 Ekim kararını “Türkiye Suudi Arabistan’a asker gönderiyor” diye okumak için henüz yeterli bilgi yok. Ortak açıklamada kuvvet ve kabiliyetlerin konuşlandırılmasından söz ediliyor, fakat bunların miktarı, görev alanı ve muharip nitelikleri açıklanmıyor. Bu nedenle siyasi taahhüt ile fiili askeri angajman arasındaki ayrımı korumak gerekiyor.⁠​​​​​​​‌​​​​​​​​​​​​​​‌‌‌​​‌‌‌​​‌​‌‌‌‌​‌‌​​​​​‌‌​‌​​​‌‌​‌​​​‌​​​⁠

Daha geniş çerçevede bakıldığında ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Körfez ülkeleri güvenliklerini uzun yıllar büyük ölçüde ABD ile kurdukları ilişkilere dayandırdı. Şimdi Riyad, Washington’la bağlarını koparmadan Türkiye ve Pakistan’la da yeni bir savunma katmanı oluşturuyor. Bu, ABD’nin bölgedeki rolünün sona erdiği anlamına gelmiyor. Fakat bölge ülkelerinin güvenlik seçeneklerini çeşitlendirdiğini gösteriyor.

Türkiye açısından bunun karşılığı hem imkan hem risk. Savunma sanayii, teknoloji ve askeri iş birliği alanlarında Suudi Arabistan’la ilişkiler derinleşebilir. Ankara’nın Körfez’deki diplomatik ve stratejik ağırlığı da artabilir. Buna karşılık Riyad’a yönelen bir saldırının Türkiye’nin güvenlik hesabına daha hızlı yansıması kaçınılmaz hale geliyor.

Bu yüzden Mekke Anlaşması’nı yalnızca “İran’a karşı kurulmuş yeni bir ittifak” şeklinde değerlendirmek eksik olur. İran önemli bir güvenlik faktörü. Fakat Yemen, Husiler, Babülmendep, Kızıldeniz ve Körfez enerji altyapısı aynı güvenlik zincirinin parçaları haline geliyor. Üç ülkenin askeri koordinasyonu da bu geniş coğrafyada anlam kazanıyor.

Türkiye’nin önündeki mesele artık anlaşmanın neden imzalandığından çok, hangi koşullarda uygulanacağı. Ankara Körfez’de daha fazla stratejik ağırlık kazanırken çatışmaların doğrudan tarafı haline gelmemek zorunda. Bu denge kolay olmayacak. Çünkü Mekke Anlaşması Türkiye’ye yeni bir güvenlik alanı açarken, aynı zamanda yeni bir sorumluluk alanı da oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin gerçek gücü, yalnızca ne kadar askeri kapasite sağlayabildiğiyle değil, bu kapasiteyi hangi şartlarda kullanacağına kendisinin karar verebilmesiyle ölçülecek.

ERDAL KESİN⁠​​​​​​​‌​​​​​​​​​​​​​​‌‌‌​​‌‌‌​​‌​‌‌‌‌​‌‌​​​​​‌‌​‌​​​‌‌​‌​​​‌​​​⁠