Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Afşın Topçu
Afşın Topçu

Mahremiyetin Kapısında Duran Çizgi

Isparta’da bir okul müdürünün, öğrenci tuvaletlerinin lavabo bölümüne kamera koydurduğu iddiası üzerine görevden alınması, aslında sadece bir idari karar değil; hepimizi ilgilendiren çok daha derin bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Konu ilk duyulduğunda refleksler hızla devreye girdi, tepkiler yükseldi, sosyal medyada yargılar verildi. Ancak meseleye bir adım geri çekilip bakmakta fayda var. Çünkü burada konuştuğumuz şey yalnızca bir kamera değil, çocukların mahremiyeti ile idarenin sınırları arasındaki o hassas çizgi.

Önce niyet meselesi… Müdürün bu uygulamaya gitme gerekçesinin, tuvaletlerde sigara içilmesini önlemek olduğu yönünde güçlü bir kanaat var. Açık konuşalım; okul yönetimlerinin böyle bir sorunla mücadele etmesi anlaşılmaz değil. Tuvaletlerde sigara içilmesi, hem sağlık hem disiplin açısından ciddi bir problem. Ancak tam da burada kritik soru ortaya çıkıyor: Amaç doğru olabilir, peki yöntem doğru mu?

Lavabo kısmı, bazılarına göre “tuvaletin asıl yeri değil” gibi algılanabiliyor. Oysa hukuki ve pedagojik açıdan bakıldığında, lavabo alanı da tuvaletin ayrılmaz bir parçasıdır. Öğrencinin orada bulunurken mahremiyet beklentisi vardır. Koridorla kıyaslamak bu yüzden doğru değildir. Koridor, doğası gereği herkesin gördüğü bir alandır; tuvalet ise kapısından girildiği anda “özel alan” statüsüne geçer. Kamera klozetin içine bakmıyor olabilir ama bu gerçeği değiştirmez.

Türkiye’de bu uygulamanın tepki çekmesi ve görevden alma ile sonuçlanması, aslında hukuki açıdan şaşırtıcı değil. Çocukların bulunduğu alanlarda mahremiyet ihlali, en katı şekilde korunması gereken konulardan biridir. Hele ki alternatif yöntemler varken, kameraya başvurmak en ağır ve en riskli tercihtir. Bu nedenle görevden alma kararı, idari açıdan yerindedir.

Peki “Amerika’da, Avrupa’da bu iş nasıl olurdu?” sorusuna gelirsek… Açık söylemek gerekirse, orada sonuçlar çok daha ağır olurdu. Amerika’da böyle bir uygulama, sadece görevden alma ile sınırlı kalmaz; ceza davasına, hatta tazminat süreçlerine kadar uzanır. Avrupa’da ise GDPR gibi çok katı veri ve mahremiyet yasaları devreye girer, kamu görevlisinin meslekten men edilmesi dahi gündeme gelir. Yani bu konu, “bizde mi fazla tepki verildi?” sorusunun cevabını net biçimde veriyor: Hayır, aksine birçok ülkede daha sert karşılanırdı.

Bir okul müdürünün bu yasağı bilmemesi, onu aklamaz; ancak bu cehaletin nasıl oluştuğu sorusu, İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin okul yöneticilerini mevzuat ve uygulama sınırları konusunda ne kadar bilgilendirdiğini de sorgulamayı zorunlu kılar.

Ancak bir noktayı özellikle ayırmak gerekiyor. Bu olay üzerinden, müdürün niyetine dair kesin ve ağır ithamlar yapılması da doğru değil. Ortada daha çok bir yönetim hatası, bir ölçü kaçırma durumu var. Çocukları koruma refleksiyle hareket ederken, çocukların en temel haklarından biri olan mahremiyetin ihlal edilmesi, iyi niyeti geçersiz kılar ama niyeti otomatik olarak kötü yapmaz.

Bu olay bize şunu bir kez daha hatırlattı: Çocukları korumak adına atılan her adım, onları rahatsız eden, güvensiz hissettiren bir noktaya varıyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Sigara sorununu çözmenin yolu; öğretmen nöbetleri, duman sensörleri, rehberlik çalışmaları ve disiplin mekanizmalarıdır. Kamera, bu listenin en sonunda bile yer almamalıdır.

Son söz olarak şunu söylemek isterim: Mahremiyet, kapısından içeri girildiğinde geri dönülmeyen bir çizgidir. O çizgi bir kez aşıldığında, iyi niyet de, gerekçe de sizi koruyamaz. Okullarda güvenliği sağlarken, çocuklara “izleniyorsun” duygusunu değil, “güvendesin” hissini vermek zorundayız.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER