Eskiden mahallede bir tane deli vardı, hepimiz tanırdık.
Şimdi fiber internet var.
Deli ayağına gelmiyor, sen modeme bağlanıp ayağına gidiyorsun.
Bu ülkede nefes alıyorsan doğuştan üç konuda ordinaryüssün:
Ekonomi…
Futbol…
Siyaset zaten genetik miras, onu saymıyorum bile.
Diploman var mı?
Yok.
Saha tecrüben?
Sıfır.
Peki özgüven?
Maşallah…
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu gibi.
Adamın asıl mesleği sanayide oto yıkama.
Twitter’da deprem profesörüne racon kesiyor:
“Hocam sen o fay hattını yanlış okuyorsun, o kırılma öyle olmaz.”
Ulan sen daha geçen hafta rot balansı “Kuzey-Güney” diye bana yutturmaya çalışıyordun!
Ne ara jeoloji mühendisi oldun da fay manifolduna müdahale ediyorsun?
Bir başkası…
Daha “karbonhidrat” kelimesini telaffuz ederken dili damağına dolanıyor.
Profesör doktora yorum yazmış:
“Hocam yanlış biliyorsun, bu beslenme şekli insan fıtratına aykırı.”
Kaynak?
“Dün gece TikTok’ta denk geldi.”
Tamam kardeşim.
Öğretim üyeleri cübbeleri yaksın.
ODTÜ kepenk kapatsın.
Çünkü algoritma her şeyin en doğrusunu bilir.
En sevdiğim, en hastası olduğum kitle de “Araştırdım” diyenler.
Nerede araştırdın paşam?
“Google’da.”
Google’a ne yazdın?
“Bence haklı olduğum konular.”
Sonra çıkan ilk sponsorlu linke tıklayıp…
Balkondan millete Nobel Tıp Ödülü kazanmış gibi bildiri okuyor.
Sosyal medyada garibimin biri hümanistlik yapacak:
“Lütfen herkesin görüşüne saygılı olalım.”
Altındaki ilk yorum:
“Senin görüşün çöp birader.”
İkinci yorum:
“Boş yapma dayı, bas git.”
Üçüncü yorum:
“Engellendin.”
Daha “Saygı” kelimesinin “S”si klavyede kurumadan aşağıda iç savaş çıkmış.
Millet birbirinin sülalesine mahkeme tebligatı gönderiyor.
Bir olay oluyor…
Ambulansın siren sesi daha sokağın başından duyulmamış.
Bizim sosyal medyada bilirkişi raporu hazır.
Savcı mütalaayı vermiş.
Hakim kalemi kırmış.
Müebbet hapis cezası infaz edilmiş.
Tek bir eksik var:
Olayın ne olduğu henüz belli değil.
Televizyon kanalları desen ayrı bir sırat köprüsü.
Aynı ekranda beş tane “uzman”.
Beşi de aynı anda bağırıyor.
Beşi de bambaşka şey söylüyor.
Program bitiyor…
İzleyici ekran başından kalkarken zeka seviyesi 15 puan düşmüş oluyor.
Sunucu da stüdyoyu kapatırken sırıtıyor:
“Ufkumuzu açtınız, çok aydınlatıcı bir yayın oldu.”
Neyi aydınlattınız ağabey?
Mahallenin trafosu patlasa bu kadar karanlıkta kalmayız.
Bir de her saçmalığın sonuna emniyet kemeri takar gibi ekliyorlar:
“Tabii bu benim şahsi fikrim.”
Vay canına…
Biz de TUA ile Avrupa Uzay Ajansı’nın ortak deklarasyonu sanmıştık.
İyi ki belirttin kardeşim.
Az kalsın Resmi Gazete’de yayımlatıyorduk.
Eskiden insan bir şeyi bilmiyorsa susardı.
Şimdi bilmiyorsa daha çok konuşuyor.
Çünkü bilgi kapıyı çalar…
Cehalet kapıyı kırarak girer.
Velhasıl kelam…
Eskiden cehalet utanılacak bir şeydi, saklanırdı.
Şimdi cehalete şifreli kılıf giydirip “Biz uyanığız” diye satıyorlar.
Gerçekten zeki olan adam köşede sessizce kahvesini içiyor.
Bizimki de balkonda uzaydan gelen frekansları kesmek için kafasına alüminyum folyo sarıyor.
Çünkü bağırmak yetmiyor, artık parlaması da lazım.
