17 Kasım 2011 Perşembe 19:02
Hemen herkesin bir fikri olduğu tek konu sanırım eğitim. Üstelik hemfikir olunabilen tek konu.. Nedir bu hemfikir olunan başlıklar derseniz, ben bir sıralama falan yapmam. Çünkü herkese göre öncelikler öne çıkar. Orada da eksi ve artılar..
Ben konunun bir başka boyutundayım. Çabuk unutabilen bir toplum olduğumuzu düşünüyor, hatırlatıldığında da ‘’evet ya, bunları da yaşamıştık değil mi?’’ diyebilenlere yönelmek istiyorum. Bu sebeple de hafızanızı yoklamanızı isteyeceğim sizlerden. Çünkü biliyorum ki hepiniz neden SBS ve ÖSS gibi ortak sınavlarda başarı endeksimizde düşüş yaşandığını sorguluyorsunuz.
Ben sorgulamıyorum. Hele hele bundan 1 ay kadar önce bu konuda yapılan bir çalıştay (!) sonuç bildirgesini okuduktan sonra.. Her şeyi ile eğitimin iyi tarafında yer alan Isparta, mevzuattan yakınıyordu. (dileyen Isparta Milli Eğitim sayfasından okuyabilir 20.10.2011 çalıştay) Yani, mevzuat başarıyı engelliyor.
Ben emekli olmadan önce de gazetelerimizde köşe yazıları yazıyor ve eğitim+davranış bilimleri üzerine yorumlarda bulunuyordum. Özellikle 2003-2004’lü yıllarda emekli öğretmenlerin gazetelerde bulabildikleri köşelerde sürekli milli eğitimi eleştiren yazılarından çok sıkılıp ‘’emekliliğimde de milli eğitimi eleştiren bir yazı yazmama’’ konusunda kendime söz vermiştim. Ama uygulamaları görünce şaşkınlığımı da gizleyemiyorum.
2010 yılında bir çalışma yapıldı; okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, özel eğitim, rehberlik uygulamaları tartışıldı. Ben yıllarca Isparta’da aktif çalıştığım alanlar için bile davet almadım. Halen de Milli Eğitime bağlı bir özel kuruluşta fiilen görevdeyim. Ama benim alanımla ilgili komisyona emekli bir ilköğretim okulu müdürü çağrıldı. Aynı komisyonun raporunu da yine mahalli basında ben eleştirdim. Çünkü rakamlar resmi belgelerle eşleşmiyordu.
Yıl 2011, yine bir çalıştay ve yine sonuç raporunu anlamakta zorlanıyorum. Mevzuat engeli! Allah aşkına, bu mevzuatlar Isparta’yı dizginlemek için ve sadece bizim için mi uygulamada? Bu nasıl bir anlayış? Diğer illerde farklı mevzuat mı devrede?
Şikâyet kültürünü dışlamak pek mümkün değil, ister istemez yaşantımızdaki yerini muhafaza ediyor. Önemli olan fikri zemin oluşturmak, önerilerin uygulanabilirliğini tartışmak yerine gerçekliğini görüşmek daha uygun bir yöntemdir diyorum ben. Bunu niye söylüyorum? Özellikle basın mensubu arkadaşlarım bunu çokca yaşarlar. Bir haberi gündeme getirirler. İlgili birim amiri yada üst birimden bir yetkili hemen ertesi güne ‘’haberin aslı yoktur’’ yada ‘’olay verildiği biçimde değildir’’ açıklamasında bulunur. Ben hiç ‘’evet, böyle bir olay vukua gelmiştir, gereği yapılmaktadır’’ açıklaması okumadım. Sanırım sorun burada yatıyor.
Eğitim şart diyen insanların büyük bir kısmı eğitimli insanlardır sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Bu cümle artık bir sokak cümlesi oldu. Herkes her durumda EĞİTİM ŞART diyor da, eğitimcilere kulak asmıyor. Ama eğitimciler de kendi içlerine kapanmış, adeta dışarıya kulaklarını tıkamış durumdalar. Tamam, herkesi memnun etmek zor ve de imkânsız bir bakış açısı ama gözden kaçan ayrıntıları eğitimin dolaylı içindelikleriyle yaşayan meslek grupları da var. Belki de katkıları çok olacak. Ama bir kısır döngü; ”eğitimi, eğitimci olmayanlar anlayamaz!” Bu anlayışla geldiğimiz nokta burası. Bulunduğumuz nokta memnun edici ise, ben söylediğim her şey için özür diliyorum.





















YORUMLAR