Türkiye’de bir kişi belediye başkanı seçildiğinde, sanki sihirli bir düğme varmış gibi, yakınları bir anda inşaat sektörüne adım atıyor. Başkan ise ‘Benim bundan haberim yok’ diye yan cebine not koyuyor. Daha dün “İmar işlerini ben yapmam, şehrimizi planlayalım” diyenler, ertesi gün “Merhaba, biz de müteahhitlik yapıyoruz” diye ortaya çıkıyor. Rant ve siyasetimiz, tıpkı simit ve çay gibi birbirinden ayrılmaz bir ikili.
Peki bu durumun önüne geçmenin yolları yok mu? Bir öneri, belediyelerin imar işleri ve ruhsat yetkilerinin doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verilmesi. Mantık basit: “Yerel siyasetçi buradan rant sağlayamayacak, herkesin işi daha şeffaf olacak.” Ama tabii ki bu çözüm, bürokrasi canavarının biraz iştahını kabartabilir; ruhsat almak eskisi gibi hızlı olmayacak, vatandaşın sabrı sınanacak.
Başka bir fikir: imar işlerinde şeffaf ihaleler, dijital takip sistemleri ve “rant kontrol timleri” oluşturmak. Her başvuru, herkesin gözü önünde işlenir, şaibe azalır. Tabii, bunu yaparken de “Yakınlarımın inşaat işine girmesi yasak” tabelasını belediyelere asmak gibi esprili bir yöntem de düşünülebilir.
Sonuçta, siyaset ve rant birbirinden tamamen ayrılabilir mi, tartışılır. Ama en azından gülerek hatırlayacağımız bir gerçek var: Bir belediye başkanı seçildiğinde, o şehrin inşaat sektörü bir anda “patlama moduna” geçer. Belki de çözüm, ruhsatları sıkı tutmak ve inşaatçı yakınların eline harita yerine pusula vermekten geçiyor.





















YORUMLAR