Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın kapıları ilk kez TRT’ye açıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TRT özel yayınında Nasuhi Güngör’ün modaratörlüğünde Akif Beki, Hilal Kaplan, Saadet Oruç ve Mahmut Övür’ün sorularını yanıtlıyor. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda geçen 5 aylık süreyi değerlendiren Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:
– Şu ana kadar dolaştığım ülke sayısı 19. Ancak 19 ülkedeki yaptığımız devlet ve hükümet başkanlarıyla ziyaretler 50’yi bulmuştur. Ülkemize de gelen liderler var. Başbakanımızla bu ziyaretleri olanlar bize de geliyor. Bakanlarla ziyaretler var. Büyükelçilikler vs ile yaptığımız görüşmeler var. Birçok STK’ların gelişleri var. Bir çok etkinlikler var. En son ülkemizin 405 muhtarını burada topladık. Hedefimiz inşallah 50 bin muhtarımızla burada bir araya gelmek. Onlarla yemekli toplantımızı yaparak onları uğurlamak. Böyle bir süreç başlattık. Muhtarlarımızın burada ağırlanmaları onları heyecanlandırdı. Külliyede yapılacak çok amaçlı salonda 2 bin muhtarı bir araya getireceğiz zaman zaman. Sorunları İçişleri Bakanlığımız alacak ve takibi yapılacak. En tabandan en tavana bir irtibatı İçişleri sağlamış olacak. Durmak yok, yola devam diyoruz.
BAŞKANLIK SİSTEMİ
– Bunun üzerinde spekülasyonlar yapılıyor. Belediye başkanı olduğumda da Başbakan olduğumda da spekülasyonlar yapılıyordu. Birçok alışkanlıkları değiştirmeye reforme etmeye çalışırsanız spekülasyon yaparlar. Bizden önceki dönemlerde birçok cumhurbaşkanı başbakan bunu dile getirdi. Turgut Bey gündeme getirmişti. En ideal sistemlerden biri olduğunu söylemişti. Sayın Demirel de bunu söyledi. G20 içinde en gelişmiş ülkeler vardır. 10 tanesi başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Böyle bir yapı içinde gerçeği görelim. Çok daha seri, daha kolay nasıl muasır medeniyetler seviyesi üzerine çıkarız, bunu düşünmemiz lazım. Çok başlılık ayaklarımıza pranga vurmuş gibi süreci zorlaştırıyor. Parlamenter sistem tamamen yok farz edilmiyor ki. Amerika’da mesela Temsilciler Meclisi ve Senato var. Türkiye illa onu yapacak değil. Parlamento ve milletvekilleri olarak bunu alır ve süreci işletir. Tabii ki denetim esaslı olacak. Parlamento denetleyecek. Meclisin vermediği izni siz kullanamazsınız. Belirlenmiş bir yetki alanı var. Parlamentonun vereceği yetkileri kullanma hakkı olacaktır.
Denetimsiz bir anlayışın olması sıkıntı doğurur. Ancak ben özellik yaşayan birisi olarak söylüyorum. Teori noktasında insanlar ortaya koyabilir ama yaşamak başkadır. Nasrettin Hoca meselesi var ya, damdan düşüyor. Hoca “bana doktor değil, damdan düşen birini getirin” diyor. Ben damdan düşmüş birisiyim, bu işleri biliyorum. İstanbul BB’de başarımız ortada. 12 yıllık başbakanlığımız döneminde yaptıklarımız da ortada. Biz de başkanlık sistemi olsaydı geldiğimiz noktanın çok ilerisinde olurduk. Önümüz çok tıkandı, bunları aşana kadar çok mücadele verdik. Abdullah Bey ile benim aramdaki süreç farklı, benimle Ahmet Bey arasındaki süreç farklı. Bunun tersinin olduğunu düşünün. Engeller geliyor. Üçlü kararnamede istediğiniz insanı atamakta zorlanıyorsunuz. Başkanlık sisteminde benimle gelen benimle gider. Çalışacağımı ben seçerim. Yargı engelliyor mesela. Yargı bunu engellediği zaman yerindelik nerede olacak. Halk sorumlu olarak siyasiyi tutuyor. Yargıyı tutuyor mu? Hayır. Yargı kolaylıkla 11 kere alırım 12. kez tekrar yerlerine atarım diyor. Yargı ile sürtüşüyorsunuz. Böyle şehirler, kurumlar yönetilmez ki. Parlamenter sistemin bana göre eksikleridir, yanlışlarıdır. Bunların düzeltilmesi lazım. Başkanlık sisteminde ben bunların aşılacağına inanıyorum.
Çözüm sürecinde samimi değiller
Gazeteci Akif Beki’nin “Cumhurbaşkanı, Kobani’nin kurtuluşuna sevinmedi” yönündeki eleştirileri hatırlatması üzerine Recep Tayyip Erdoğan, “Kobani’nin kurtulmasından çok Kobani halkının kurtulması benim için çok önemli” cevabını verdi.
Erdoğan konu ile ilgili şunları söyledi:
Bu rejim kararlı tutum olmadığı için bu sıkıntı yaşanıyor. İsrail Suriye, İsrail Lübnan olayına geldi. Kobani. O da açık net ortada. O bölge kuzeyde orada bir yapı meydana getirmek istiyorlar. PYD PKK’nın benzeridir, Obama’ya söyledim. Verdiğiniz bu ağır silahlar. Bundan sonra ne olacak? Nerede ve kime karşı kullanılacak? Çünkü bu örgütün hali ortada. Bilinen bir örgüt. Şu ana kadar verilmiş cevap yok. Biz de takibini yapacağız. Halep bizim için önemli, Kobani’deki Türkiye’ye sığınmış olan 200 bin insanın durumu. TOKİ bütün fakir fukaraya bunu veriyor ama biz insani yardım noktasında desteğimiz olur ama inşaa işine giremeyiz.
Çözüm süreci ile ilgili hiçbir zaman maalesef bunların samimi olduğunu görmedim, hala samimi değiller. 6-7 Eylül olayları olmazdı. Cizre Silopi olayları olmazdı. Samimi olsalar Hükümet, Devlet Yüksekova’da havalimanı yaptırıyor. Hala iş makineleri yakılıyor ve hala bu yüzden bitmedi. Cizre’deki hendekleri görüyorsunuz. Bunlardan kim zarar görüyor. Kürt kardeşlerim görüyor. Biz Kürtlerin temsilcisiyiz diyorlar ama bakın neler yapıyorlar. 78 milyonun huzuru bu süreçten geçiyor. Bu konuda samimi değiller. Uygulamayı ve yaklaşım tarzlarını görüyoruz.
– (PKK’nın silah bırakması) Bu konuda bunların bir defa istikametini belirleyecek emir meselesinde nereden kimin emriyle neyi nasıl yapacağız gibi belirlenmiş yolları yok. Ada bir talimat veriyor, dağ ayrı bir talimat veriyor. Bu talimatlar kesişmiyor. Bakıyorsunuz bilgiler geliyor. Bizi dinlemeyen bazı grupların uygulaması diyorlar. Burada neticeye varamazsınız. Yeni örgüt isimleri çıkıyor ortaya. Niye? Hedef saptırmak için. İç güvenlik, yargı paketi çıkıyor. Ben doğrusu çözüm sürecinde önemli mesafe alınacağına inanıyorum. Maske, molotof vs. Artık halk, Kürt kardeşlerim huzur istiyor. Ama tehditlerle bu olmaz. Ben inanıyorum ki Kürt vatandaşım ortaya farklı direnç koyacaktır. Görüştüğümüz STK’lar muhtarlar hepsi aynı noktadalar. Bu zemini güçlendirmemiz lazım. Devletin yanında olduğunu hissetmeleri lazım.
