Isparta TSO’da bir dönem genel sekreterlik görevini de yürüten Prof. Dr. Adem Korkmaz Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektör Adaylığını açıkladı.
Isparta kamuoyunun da yakından tanıdığı, 2009-2012 yılları arasında Ticaret ve Sanayi Odası’nda Genel Sekreter olarak görev yapan Prof. Dr. Adem Korkmaz Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektör Adaylığını açıkladı.
Bilim teknik alanında yeni çıkan birçok ürünün arkasında önemli bir AR-GE çalışmasının olduğunu kaydetti. Bunun en önemliler arasında da üniversiteler olduğunu söyleyen Korkmaz, üniversite- sanayi işbirliğine değindi.
ÜNİVERSİTE-İŞ DÜNYASI İŞBİRLİĞİ
Sektörde ve üniversitede önemli tecrübeye sahip Prof. Dr. Korkmaz, halen TOBB-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına bölgemizde danışmanlık görevini sürdürüyor. Üniversite-iş dünyası birlikteliğinin nasıl sağlanacağına ilişkin özgün modeller geliştirebileceklerini kaydeden Korkmaz, “Akademinin iş dünyası ile birlikteliği esasında eğitim alan kıymetli öğrencilerimizin iş hayatının gerekleri ve sahip olmaları gereken donanımlara yön ve yol göstermesi bakımından da büyük önem taşımaktadır” dedi.
ULAŞILABİLİR REKTÖR
Kokrmaz, “Aslında, kafamızdan geçen güzel düşünceleri hayata geçirebilmenin sihirli fakat çok kullanılmayan bir formülüne de sahibiz. Bu formül öğretim elemanları, öğrenciler, idari personel ve bütün şehrin karşılarında ulaşılabilir bir rektör bulmasına dayanıyor. Sihir bir ve beraber olmakta, bunun için de ulaşılabilir olmakta… Sağlıklı işleyen mekanizmalarla sadece rektörü değil, başta rektör olmak üzere bütün yöneticileri kendilerine ulaşılabilir bir sistemin parçası haline getirmemiz gerekmektedir. Şehir-üniversite ilişkisi bağlamında da şehrin bütün aktörlerinin her zaman karşılarında ulaşabilecekleri bir rektör olacağımızın sözünü şimdiden vermek istiyorum” dedi.
Prof. Dr. Adem Kormaz toplantıda şunları söyledi:
Üniversite günümüz dünyasının en önemli kurumlarından birisi haline gelmiştir. Toplumumuzun yüksek öğrenim talebini karşılamak, insan gücümüze nitelikli yüksek öğrenim hizmeti sunarak toplumsal gelişmemizi hızlandırmak ve güçlendirmek için üniversitelerimiz olmazsa olmaz bir değere sahiptir. Diğer yandan ekonomiden sağlığa, tarımdan teknolojiye hayatımızı etkileyen ve bizim “yeni” olarak adlandırdığımız neredeyse her şey ilk önce üniversite koridorlarında ya da bir akademisyenin zihninden gün ışığına çıkmaktadır. Bu yüzden bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de üniversite hem eğitim öğretim hem de araştırma ve geliştirme yapan en önemli kurumsal yapıdır. Toplum da üniversitelere çok büyük önem atfetmektedir. Hükümetlerimiz ise gerek çağın ihtiyaçlarını yerine getirmek amacıyla gerekse toplumun haklı taleplerini karşılamak üzere üniversitelere destek vermektedir.
Diğer taraftan yakın geçmişte bir hükümet politikası olarak her şehrin en az bir üniversitesi olması fikri kabul edilmiştir. Bu çerçevede illerimizde yeni üniversiteler açılarak “her ile en az bir üniversite” projesi tamamlanmıştır. Geldiğimiz noktada şu açıkça görülmektedir ki proje başlangıcında ifade edilen “her ilde bir üniversite olur mu?” ya da “yeterli akademik kadrolar yetiştirilmeden üniversite kurulması yanlış olur” türünden karşı eleştiriler bugün yanlış çıkmıştır. Şahsen ben bu politikanın karşılıklı tartışıldığı dönemlerde “mümkün olsa da her ile 2 üniversite yapılabilse” görüşümü her ortamda ifade etmiştim. Zira her yıl milyonlarca gencimiz üniversite kapılarından dönerken, sadece “evrensel bilgi” veya “evrensel bilimsel ölçütler” gibi aslında özü itibariyle doğru, fakat reel ülke gündem ve gerçekliğinden uzak anlayışlarla mesele ele alınamazdı. Çok doğru bir şekilde, üniversitelerimiz hızlıca kuruldu ve kamu kaynaklarından çok önemli bütçeler ayrılarak kurumsal ve fiziksel altyapılarını tamamlamalarının yolu açıldı. Unutmamak gerekir ki üniversiteler tarafından neler hayata geçirildiyse bunlar, milletin vergileriyle toplanan kaynaklar kullanılarak yapıldı. Elbette “insan gücü alt yapısı” için kaynak ayrılması çok değerli bir hamledir. Yeterli, yetişmiş ve nitelikli insan gücüne sahipseniz başınıza gelecek her türlü sıkıntının altından kalkabilirsiniz. Sanıyorum bu nedenle öncelikle bu politikayı üreten siyasi kadrolara da teşekkür etmek gerekiyor.
Peki, “her ile en az bir üniversite” politikasının en temel hedefleri nelerdir? Bu proje hayata geçirilirken hangi kaygılarla harekete geçilmiştir? Dikkat edildiği takdirde projede 3 temel noktanın belirgin olarak öne çıktığını söylemek mümkün gibi gözükmektedir:
1)Eğitime ulaşmayı kolaylaştırarak fırsat eşitliğini sağlamak. Bu temel hedef doğrultusunda, eğitime ulaşma bakımından dezavantajlı gurupların (örneğin yoksul öğrenciler, kız öğrenciler ve engellilerin) kendi şehirlerinde eğitim almalarını kolaylaştırmak.
2)Yerel ekonomik canlılığı arttırmak ve ivedilikle hizmetler sektörünün illerde gelişmesini sağlamak.
3)Toplumun yetiştirdiği en eğitimli kişilerin yaşadıkları yerin sorunlarına ve bu yerlerin gelişmelerine bilimsel katkı sağlamasını temin etmek.
Kanaatimce “her ile en az bir üniversite” projesinin en fazla üzerinde kafa yorulması gereken yönü de bu üçüncü maddede yer almaktadır. Sadece, Burdur ölçeğindeki bir ilde 300 akademisyen ve bundan daha fazla yardımcı öğretim elemanının varlığını düşünsek bile, bu büyük bir fırsat değil midir? Gelişme dinamiğine bağlı olarak bu sayının yakın gelecekte 500+500 olacağını öngörürsek, 1000 kişilik nitelikli bir kadronun bir kent için neler yapabileceğini şöyle bir hayal edelim. Bunu hayal etmenin bile insanda heyecan uyandırmaması mümkün değildir; zaten şahsımı da heyecanlandıran asıl nokta budur.
Eğer üniversiteyi yönetme görev ve sorumluluğu şahsıma tevdi edilirse öncelikle yukarıda ifade ettiğim bu üçüncü misyon üzerine odaklanmayı düşünüyorum. Birinci ve ikinci misyonlar yapısal olarak ve kendi doğal akışları içerisinde yerine getirilmektedir. Hatta büyük ölçüde başarılı bir şekilde yürütülmekte olduklarını da söylemek mümkündür. Allah’a çok şükür üniversitemiz belirli oranda gelişimini tamamlamıştır. Bundan sonraki gelişimin ana ekseni de üçüncü misyona uyumlu olmalıdır. Çünkü bulunduğu kentin sorunlarına, bulunduğu coğrafyaya katkı vermeyen bir üniversitenin en azından o şehir için varlığı ile yokluğu arasındaki fark pek fazla değildir.
Aslen iktisat kökenli bir akademisyenim ve rakamlarla konuşmaktan da çekinmem. Fakat açıkçası bugün üniversitemiz hakkında sizinle sohbet edip dertleşirken, rakamlara dayalı hedeflemelerden bahsetmeyi çok da uygun bulmuyorum. Rakamlar, olumlu ya da olumsuz, her türlü yoruma açıktır. Sanıyorum olacaksa eğer bir iddiamız, o belki de şu olmalı: Kenti ile gerçekten bütünleşmiş, onun sorunlarını en iyi bilen ve bu sorunlar için politika tasarımları yapan bir üniversite! Yine, eğer olacaksa, esas bu konuda en iyi olmak gibi bir iddiamız olmalı. Sanıyorum bu iddiaya sahipseniz, skorlar ve sıralamalar zaten kendiliğinden değişmeye başlar.
Öyleyse bir sonraki aşamada esas sorumuz da şu olmalıdır: Kent ile bütünleşme nasıl gerçekleştirilebilir ve konuda laftan icraata nasıl geçilebilir? Bu konuda çok geleneksel ama bir o kadar da işe yarayan bir yöntem vardır: Yumurtanın nasıl kırılacağından bahsetmeyi bırakarak, artık yumurtayı kırmak ve yemeği yapmak. O yüzden, diyoruz ki: Akademik anlamda Burdur’a dair her şeyi üniversite yapmalıdır. Bunu sağlamak adına akademisyenlerle Burdur’u karış karış gezeceğiz, bütün birimlerimizle yaptığımız çalışmaların ana eksenine Burdur’u oturtacağız. Bünyemizdeki mevcut akademik birimlerimiz ve yeni oluşturacağımız yeni birimlerimiz aracılığı ile yapacağımız saha çalışmaları ve bu çalışmalarımızdan ürettiğimiz projelerimiz ile kentimizin geleceğinin şekillenmesine katkı sunacağız. Sanayicilerimizden politikacılarımıza, kamu bürokrasisinden sivil toplum örgütlerine kadar kentin bütün yönetsel paydaşlarına ihtiyaç duydukları her türlü veri, bilgi, rapor vs. üniversitede üretilmeli ve bunlar, politika yapıcılarının hizmetine sunulmalıdır.
Yüksek öğrenim konusunda Burdur üstüne düşen görevi başarıyla yapmıştır. Üniversitesini kurmak için bütün aktörleriyle (halk, yönetici, siyasetçisi, basın, sivil toplum) bir araya gelmiş, adeta bir sevda ve bir ülkü olarak bu üniversiteyi meydana getirmiştir. Hükümetlerimiz de her bütçe döneminde yeterli desteği fazlasıyla sağlamıştır. Diyoruz ki: Artık sıra akademisyenlerde; sıra birikimlerini içinde yaşadığı kenti için seferber edecek bizlerde. Hali hazırda Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin değerli akademisyenleri bu misyon için çalışmalar yürütmektedir. Biz, yönetim anlayışımız ve politikamızla bu çalışmalara kurumsal anlamda destek vereceğiz. Akademi bireysel ilişkilere dayalı olarak değil, kurumsal bir politikanın yansıması olarak bu çalışmaları yürütecektir.
Günümüzde en çok sözü edilen, konuşulan kavramlardan birisi de üniversite-sanayi işbirliği konusudur. Ancak, bu kavramın içinin nasıl doldurulacağı, etkin bir işbirliği modelinin nasıl olması gerektiği üzerine ciddi yaklaşımlara ve uygulamalara sahip değiliz. O yüzden artık neredeyse duyanların kendisinden kaçmaya çalışacağı bir kavram haline gelmektedir. Bunun temel nedeni akademi ve iş dünyasının meseleye kendi bulundukları konumdan bakmalarıdır. Konuya doğru yaklaşım meselenin her iki yönüne birlikte bakmaktan geçiyor. Uzun yıllar iş dünyasının içinde aktif olarak bulunmuş birisi olarak (ki halen TOBB-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına bölgemizde danışmanlık görevini sürdürmekteyim) üniversite-iş dünyası birlikteliğinin nasıl sağlanacağına ilişkin bize özgün modeller geliştirebileceğimizi biliyorum. Akademinin iş dünyası ile birlikteliği esasında eğitim alan kıymetli öğrencilerimizin iş hayatının gerekleri ve sahip olmaları gereken donanımlara yön ve yol göstermesi bakımından da büyük önem taşımaktadır.
Aslında, kafamızdan geçen güzel düşünceleri hayata geçirebilmenin sihirli fakat çok kullanılmayan bir formülüne de sahibiz. Bu formül öğretim elemanları, öğrenciler, idari personel ve bütün şehrin karşılarında ulaşılabilir bir rektör bulmasına dayanıyor. Sihir bir ve beraber olmakta, bunun için de ulaşılabilir olmakta… Sağlıklı işleyen mekanizmalarla sadece rektörü değil, başta rektör olmak üzere bütün yöneticileri kendilerine ulaşılabilir bir sistemin parçası haline getirmemiz gerekmektedir. Şehir-üniversite ilişkisi bağlamında da şehrin bütün aktörlerinin her zaman karşılarında ulaşabilecekleri bir rektör olacağımızın sözünü şimdiden vermek istiyorum.
Öte yandan rektör-öğretim elemanı ilişkisi bağlamında, akademiye dair söyleyecek sözü olan, projesi olan, fikri olan her öğretim elemanını rektörün doğal danışmanı olarak göreceğimizi belirtmek isterim. İdari ve akademik hiyerarşiler işlerin kolaylaştırılması için vardır yoksa çalışanların hayatlarından ve bilimsel dünyadan nefret etmeleri, kurumların toplumdan kopuk yapılar haline dönüşmesi için değil. Bu gerekçeyle, görevin bize tevdi edilmesi durumunda –çok fazla zorunluluk bulunmadıkça– rektör danışmanlığı müessesinin olmayacağını, bütün akademisyenlerin ve akademik birim sorumlularının doğal danışmanımız olacağını ifade etmek isterim. Bunun bir uzantısı olarak, akademisyenlerimizin hazırladıkları projeler her şeyden önce ciddiye alınacak, proje sahipleri karşılarında muhatap bulacaklardır. Aynı şekilde bütün sivil toplum örgütleri ve kentin diğer yönetsel aktörleriyle de benzer bir anlayış ile çalışacağımızı ifade etmek isterim.
Huzurun iş ilişkilerinde performansın anahtarı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle öğretim elemanlarının iş güvencesi ve özlük haklarının “doğal hak” görüldüğü bir üniversite anlayışı bizim için en temel hedeflerden biri olacaktır. Akademisyenler hak ettikleri özlük hakları için can sıkıcı süreçlere muhatap olmadan adil şekilde akademik yürüyüşlerine devam edeceklerdir. Katılımcılık ve yönetsel görevlendirmelerde liyakatin esas alındığı bir yönetim anlayışının huzuru, güveni ve sahiplenmeyi getireceğine inanıyorum. İdari birimler ve idari personel akademinin en önemli lojistik noktalarıdır. Başarılı üniversitelerde akademik-idari personel işbirliği etkin şekilde gerçekleştirilmektedir. Yetki karmaşasına meydan verilmeden, her birimin kendi yetki ve sorumluluklarının farkında olarak yaptığı çalışmalar üniversitemizi yükseltecektir.
Şimdilik, bir tanışma toplantısı sınırları içinde kalacak ölçekte sizlerle fikirlerimizi ve yönetim anlayışımızı paylaştık. Bu paylaşımlarımızı yakın gelecekte daha sık ve sıcak ortamlarda yürütmek arzusundayım. Katılımınız için çok teşekkür eder, saygılar sunarım.
Dr. Adem KORKMAZ kimdir?
Burdur’un Ağlasun İlçesinde 1971 yılında doğdum. İlk ve orta öğrenimimi aynı ilçede, lisans eğitimimi ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde 1993 yılında tamamladım. Yüksek Lisansımı 1996 yılında Cumhuriyet Üniversitesinde, Doktora çalışmamı ise 2001 yılında İstanbul Üniversitesinde tamamladım. 2007 yılında Doçent, 2012 yılında da Profesör unvanını aldım. Çalışma hayatının temel sorunlarına yönelik akademik çalışmalar yaptım, sosyal politika, iş hukuku, ücret konularında akademik çalışmalar yaptım. Bugün Mehmet Akif Ersoy Üniversitemizde yer alan Ağlasun Meslek Yüksekokulu bünyesinde üniversitemizin kuruluş süreci dönemi olan 2003-2006 yılları arasında müdür yardımcılığı ve müdürlük görevinde bulundum. 2008 yılında da Isparta Aksu Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü yaptım. Değişik kurul ve komisyonlarda da görevler yaptım. 2009 yılında Çalışma Bakanlığı Ulusal İstihdam Stratejisi hazırlık komisyonunda “İnşaat Sektör” raportörü olarak, 2012-2013 yıllarında 10. Kalkınma Planını hazırlığı sürecinde “istihdam ve Çalışma Hayatı” özel ihtisas komisyonu raportörü olarak görev yaptım. Yine, Türkiye İş Kurumu Genel Kurulu üyeliği, Kosgeb Proje Değerlendirme Kurulu Üyelikleri ve TÜBİTAK proje değerlendirme kurullarında göreler yaptım. İş dünyasında da aktif görevlerde bulundum. 2009-2012 yıllarında Isparta Ticaret ve Sanayi Odası’nda Genel Sekreter olarak görevlendirildim. Halen, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği adına Burdur Bölgesi Odalar ve Borsalar Akademik danışmanı olarak görev yapmaktayım. Evli ve 3 çocuk babasıyım.
