Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

‘Herkes kendine göre yorumluyor’

Türkocakları Isparta Şubesi tarafından Cuma sohbetine konuk olan Baro Başkanı

Türkocakları Isparta Şubesi tarafından Cuma sohbetine konuk olan Baro Başkanı Gökmen Gökmenoğlu ‘Hukuk Devleti’ konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Türkocağı Turan Yazgan konferans salonundaki sohbet yoğun katılımla 1,5 saat sürdü. Gökmenoğlu Hukuk Devleti konulu sohbetinde şunları söyledi. “Hukuk devletinin ana teması hukuk’tur. Hukuk, bir toplumda yaşayan gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı niteliğe sahip, hak, yetki ve sorumluluklarla, kişi ve kurumlar arası ilişkileri düzenleyen kamu otoritelerinin denetlediği yaptırım gücüne sahip yazılı yahut sözlü kuralların tümüdür. Hukuk nereden çıkmıştır sorusunu yanıtlamaya çalıştığımızda hukukun; insanların topluluklar halinde bir arada huzurlu, mutlu ve barış içinde yaşamak için bir takım kurallara ihtiyaç duymalarından diyebiliriz.

Türk tarihinde demokrasi mücadelesi 1876’da Kanuni Esasi ile başlamış ancak, bu mücadele hep yoğun bakımda kalmıştır. Bu gün iktidarla muhalefet partileri arasında ki kavganın, husumetin aynısı, yüz yıl evvel de vardı. Hukuk Devleti ilk olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 1961 ve devamında 1982 Anayasalarında yer almıştır. Türk siyasi tarihi çok köklü bir parlamenter demokrasi geleneğine sahip olmakla birlikte, aslında sorun iktidardakilerin Anayasal ve hukuki sınırlandırma ile denetimi istememeleri, muhalefeti meşru görmemeleridir.

HUKUK DEVLETİ- KANUN DEVLETİ AYRIMI NEDİR?

Hukuk devleti ile kanun devleti son zamanlarda sıkça karşılaştırılan iki devlet modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak hukuk devletini tanımlamak ve sınırlarını belirlemek kanun devletine göre nispeten daha kolaydır. Hukuk devletinin temel özellikleri tüm siyasal sistemlerde ve toplumlarda hemen hemen aynıdır. Oysa kanun devleti olarak isimlendirilen devlet yönetimi dünyanın değişik ülkelerinde değişik şekillerde görülebilmektedir.

Genel olarak üç tür devlet modelinden söz edilebilir: Devleti, temel hak ve hürriyetlerin hizmetine sokan model, Devleti, bir ideoloji ya da dini referansın hizmetine sokan model, Devleti, yöneticilerin hizmetine sokan model.

Birinci model hiç kuşkusuz hukuk devletini anlatmaktadır. Diğer iki devlet modeli ise hukuk devletinden ayrılmaktadır. Hukuk devletinin temel felsefesi sistemin tüm aygıtlarını insanın hizmetine sokmasıdır. Bu anlamda bürokrasi, ordu, siyasal partiler, dernekler, kanunlar, ekonomik hayat, kısaca tüm resmi ve gayri resmi kurumlarıyla sistem bireylerin hizmetine girer; onların temel hak ve hürriyetleri ve mutluluğu ilkesine göre işler. Birey bu sistemlerde ulus, devlet, vatan, cemaat gibi kolektif varlıklardan önce gelir; hatta bu varlıkların üzerinde yer alır. Bu sistemde yöneticilerin devlet otoritesine sahip olmaktan kaynaklanan her hangi bir üstünlüğü yoktur. Hukuk devleti bu temel felsefeden hareketle kanun devletinden çok farklı uygulamalara sahiptir. Hukuk devleti her şeyden önce eşitlik ilkesine dayanır.

Tüm bireyleri ayni insani öze sahip olarak kabul eder ve buradan hareketle insanlar arasında ayrım yapmaz. Bununla birlikte devletin bütün kurallarını, faaliyetlerini ve kurumlarını hukukun üstünlüğü ilkesine dayandırır. Başka bir deyişle, hukuk devleti ilkesine göre işleyen bir toplumda tabii hukukun gereği olarak temel hak ve hürriyetlere aykırı yasa üretilemez. Yasalar yönetici elitin topluma hibe ettiği bir bağış değil; aksine toplumun kendi temsilcileri aracığıyla tabii hukukun ışığı altında formüle ettiği kurallardır. Dolayısıyla, yasaların temel hak ve hürriyetleri esas alması ve toplumun rızasına dayanması şarttır. Hukuk devletinde yasalar yaptırımcı değil, yapıcıdır; daraltıcı değil, genişleticidir; yasaklayıcı değil, özgürleştiricidirler. Hukuk devletinde yasaların kabul ettiği temel ilke “özgürlüklerin esas, sınırlamaların ise istisnai” olmasıdır. İstisnai bir durum olmadıkça temel haklar ve özgürlüklerle ilgili bir sınırlama getirilemez.

Hukuk devletinin aksine, kanun devletinde en üstün değer devlettir. Devlet hem hukukun yapıcısı, hem kaynağı, hem de koruyucusudur. Devlet yöneticileri birer “ölümlü tanrı” olarak kabul edilir. Onların tanrıdan farkları ölümlü olmalarıdır. Bu bakımdan devlet yöneticilerinin beyanları, emirleri, buyrukları kanunlar için önemli bir referans olarak kabul edilir. Kanunlar toplumun temsilcileri tarafından yapılsa dahi devletin tayin ettiği çerçevenin dışına çıkamaz. Bu anlamda kanun devletinde yasaların amacı özgürleştirmek, temel hak ve hürriyetleri genişletmek ve koruma altına almak değil; devlete sorgulanamayan bir kutsallık atfetmek ve devlet otoritesini bu kutsallık üzerinden topluma hakim kılmaktır.

Bununla birlikte kanun devletinde tabii hukuk ve toplumsal rıza yerine geçen şey yöneticilerin emir ve buyruklarıdır. Dolayısıyla kanun devleti, hukuk devletindeki tabloyu tersine çevirir. Hukuk devletindeki en üstün değer olan hukukun yerine, devlet ve devletle özdeşleşmiş olan yöneticilerin iradesini geçirir. Kanun devleti ayni zamanda insani esas almadığı için insanlar arasındaki eşitlik ilkesine de fazla itibar etmez. Burada rejimin dostları ve düşmanları vardır.

Peki Referandum ile yapılan son anayasa değişikliği ne getirdi. Çok olumlu şeyler söylemeye ne yazık ki yine imkan yok. Bizler Referandum ile yapılan son anayasa değişikliğiyle oluşan HSYK’deki düzenlemeleri yeterli bulmazken son günlerde yapılmak istenen HSYK Kanun değişikliği yargı bağımsızlığına, yargıç bağımsızlığına ve dolayısı ile hukuk devletine vurulmak istenen büyük darbenin bir göstergesidir. Adalet bakanının, HSYK’nın başkanı olmasına, müsteşarın doğal üyesi olmasına karşı çıkarken son yapılması düşünülen değişiklik ile HSYK’nın adalet bakanlığına, dolayısı ile yargının yürütmeye bağlı bir kurum haline getirilmeye çalışılması manidardır. Adli Kolluk Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile idarenin, resmen savcıların amiri haline getirilmeye çalışılması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, dolayısı ile Hukuk Devletinin yok edilme isteği olduğunun göstergesidir. Hukuk Devletinin; bireyin temel hak ve hürriyetlerinin teminatı olduğunu, Yargı bağımsızlığı olmaksızın, Güçler ayrılığı olmaksızın ve aynı zamanda Hukukun önünde eşitlik ilkesi oluşmaksızın Hukuk Devletinin temin edilemeyeceğini belirtir.”