Muğla’nın Fethiye ilçesinde yaşanan ve Eğirdir nüfusuna kayıtlı 42 yaşındaki Ramazan Çalışkan’ın yaşamını yitirdiği olay, Türkiye’de son yıllarda sıkça karşılaşılan “gürültü kaynaklı şiddet” vakalarını yeniden gündeme taşıdı. İddiaya göre bir bahçe kapısından çıkan ses nedeniyle başlayan tartışma, bir kişinin hayatını kaybetmesi, eşi ile 13 yaşındaki kızının da yaralanmasıyla sonuçlandı.

Ancak Fethiye’de yaşanan bu trajedi, tek başına bir olay değil. Son yıllarda Türkiye’nin farklı şehirlerinde benzer gerekçelerle yaşanan şiddet olayları, toplumda giderek büyüyen tahammülsüzlük ve öfke sorununa işaret ediyor.

Ankara Sincan’da apartman bahçesinde oyun oynayan 14 yaşındaki Hiranur’un üzerine “gürültü yaptığı” gerekçesiyle ateş açılması, Gaziantep’te 10 yaşındaki Emir Baki’nin benzer bir iddia nedeniyle pompalı tüfekle vurularak öldürülmesi ve İstanbul Kağıthane’de üst kattan gelen çocuk sesleri yüzünden komşular arasında yaşanan silahlı saldırı, aynı toplumsal sorunun farklı yansımaları olarak dikkat çekiyor.

Peki sıradan bir ses, bir insanı nasıl bu kadar kontrolsüz bir öfkeye sürükleyebiliyor? Uzmanlar bu tür olayların arkasında fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik birçok etken bulunduğunu belirtiyor.

Beyin Gürültüyü Tehdit Olarak Algılıyor

Uzmanlara göre insan beyni, özellikle ani, düzensiz ve sürekli tekrar eden sesleri zaman zaman tehdit unsuru olarak değerlendirebiliyor. Demir kapı gıcırtısı, yüksek sesli müzik, çocukların koşuşturması ya da motor gürültüsü gibi sesler uzun süre devam ettiğinde stres seviyesini artırıyor.

Bu süreçte adrenalin ve kortizol hormonlarının yükselmesi, kişinin sürekli alarm halinde kalmasına neden oluyor. Özellikle günlük yaşamın getirdiği ekonomik, sosyal ve psikolojik baskılarla mücadele eden bireylerde bu durum öfke kontrolünü zorlaştırabiliyor.

Ev, İnsan İçin Bir Sığınak

Psikologlar, insanların evlerini yalnızca yaşadıkları bir alan olarak değil, aynı zamanda kendilerini güvende hissettikleri özel bir bölge olarak gördüklerini ifade ediyor.

Bu nedenle komşudan gelen ve sürekli hale gelen sesler, bazı kişiler tarafından yalnızca bir gürültü değil, kişisel alanın ihlali şeklinde algılanabiliyor. Uyarılara rağmen sorunun devam ettiğini düşünen bireylerde zamanla “bana saygı gösterilmiyor” düşüncesi gelişebiliyor. Böylece sorun, ses meselesi olmaktan çıkıp bir güç ve saygı çatışmasına dönüşebiliyor.

Uykusuzluk ve Ruhsal Sorunlar Riski Artırıyor

Uzmanların dikkat çektiği bir diğer nokta ise kronik uykusuzluk ve ruh sağlığı sorunları.

Sürekli maruz kalınan gürültü nedeniyle uyku düzeninin bozulması, bireyin muhakeme yeteneğini ve öfke kontrolünü olumsuz etkiliyor. Özellikle depresyon, anksiyete veya başka psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan kişilerde bu durum daha ağır sonuçlar doğurabiliyor.

Araştırmalar, uzun süreli uyku yoksunluğunun saldırgan davranış riskini artırdığını ve kişinin olaylara daha sert tepkiler vermesine yol açabildiğini ortaya koyuyor.

Toplumsal Güvensizlik ve Silaha Kolay Erişim

Sosyologlara göre bu tür olayların büyümesinde toplumsal ilişkilerdeki zayıflama da önemli rol oynuyor.

Geçmişte mahalle kültürü ve komşuluk ilişkileri sayesinde birçok anlaşmazlık diyalog yoluyla çözülebilirken, günümüzde insanlar sorunların konuşularak çözülemeyeceğine daha fazla inanıyor. “Şikayet etsem sonuç alamam”, “Konuşsam kavga çıkar” düşüncesi, bireyleri daha sert tepkilere yöneltebiliyor.

Uzmanlar ayrıca, ateşli silahlara kolay erişimin de bu tür olayların ölümle sonuçlanmasındaki en önemli faktörlerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Ani öfke anlarında ulaşılabilen bir silah, birkaç saniye içerisinde geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olabiliyor.

Asıl Sorun Gürültü Değil, Tahammül Krizi

Uzmanların ortak görüşü ise dikkat çekici: Bu olayların temelinde yalnızca gürültü bulunmuyor. Ekonomik sıkıntılar, stres, yalnızlaşma, ruhsal problemler, toplumsal kutuplaşma ve öfke kontrolündeki zayıflama gibi birçok unsur birleşerek sıradan bir anlaşmazlığı ölümcül bir çatışmaya dönüştürebiliyor.

Ispartalı Ramazan Çalışkan’ın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan son olay da gösteriyor ki, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca bir “gürültü meselesi” değil; giderek derinleşen bir tahammül ve toplumsal huzur krizi.

Haber / Afşın Topçu