Her gün bu konuları işliyorum. Bir tarafta yoksulluk, diğer yanda sömürücü ve kan emici bir anlayışla para kazanmaya alışmış, mutlu azınlık bir kesim. Isparta’nın meşhur adresi mevkiisi ÖZKANLAR’da bir köşe vardır tam da İstanbul caddesinden geliş istikametinin gölcük kavşağında bir köşe. Her sabah-öğle-akşam tıklım tıklım yevmiyeci işçilerle dolu.

Yazın sıcağı, kışın soğuğu demeden, sabah kahvaltı-öğle yemeği bile yemeden beklerler o günkü rızıklarını aramak için. Ama nafile kimse de sormaz onların hatırlarını dertlerini. Akşama kadar bin bir türlü zevat geçer oradan ama kimsenin farkında bile olmadan ya da umursamadan. Umursayanlar da işi olanlardır Asıl eski adı HAMAL PAZARI idi. Ne onursuzca ve şuursuzca bir cümle sanki KÖLE PAZARI işte.

Umursayanlar yani işi olanlar da insan yerine koymaz doldururlar kamyonun arkasına harfiyat gibi, çakıl gibi, kum gibi, çöp gibi…. Ne garip yarabbi bunların çoğu akşama kadar 30-40 lira bile almaz ama sırtına file ya da katıra yükler gibi 70-100 kilo yük yükler. Altında tısıl tısıl etse de o malı ezip bükmeden, kırmadan dökmeden yerine ulaştıracaktır mecburen.

Çoğunun kolu, beli tutmaz hatta fıtık olupta çalışanlar ameliyat sonrası gelip yine aynı işi yapanlar vardır. Çünkü ekmek için. Çünkü başka yerlerde çalışmak, iş bulmak, iş kurmak yasak değildir ama yasak gibidir. Hele hele memleketin sahili tatili gezilecek her yeri hepten yasaktır. Vakit geçirmek için yoldan bulduğu gazetinin mağazin sayfalarında görür bütün yaşamın kendisinin yaşayamadığı, yiyip içemediği hayatın %90’lık kısmını..

Eskiden de fakirdik ama mutluyduk.

Hemen hemen herkes aynı fakirdi, zengin de zenginliğini bilir böbürlenmez gösterişe kaçmazdı.

İş yaptığınız insanlardan para alamayacağız diye kaygı yoktu.

Çoğumuz köylerde yaşardık mutlu ve sakin aç kalmadan açık kalmadan.

İşte ne zaman ki göçtük köyümüzden gıkını bile çıkaramadığımız hayat türleri başımıza bela gibi geldi.

Her şeyi imece ile hallederdik. Düğünümüz ağa dediğimiz insanlarca borç dert yapılır hiç de faize bağlanmazdık.

Bağlarımız, bahçelerimiz vardı. Yiyeceğimizi, içeceğimizi ve hatta yakacağımızı karşılardı hiç bir şeye para vermezdik. hasta da olmazdık.

Bağlarda üzüm çiğner şıra içerdik her şeyi ile güzeldi hayat.

Eskiden yaşlıya hürmet olurdu çünkü herkes herkesi tanır edepsizlikle suçlardı.

Ya da alır köyün büyüğü karşısına dövmekten beter ederdi lafları ile.

Şimdi yaşlı insanları bırakın yol yer vermeyi çiğniyoruz bile.

Ne diyelim; ŞEHİRLİ OLDUK YA. Ya da yok yok şehirlide böyle değildi İNANIN BİZ BOZULDUK GALİBA.

Herkesi vicdanları ile baş başa bırakıyorum yaşadıklarınızı beyninizde yeniden yaşayın diye.