Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gonca Anıl
Gonca Anıl

HAYAT TELAŞESİ

Nerede yaşıyorsunuz, küçük bir köy, ilçe ya da şehir? Çevrenizde kimler var? Ev ve iş çevrenizde kimlerle karşılaşıyor, kimlerle birlikte başlıyorsunuz güne?

Asık suratlar, sürekli söylenen, şikayetler yağdırıp, sabırsız ve tahammülsüz davranan, ters, aksi insanlar… Bu insanlardan siz de muzdarip misiniz? Cevabınız “Evet” ise, peki ya siz? Yoksa bir başkasını muzdarip eden bu bahsi geçen kişilerden misiniz?

Artık çok zor, sebepsiz gülümseyen insanlar bulmak… Gülümsemeye bile vakti yok ki kimsenin, hep bir koşuşturma içinde herkes, zihinler bin bir türlü soru ve sorunla allak bullak. Bu yoğunlukta hiçbir şey yapmak gelmiyor içimizden. İstediğimiz gibi davranmak hakkını görüyoruz kendimizde. Kendimize tanıdığımız bu özgürlüğe ve içimizden gelmeyen her şeye bir bahane bulmuşuz ki onu öne sürüverdik mi hiç kimse bir şey diyemiyor. Yapamadığımız her şeyin ortak mazereti: Hayat Telaşesi…

Radyoda yıllar öncesinde yapılmış bir Ömür Göksel şarkısı çıktı karşıma, sözleri içimi titretti:

Yok artık her gün son seferde geçerken
Tüm yalıları selamlayan kaptan
Ya da ince bir tebessümle balıkçıdan
Küçük paketini alan adam.
Ah çok mu zor karşı ki komşuya
Serin sabahlarda bir günaydın demek
Ah çok mu zor eve dönüşlerde
Yoldan geçenlere iyi akşamlar demek.

Yüzler gülmüyor artık, kafalar kaldırım taşlarından kalkmıyor. Herkesin bir telaşı var almış gidiyor başını… Hayattan kopuk yaşıyoruz, kendimize bir daire çizmişiz, dönüp duruyoruz içinde, yaşadığımızın adı hayat, kendimizi yaşıyoruz da bir o kadar diğer hayatlardan kopuğuz. Bu bireyselliğimizin tek suçlusu Hayat Telaşesi (!)

Dükkânlar açılıyor, kimine giriyor insan, karşısındakinin ilgisiz ve suratsız halini görünce “Ne işim var burada?” deyip bin pişman geri çıkıyor. Hatta bazen kimi esnaflar kovuyor müşteriyi, kimileri kovmaktan beter ediyor. Bir sıcak tebessüm, bir içten muhabbete hasret kaldık çarşı -pazar gezerken, şimdi “Terslemesin yeter.” diye bakıyoruz karşımızdakinin gözlerine. Sanki dükkân sahibi, mal sahibi olmak, bir krallık da; “İster satarım ister satmam kardeşim, benim değil mi?” tavrıyla insanların ve insanlığın yazık edilişine tanıklık ediyoruz istemeyerek.

Yıllar öncesinde eşimle evlilik hazırlığı yaptığımız dönemde, şehrin ünlü bir mağazasında, iş çıkış saatlerinde ancak bakabildiğimiz mobilyalar önünde, “Geç oldu artık kapatıyoruz.” diye neredeyse kovulmuştuk dükkân sahibi tarafından.

Nerede eskilerin “Halka hizmet Hak’ka hizmet.” mantığı? Şimdi hizmetlerimiz hep kendi cebimize doğru. Menfaatimiz varsa amenna, ama yok eğer bize dokunmuyorsa ucu, olmasın varsın(!) İster mağdur olsun bir başka insan, isterse sıkıntı yaşasın, kimin umurunda? Eee gerekçe malum, hayat telaşesi (!) Asırlar öncesinde ünlü filozof Konfücyüs “Gülmesini bilmeyen dükkân açmasın.” demiş, ne de güzel söylemiş. Bir güler yüzünü esirgeyen insanın, sunabileceği daha güzel ve kıymetli neyi olabilir ki raflarında?

Bir gülümsemeyi karşısındakinden esirgeyen insanlar her meslek grubunda var ve her an karşımıza çıkıyorlar bir yerlerden. Doktorlar olmuş, toplumun piri(!) Bütün insanlara hükmetmeyi bir marifet sanmış pek çoğu, karşılarında ezilip büzülen hastalar görmekten hiç mi hiç şikâyetleri yok, tersine kimileri bu durumdan bir hayli memnun. Zaten acı çekiyor hastalığın verdiği sancıyla insanlar. Bir reçete yazılıyor önce, muayeneden hemen sonra bir de azar yiyor hasta, yediği iğnelerden bile daha etkili. Susuyor, pusuyor ve gıkı çıkamıyor artık. Hastalığını, tedavi sürecini bile sormaya korkup, kaçıp gidiyor, kafasında bin türlü cevapsız soruyla. Sorsanız o doktora, çok yoğun kafası, nöbetten ya da ameliyattan çıktı, evde de sorunlar… Ama hepsinin genel adı ve asıl sebebi ortada Hayat Telaşesi…

Öğretmenler deseniz, koca bir sınıfta vicdanıyla baş başa. Her birimizin sevmediği için bir türlü başarılı olamadığı bir ders anısı mutlaka vardır, hemen ardından eklenen bir de öğretmen hikâyesi… Daha okul çağının ilk yıllarından başlayarak, bir bireyin geleceğini şekillendiren bir öğretmen farkında mıdır minicik suratların güneşe dönen ayçiçekleri gibi yönünü hep kendisine döndürdüklerinin? Güneş olması, ısıtması ve aydınlatması gereken bu öğretmenlerin gök gürültüsü olup gürlediğinin, kasırga olup estiğinin, yeri göğü inlettiğinin bedelini neden taze bedenler, taze ruhlar ödüyor? Öğretmene sorsanız, işi zor, zaten az kazanıyor, ev kirası, masraflar, aklı faturalarda ve nereye kadar sabırlı olunabilir. Hayat Telaşesi var onun da(!)?

Kamu dairesine de girmeye korkuyor insan, kimi memurlar kendini her şeye yetkili kişi sanıyor ve işini görmeye gelen vatandaşı rahatlıkla tersleme hakkını görüyor kendinde. Bu asabiyetin sebebini sorsanız cevap hemen hazır: Gelenlerin hepsi problemli, bu sorunlarla uğraşmaktan yorgun bitap düşüyor zavallı yetkili kişi (!) Bilse ki insanların sorunları olmasa, kendine de iş olmayacak orada, belki daha farklı davranır mı bilinmez. Ama her hareketinde haklı, çünkü onun omzunda en ağır yük, her zamanki Hayat Telaşesi…

Her nerde, ne yapıyor, ne işle uğraşıyorsak uğraşalım, sorumluyuz birbirimizden. Değer vermediğimiz için değer göremediğimizin farkında değil miyiz? İnsanlığın ve yaşadığımız toplumun bir parçası isek, sıkıntısı ve telaşı herkesin farklıyken ve ayrı ayrı büküyorken belini, bir darbede biz indirmesek birbirimize daha yaşanılır olmaz mı bu dünya?

Aynı dünyada yaşıyor ve aynı havayı soluyorsak, birimizin ciğerlerini dolaşıp çıkan hava, çevremizde yaşayan bir başkasının ciğerlerine doluyorsa, en azından bir gülümsemeyi borçlu değil miyiz ona?

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER