‘Toroslar Göçebe Keçi Yetiştiriciliği’ başlıklı panelde konuşan Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge Müdürü Adnan Yılmaztürk “Keçi hayvancılığı ülkemizin en yoksul kesimleri tarafından yapıldığı için bu kesim sesini çıkaramamaktadır. Taş ve maden ocakları ormanlara daha fazla zarar verdiği aşikârdır” dedi. Anadolu’’da göçebe yaşam ve üretim tarzını sürdüren son topluluğu olan Sarıkeçili Yörüklerinin ev sahipliğinde gerçekleşen panele, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Böl. Öğr. Üy. Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı VI. Bölge Müdürü Adnan Yılmaztürk, Mersin Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Akdoğan, Yörük- Türkmen Dernekleri kurucusu Mustafa Kaya ve Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran’ın yanısıra Zootekni Uzmanı Özgün Sözüer ve gazeteci yazar Banu Avar katıldı.
SAVRAN: ‘ÇIKAR GRUPLARI KEÇİYİ YOK ETMEK İÇİN KOLLARI SIVADI’
Antalya, Isparta, Kayseri ve Adana gibi illerden gelenlerin yanı sıra Aydıncıklı keçi yetiştiricileri ve ilgili kamu kurumu temsilcilerinin de katılım gösterdiği panelde konuşan Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, göçebe bir topluluk olan Sarıkeçililerin büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunun altını çizerek, geçmişte ormana sokulması yasak olan keçilerin 2012 yılında çıkartılan düzenleme ile otlatma planları çerçevesinde izin verildiğini ancak bunun sorunları çözmeye yetmediğini söyledi. Keçi sütünün anne sütüne eş değer olduğunu da vurgulayan Savran, “ama üzülerek söylüyorum, kar amacı güdenler, çıkar grupları ve büyük şirketler bizim ürettiğimiz keçinin etini, sütünü ve kılını yok edecek derecede gölge düşürmek için kolları sıvadılar” diye konuştu.
KEÇİ VARLIĞINI YÜZDE 70 AZALTMAYI HEDEFLEYEN PLANDAN DÖNÜLDÜ
Türkiye’nin keçileri nasıl kaçırdığı sorusuna yanıt aranan panelin konuşmacılarından biri olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge Müdürü Adnan Yılmaztürk ise, 2008 yılında başlatılan ağaçlandırma seferberliği kapsamında Türkiye’deki keçi varlığının azaltılması için bir eylem planı hazırlandığını ve buna göre orman düşmanı olarak algılanan keçi sayısının yüzde 70 oranında azaltılmasının planlandığını belirterek şunları söyledi: “Eylem planına göre ağırlıklı olarak Ege ve Akdeniz bölgesindeki 25 ilde bulunan 3 milyon 472 bin adet kıl keçisinin 1 milyon 10 bin adede indirilmesi hedefleniyordu. Burada ormancılar dâhil birçok kurum hatalıydı. Geri dönüşü olanaksız bir yanlışa doğru gidiliyordu. Bunu kısa zamanda durdurmak için üç kişilik bir ekiple bir strateji belirledik ve keçi eylem planının yanlışlarını ortaya koyan bir rapor hazırlayarak Sayın Başbakan’a sunduk. Ardından da bu eylem planı yürürlüğe sokulmadı. 2012 yılında çıkarılan torba yasa kapsamındaki düzenleme ile otlatma planları çerçevesinde keçilerin ormana girişine izin verildi.”
‘KEÇİ İLE MÜCADELEYİ İBADET GİBİ GÖRDÜK’
Kendisinin de Yörük kökenli olduğunun altını çizen Yılmaztürk, yangın ve kene gibi zararlılarla mücadele konusunda keçi varlığının çok önemli olduğunu vurgulayarak, “ben de küçüklüğümde Ormancıdan çok korkardım. Sonunda ben de bir ormancı oldum. Orman fakültelerinde okuyanların çoğunluğu kırsal kesimden gelen çocuklardı. Ancak her derste bizim beyinlerimiz keçinin zararları konusunda yıkanıyordu. ‘Ormancılık yapacaksan keçi ile mücadele edeceksin’ deniliyordu. Örneğin keçiden elde edilen gelirle okuyup orman mühendisi olan bir büyüğümüz, ‘evet ben keçi parasıyla okudum ama orman için bu keçiyi ortadan kaldırırım’ diyordu. Durum bu denli trajikti. Biz keçi ile mücadeleyi bir ibadet gibi gördük yani” diye konuştu.
‘TAŞ OCAKLARI ORMANA DAHA ÇOK ZARAR VERİYOR’
1956 yılında çıkarılan orman kanununa eklenen 19. madde ile keçinin ormana sokulmasının yasaklandığını anımsatan Yılmaztürk, bunun teknik ve bilimsel bir düzenlemeden çok yasal bir düzenleme olduğunu belirterek, “Ormancılık keçi hayvanını ortadan kaldırmayı bir amaç haline getirmiştir. Bana göre ormana bağlı bir hayat yaşayan kıl keçisi bir orman ürünüdür. Ormandan faydalanmak sadece odun elde etmek değildir. Hayvancılık sektörü en az ormancılık kadar ülkemiz için gereklidir. Bana göre ormana bağlı bir hayat yaşayan kıl keçisi bir orman ürünüdür. Keçi hayvancılığı ülkemizin en yoksul kesimleri tarafından yapıldığı için bu kesim sesini çıkaramamaktadır. Taş ve maden ocakları ormanlara daha fazla zarar verdiği aşikârdır. Ancak madenciler daha nüfuzlu oldukları için haklarını korumaktadır” görüşünü dile getirdi.
