Ne klasik bir başlık değil mi? Kullandığımız ama yaşantımızda çokca yer vermediğimiz şeyler aslında. Geçen yazımı hatırlarsanız, iyi ki yazmışım. O kadar…
Ne klasik bir başlık değil mi? Kullandığımız ama yaşantımızda çokca yer vermediğimiz şeyler aslında. Geçen yazımı hatırlarsanız, iyi ki yazmışım. O kadar çok kişi telefon ve e mail yoluyla ulaşıp-duygularını paylaştı ki… Meğer ne çok Isparta sever varmış. Duygularını paylaşan herkese teşekkürler. YAŞAMA SEVİNCİNİZ HİÇ EKSİLMESİN.
Hayattan zevk almak diye başlayan cümlelerin içeriğinde hep bir mutsuzluk ifadesi illâki yer alır. Olmalı mı olmamalı mı diye soracak falan değilim. Hepinizin bakış açısı durum belirleyicidir ve benim müdahale gibi bir niyetimde yok. Ama çalışan insanlarımıza sorduğunuzda ”yine pazartesi offf”, ”bu hafta zor başladı,bakalım nasıl bitirebileceğiz üfff” türü serzenişler cümle aralarına sıkıştırılıverir. Aslında zor başlayan birşey yok ta, zorlaştıran bir şey var. Düşünün sabah, akşamdan kurduğunuz saat zili sizi uyandırıyorsa sorun orada başlıyor. Ben de herkes gibi akşamda saati kuruyorum ama o çalmadan uyanıyor ve kapatıyorum. Yani beynim halâ benim kontrolümde çalışıyor. Hergün sağlıkla uyanmış olmaktan dolayı şükrederek başlıyorum güne. Tabii ki herkes gibi beni de bekleyen sürprizler var ama bu yolla ben, onlarla mücadele gücünü ele geçirmiş olarak başlıyorum güne. Günlük bakım ve kahvaltı sonrası işe revan olan ben; bir işim olduğu için ve her sabah ona gitme heyecanı ve sevinciyle düşüyorum yola. Bu da içimde herhangibir bıkkınlık kırıntısı bırakmıyor. Herkes kadar dünya meşakkatim var. Herkes kadar çevrem var ama ben onları muhafaza için uğraş veriyordum ve gördüm ki; kendimi yoruyormuşum. Benim için değerli olanlar diye gündemimde yeri değişmeyenleri artık bana değer verenlerle yer değiştirerek daha mutlu olmayı öğrendim. Evet, öğrendim, gecikmeli de olsa. Sizde öğrenin.
Erteleme, üşenme ve vazgeçme türü davranışların stres ve öfkeye yol açtığını bile bile yaşantıyı sürdürmek ve sonunda şikayetçi olmak kimsenin hakkı değil.. Tüm çalışanlara sabahları ilk ve en önemli işleri yapmakla işe başlamalarını öneriyorum. Ev hanımları bile daha sabahtan o gün pişirecekleri yemeğin adını koyarlarsa güne daha mutlu başlarlar. Plansız-programsız insanlardan stres eksik olmaz. Stresin kanser riskini artırdığını söylememe gerek var mı bilmiyorum!
Geçmişiniz geleceğiniz değildir ki.. Biliçaltınıza yerleştirdiğiniz olumsuzluklar sizi sürekli olumsuz düşünmeye/bakmaya/yorumlamaya götürecektir. Ama-fakat-lâkin gibi sözcüklerle başlayan cümleler hep mazeret yüklüdür.Hayatta önemli olanın; önce anlamak, sonra anlaşılmak olduğunu unutmayın. Zira insan ömrünün büyük bir kısmı diğerlerini anlamaya çalışmakla geçiyor. Her istediğinizin gerçekleşmesini de beklemeyin. Böyle bir hayat yok. Böyle bir hayatınız olsa da tad alamazsınız ki!
Ülkemizde 70 yıl yaşayan bir insanın;
*23 yılını uykuda geçirdiğini,
*20 yılını çalışmakla geçirdiğini,
*10 yılını gezme-eğlenme ile geçirdiğini,
*7 yılını beslenme ile geçirdiğini,
*4 yılını hastalıklar ve tedavisi ile geçirdiğini,
*4 yılını tuvalette ve banyoda geçirdiğini,
*2 yılını ibadet etmekle geçirdiğini gösteren çizelgeler var.
Bu durumda siz kendi hayatınız için böyle bir çizelge hazırlamayı istemezsiniz. Korkarım şu an alt alta toplama bile yaptınız! Korkmayın rakamlar denk. Niye hata aramaya kalktınız ki? Hatta niye AMA BU SÜRELER ÇOK ABARTILI dediniz ki?
İşte bu ve benzeri durumlar için ayırdığımız zamanları, sevme-sevilme zamanlaması olarak kullanmayı öneriyorum ben. Yapılmış araştırmaların ya bir gerekçesi, ya da bir dayanağı hep vardır. İllaki sizin hayat planlamanız değil onlar. BÖYLE DE OLUYORMUŞ diyerek, kendi hayatınızı olması gereken şekillendirmeye tabi tutmalısınız. Stres yaratmadan, gereksiz eleştirilerde bulunmadan. Ben çok geç öğrendim BAŞEDEMEYECEKLERİMLE MÜCADELE ETMEMEYİ.. Siz olsun erken başlayın ve mutluluk payınız artsın, AMA’larınız azalsın.
Mutlu günle dileklerimle