Isparta’nın Yalvaç ilçe merkezinde bulunan ve halk arasında kutsiyet atfedilen türbe ile yatırların büyük bir kısmının tarihi ve resmi kaydının bulunmadığı, birçoğunun ise rüyalara dayanılarak sonradan oluşturulduğu ortaya çıktı.
Isparta’nın Yalvaç ilçe merkezinde bulunan ve halk arasında kutsiyet atfedilen türbe ile yatırların büyük bir kısmının tarihi ve resmi kaydının bulunmadığı, birçoğunun ise rüyalara dayanılarak sonradan oluşturulduğu ortaya çıktı. Araştırmacı-yazar Bekir Manav, ilçe merkezindeki 18 yatırdan sadece birkaçının resmi dayanağı olduğunu belirterek, somut kanıtı olmayan bu alanların zamanla batıl inanç merkezlerine dönüştüğüne dikkat çekti.
Araştırmacı Mesut Özerden’in saha desteğiyle Yalvaç merkezindeki yatırları inceleyen Manav, koruma altına alınan bu yapıların önemli bir kısmının altında aslında bir mezar bile bulunmadığı yönünde güçlü emareler elde ettiğini aktardı.
Yalvaç’taki yatırların oluşum süreçlerine dair çarpıcı bir saha örneği paylaşan Bekir Manav, “İbrahim Ethem” olarak bilinen bir ziyaretgâhın tamamen bir aile anlatısına dayandığını tespit etti. Mülk sahibiyle yapılan görüşmede, geçmişte bir kadının tarladan dönerken gaipten ses duyduğu ve rüyasında görerek evinde tahta bir beşik yaptığı öğrendi. Ev ahalisinin rahatsız olması üzerine bahçeye taşınan ve üzerine yeşil örtü serilen bu boş beşiğin, zamanla halkın adaklar adayıp dualar ettiği devasa bir ziyaretgâha dönüştüğü belirlendi.
Tarihi ve bilimsel veriler ışığında Yalvaç’taki tekkeler incelendiğinde, 16. yüzyıl resmi kayıtlarında Emir Ahmet Tekkesi dışında bir kayda rastlanmadığı ifade edildi. Yapılan araştırmalara göre ilçe merkezindeki 18 noktadan sadece şu isimlerin resmi ve vakıf kaydı bulunuyor:
🔹 Emir Ahmet: Vakıf kayıtları bulunan gerçek bir şeyh.
🔹 Melik Devlethan: 2. Kılıçarslan’ın kardeşi olan ve vakıf defterlerinde adı geçen tarihi bir şahsiyet.
🔹 İbrahim Efendi (İhbar Billezi): Resmi kayıtlarda yer alan bir diğer somut isim.
Bu üç isim dışındaki 15’e yakın yatırın hiçbir resmi arşiv kaydı bulunmazken, bu alanların ölülere olağanüstü misyonlar yükleyen halk anlatılarıyla şekillendiği savunuldu. 1800’lü yılların nüfus ve tekke kayıtları incelendiğinde ise Görgü Mahallesi’ndeki Şeyh Mehmed Efendi, Pazar Mahallesi’ndeki Molla Osman ve Kaş Mahallesi’ndeki Yusuf ile Abidin Efendi gibi yakın dönem tekke şeyhlerinin mezarlarının da zamanla taraftarları tarafından yatıra dönüştürülmüş olma ihtimali üzerinde duruluyor.
İslam dininin ölülerden medet ummayı, mezarlara olağanüstü güçler atfetmeyi kesin bir dille reddettiğini hatırlatan Bekir Manav, toplumsal kalkınma için batıl inançlar yerine bilime odaklanılması gerektiğini vurguladı.
Manav, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Yapay zeka teknolojisinin çığır açtığı, küresel savaşların ve salgınların yaşandığı bu çağda; millet olarak uzay teknolojilerine, savunma ve sağlık bilimlerine odaklanıp mühendisler yetiştirmeliyiz. Yatırlara küçük taşlardan evler yapmak veya dilek kâğıtları sıkıştırmak gibi batıl uygulamalardan uzak durmalıyız. Tarihe ve halka hizmet etmiş şahsiyetlerin mezarları korunmalı ve kendilerine sadece Fatiha okunmalıdır; ancak buralar birer beklenti ve şirk mekanına dönüştürülmemelidir” ifadelerini kullandı.