Öğrencilerin hayatlarının her döneminde karşılarına çıkan sınavlar, beraberinde sınav kaygısını da getiriyor. Son dönemlerde öğrenciler ve aileleri, sınav kaygısından dolayı hastaneye akın etti. Özellikle haziran ayında yapılacak olan SBS ve LYS öncesi hastaneye başvurularda ciddi artış oldu.Sınav kaygısı, öğrencilerin başarısını olumsuz yönde etkileyen hususlardan birisidir. Yüksek kaygının etkisiyle öğrenciler sınavda panikler ve gerçek performanslarını ortaya koyamıyor.

Sınavda yaşadıkları gerginliğin etkisiyle öğrendikleri bilgileri sınav esnasında etkili bir şekilde kullanamazlar, hatta bildikleri soruları dahi doğru cevaplayamazlar. Isparta’daki öğrenciler ve aileler de sınav tarihi yaklaştıkça sınav kaygısına girmiş durumdalar. Özellikle son günlerde hastaneye başvurularda ciddi artışlar olduğunu dile getiren Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Doktor Ahmet Şenses, ‘Özellikle Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve LYS’nin yaklaşması ile birlikte son bir aydır sınav kaygısına yönelik başvurularda ciddi bir artış oldu. Gençler ve ailelerin sınav tarihi yaklaştıkça hissettikleri kaygı çok artmış durumda.’ diye konuştu.

KAYGIYI ALÇAK TUTMAYA ÇALIŞIN!

Başarıyı etkileyecek en önemli faktörlerin başında kaygının geldiğini belirten Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Doktor Ahmet Şenses, ‘Sınavlarda da başarılı olmak için belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Bu gerekli düzeyde yaşanılan kaygı kişiyi çalışmaya, planlar yapmaya iter ve yararlıdır. Fakat bu kaygı düzeyi çok yükselip genci tabiri caizse ‘boğmaya’ başladığında, yaşanılan kaygı sınav puanlarını ve yazılı notlarını düşürmeye ve çalışma süreci olumsuz etkilenmeye başlar.’ dedi.

BAŞARISIZ OLACAĞIM, REZİL OLACAĞIM, YAPAMAYACAĞIM DİYE DÜŞÜNMEYİN!

Kaygı sürecin tetikleyen ana faktör ise olumsuz ve gerçekçi olmayan düşüncelere kapılmak olduğunu aktaran Uzm. Dr. Şenses, ‘Başarısız olacağım, rezil olacağım, yapamayacağım’ şeklinde zihinde dönüp duran düşünceler gencin unutkanlık yaşayarak çalıştıklarını hatırlayamamasına, dikkatini sınava verememesine, okuduğunu anlayamamasına neden olabilir.

Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, hızlı nefes alıp verme, yüzün kızarması, kaslarda gerginlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve mide bulantısı şeklinde fizyolojik belirtiler görülebilir. Gerginlik, ağlama, sinirlilik gibi duygusal semptomlar sıklıkla eşlik eder. Fakat şunu unutmamak gerekir çocuktan çocuğa bu belirtilerin sayısı ve şiddeti değişiklik gösterir.’ ifadelerini kullandı. Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi sınav kaygısının da bir ya da birden çok farklı nedenden kaynaklanabileceğinin altını çizen Şenses, gencin kişilik yapısı ve düşünme şekli, ailenin tutumu, ülkemizin sınav sitemi, sınava hazırlık süreci, okul ve dershane yaşamı ve arkadaş ilişkilerinin başlıca faktörlerinden olduğunu söyledi.

ÇOCUĞUNUZA YÜKLENMEYİN!

‘Senin için o kadar masraf yaptık, kazanamazsan paralar çöpe gidecek’ gibi konuşmaların öğrenciler üzerinde olumsuz etki ettiğini söyleyen Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Doktor Ahmet Şenses konuşmasına şöyle devam etti; ‘Sınav kaygısı yaşayan kişiler çoğunlukla sınavda yaşamaktan korktuğu ‘akademik’ başarısızlığı genelleyerek bunu ‘kişiliğinin başarısızlığı’ olarak algılarlar. Bu kişiler çalışma sürecinde ‘BAŞARISIZLIĞA’ odaklanmışlardır. Gerçekçi olmayan düşünce ve inançlarla başlayan bu süreç sonrasında duygulara ve davranışlara yansır ve giderek kötüleşir.

Bu nedenle özellikle sınava yönelik olumsuz düşünceler sorunun temelinde yer alırlar. Çocuklarını doğru motive etmeye çalışan aileler de maalesef bilmeden bu süreci daha da kötüye götürecek hataları sıklıkla yaparlar. ‘Senin için o kadar masraf yaptık, kazanamazsan paralar çöpe gidecek’ şeklindeki konuşmalar, arkadaşları ile kıyaslamalar, çalışma programındaki eksiklere yönelik ‘az ders çalışıyorsun, herkes kazanacak sen kazanamayacaksın’ şeklindeki yaklaşımlar sıklıkla yaşanır. Aşırı kontrol, çocuklarının koydukları kurallara koşulsuz uymasını beklemek gibi katı tutumlar da oldukça fazladır. Bu şekilde aile kaygısını çocuğa yansıtmış olur.’ Gençler sınav kaygısı ile başa çıkmak için neler yapabilirler?

YORUCU BİR SINAV SİSTEMİ VAR

Sınav sistemlerinin de öğrencileri ekstra kaygıya düşürdüğünü aktaran Şenses, ‘Öncelikle çoğumuzun kabul edeceği nokta sınav maratonun çok yoğun ve yorucu yaşandığı bir eğitim sistemimiz var. Sınav sistemi ya da ülkenin eğitim koşulları değişinceye kadar öncelikli olarak gençlere ve ailelere düşen görev bu sınav süreci sevmeseler bile ‘gereğini’ yapmaları.

Ülkemiz koşulları içerisinde eğer bir sınav sistemi uygulanmasa da idi oluşacak tablo şu anki tablodan çok daha karmaşık ve adaletsiz olacaktı. ‘En güzel günlerinde ders çalışmak zorunda mıyım?’ şeklindeki düşünceler çalışma sürecinden kişiyi soğutabilir. Bu nedenle daha mutlu, daha özgür ve daha saygın bir gelecek sınav sürecini ‘kabullenmekle’ başlamalıyız.

Yaşam kuralları maalesef hem gençler hem de yetişkinler için bir takım ertelemeleri zaman zaman zorunlu kılar.” şeklinde konuştu.

PLANLI ÇALIŞMALILAR

Başarısızlığı etkileyen faktörlerin başında sınav kaygısı geldiği gibi, düzenli çalışma da çok önemli yere sahip. Uzm. Dr. Şenses, doğru ve esnek çalışmanın daha verimli olacağına dikkat çekiyor. Öğrencilere ve ailelerine bir takım önerilerde bulunan Şenses, ‘Diğer önemli adım ise çalışma sürecini planlamaktır. Çoğu öğrenci doğru ders çalışma yöntemlerini ve planlı çalışmanın önemini maalesef bilmiyor. Doğru ve esnek bir çalışma programı kısa sürede verimli çalışmanın anahtarıdır. Bu programın içerisinde mutlaka sosyal faliyetler yer almalıdır. Bu konuda rehberlik servislerinde doğru desteği mutlaka gençler ve aileler almalılar. Daha öncede bahsettiğimiz olumsuz düşünceleri olumlularla değiştirmek işe yarayacaktır. ‘Başarısız olacağım’ yerinde ‘elimden geleni yapacağım’, ‘Herkes benden daha kötü alacak yerine ‘hak ettiğimi alacağıma inanıyorum’ şeklinde olumlu düşünceler kötüye gidecek süreci engelleyebilir.’ dedi.

AİLELERE NELER ÖNERİLEBİLİR?

Ailelerin özellikle çocuklarıyla empati yapmasının daha iyi olacağını belirten Şenses, ‘Ailelerin bakış açılarında değişim yaratmak ve çocuklarıyla ilgili beklentileri ‘gerçekçi’ sınırlara indirmek çoğunlukla gereklidir. Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, eleştiride bulunurken mutlaka çocuğun olumlu yönlerini de vurgulamalıdırlar. Onların içinde bulundukları durumu ve hissettiklerini anlamaya çalışmak yani ’empati’ yapmak çok önemlidir. Sınavı ölüm kalım meselesi haline getirmeme, onlara sınav sonucu ne olursa olsun ‘biricik ve değerli’ olduklarını hissettirme, sonuca bakmaksızın onlara sevgi vermeleri gerekir. Bu desteği verirken içi boş ‘kazanamazsan da sağlık olsun’ yerinde davranışlarla desteklen içten bir mesaj olması önemlidir. Çocuklarımızı bizim gerçekte neyi beklediğimizi ve neyi kast ettiğimizi hissettiklerini akıllarından çıkarmamalılar. Ayrıca asla kıyaslama yapmamalıdırlar. Bu şekilde çocuklarının omuzlarındaki yükü bir miktar azaltabilirler.’ ifadelerini kullandı.