⚡ AMP
Isparta

Hamideli Derneği Battal Gazi’nin türbesini keşfetti

Isparta ve çevresinde yaptığı bilimsel tarihi çalışmalarla bilinmeyen tarihi değerleri ortaya çıkarmayı başaran Hamideli Derneği önemli bir çalışmayı daha sonuçlandırdı. Dernek Başkanı…

Gazete32
11 Haz 2014 · 15:29
14 dk okuma

Isparta ve çevresinde yaptığı bilimsel tarihi çalışmalarla bilinmeyen tarihi değerleri ortaya çıkarmayı başaran Hamideli Derneği önemli bir çalışmayı daha sonuçlandırdı.

Dernek Başkanı Ramazan Topraklı, derneğin kuruluş amacının “Hamid Sancağı toprakları üzerinde yaşayan insanların geçmişleri, bugünleri ve gelecekleriyle ilgili ilim, iktisad, ticaret, beşeriyet, içtimaiyet, yer altı servetlerinin işletilmesi, eğitim, yayıncılık, gazetecilik, ilmi seyahat ve insanlığın uğraşabileceği her türlü alanlarda çalışmalar yapmak ve yaptırmak” olduğunu belirten Dernek Başkanı Ramazan Topraklı yapılan çalışmalarla Battal Gazi’nin türbesini keşfettiklerini açıkladı.

Topraklı, Şuhut ilçesinin Çayırsazı köyünün eski yerleşim yerindeki bir höyüğün tepesinde dede olarak bilinen türbenin Battal Gazi’ye ait oldruğunu yaptıkları bilimsel çalışmalar sonucu tesbit ettiklerini söyledi.

Bu konuda iddialı bilgi ve belgelere sahip olduklarını kaydeden Topraklı,”Geçtiğimiz günlerde ben ve yönetim kurulundan şeref üyesi Medeni Altın ve Tarihçi Serhat Altınkaynak arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız çalışmalar sonucu Battal Gazi’nin türbesinin Şuhut Çayırsazı köyü eski yerleşim birimindeki bir höyüğün tepesinde olduğunu belirledik.

Bu bilimsel çalışmamızın sonuçlanmasında Doç.Dr. Fatih Erkoçoğlu’nun “Hamideli Tarihi Coğrafyası ve Battal Gazi’nin hayatına dair bazı notlar” başlıklı makalesinde yer alan bilgiler de bize yön vermiştir” dedi.

Hamideli Derneği geçtiğimiz yıl yaptığı bilimsel çalışmalarda da Ammuriye kentinin Uluborlu ilçesi olduğunu keşfetmişti.

Araştırmacı Ramazan Topraklı’nın bu konudaki bilimsel araştırmasına yönelik yayınladığı makalesi şöyle:

BATTÂL GÂZÎ’NİN TÜRBESİ, TÜRBE DAĞI VEYA KÖREKE DAĞI

Ramazan Topraklı

Daha önce yayınlamış olduğumuz çalışmalarda 17. yy başlarında Göller bölgesi coğrafyasında çok önemli bir değişikliğin vuku bulduğunu, buna göre büyük ve derin bir ırmak ile birbirine bağlı olan Eğirdir ve Hoyran Göllerinin suların yükselmesiyle birleştiğini izah etmiştik. Bu derin ırmak üzerinde bir de köprünün varlığına işaretle burasının oldukça canlı bir bağlantı yolu üzerinde bulunan askerî bir mevki olduğunu ispata çalışmış idik (Topraklı, 2011b). Bu defa da Fatih Erkoçoğlu hoca Hamideli hakkında çok yeni şeyler ortaya koydu:

Onun, Ebû’l-Fidâ ve İbn Sa’îd’den olmak üzere; Göller Bölgesi ve Battâl Gâzî hakkında verdiği malûmatı Battâl Gâzî’nin tarihine ışık tutması hasebiyle coğrafyamıza şu şekilde uyguladık: “Antalya, Konya’nın batısında idi. Bu iki şehrin arasında Hamidoğulları Türkmenleri dağları vardı. Hamidoğulları’ndan Felekü’d-dîn adlı bey, bir şehir inşa ettirdi ve ismini de Felekbâr koydu. Zamanımızda bu dağların en büyük şehri ve Hamidoğulları Beyliği’nin merkezi olan Felekbâr, Konya’nın batısında, beş günlük mesafede, dağların ortasında, düzlükte bir şehir idi.

Selçuklular döneminde Rûm ülkesini fetheden Türklerin neslinden olan Türkmenler, büyük bir halktır, (Eğirdir-Hoyran Gölleri sahilinde) yaşayan Haraita’nın evlâdını almak ve Müslümanlara satmak için oraları şiddetli bir şekilde yağmaladılar. Türkmenler, sultanın korkusuyla ve mütarekenin yardımıyla ancak onlara ilişmekten vazgeçtiler. Onlarda (Türkmenler), başka yerlere (Türkmen kilimleri adıyla) pazarlanan kilimler yapılır. Onların yanında ülkeye sürgüne gönderilen basit Türkmenler de faaliyette bulunuyordu. Onun (Eğirdir Gölü) sahilinde Makarı John (1142’de Jan veya Yuannis Komnen’in ordugâhı) denilen John sahili (Can Adası) seyyahlar nezdinde meşhurdur. Buradan (Hamidoğulları topraklarından) İskenderiye ve diğer bölgelere kereste gönderilmektedir. Üzerinde bir köprü [el-Battâl, Halis (Halys) veya Yenice köyü köprüsü] bulunan büyük, derin el-Battâl (Halis, Menderes) nehri buraya (Eğirdir Gölü) dökülmektedir. Bu köprü barış zamanlarında indirilir, harp çıktığı vakit kaldırılır . Bu (el-Battâl nehri ve köprüsü), Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında sınırdır. Nisbet edilen el-Battâl ise Emevîler zamanında Rûmlara karşı birçok savaşta bulunan bir kimse idi. İsmi (gece sohbet meclisleri) kitaplarında zikredilmektedir ve kabri de oradadır (Hamidelindedir).” (Erkoçoğlu, 2013: 34-41; Vitek, 1944: 2-9; Topraklı, 2013: 42-53).

Erkoçoğlu’nun Hamideli coğrafyası üzerine yaptığı bu çalışmasında zikrettiği eski tarihi kaynaklardaki metinlerden Battâl Gâzi’nin faaliyet alanının Hamideli coğrafyası olduğu anlaşılıyordu. Zira hicrî 122 (740) yılında el-Battal ve Malik b. Şebib, 20 bin kişilik bir süvari birliğinin başında Sennade (Synnada) yakınlarında vukûbulan bir savaşta, 13 bin kadar Müslümanla birlikte şehit düştüler. Malik b. Şebib’in türbesi, Şuhut’un 9 bm güneyindeki Anayurt köyünde bulunuyordu (Gönçer, 1971: 226-27; Erkoçoğlu, 2013: 34-41).

Miryokefalon Savaşı’ndan üç yıl önce 1173’de İstanbul, İznik, Eskişehir, Ammûriye (Uluborlu), Konya üzerinden Şam’a giden el-Herevî (öl. 1215), “Muhammed el-Battal’ın, ülkenin hududunda bir tepenin üzerinde mezarı var” (el-Herevî, 1957: 131 ve Topraklı, 2013: 46) diyordu. Yusuf Kurtoğlu Hoca, “tepenin tepesinde” şeklindeki Fransızca metni, “tepenin üzerinde” olarak çevirmişti.
1146-1190 yılları arasında Türkler ve Rûmlar arasındaki hudut; Eğirdir Gölü, bahis konusu ırmak, Hoyran Gölü, Sultan (Bozdurmuş) Dağları sırtları ve Çay şeklinde olup (Topraklı, 2013: 9). Seyitgazi’deki türbe, el-Herevî’nin seyahatinden çok sonra; 1. Gıyâseddîn Keyhüsrev (1192-96; 1205-11) zamanı; (Alâeddîn Keykubâd (1220-1237)’ın annesinin rüyası üzerine 1208’de yapılmıştır (Erkoçoğlu, 2013: 41; İşcan, 1997: 1; Küçükcan, Thz: 3; Say, 2003: 37). 1200’lü yılların başlarında Bozdurmuş Dağlarının kuzey-batısında bulunan Şuhut ve çevresinin Roma hududunda bulunmasından dolayı türbe, Türk toprağındaki Seyitgazi’ye yaptırılmıştır veya bu türbe başka bir Battal’a ait olmalıdır. Şuhut, İbn Sa’îd ve Ebû’l-Fidâ’nın bahsettiği 1300’lü yıllarda Hamidoğulları Beyliği’ne tâbidir (Kofoğlu, 2006: 228-229 ve Gönçer, 1971: 349-350).

1300’lü yıllarda Battâl Gâzî’nin türbesinin yerinin bilinmesine rağmen Sultanın Seyitgazi ile ilgili iradesi öne çıkmış ve söz konusu yer, zamanla unutulup gitmiş olmalıdır. Şuhut-Uzunpınar, Geneli ve Göcen köyleri arasındaki Köreke (Görege) dağı, 1944 yılında isim ve yol düzeltmesi yapılan eski bir haritada Türbe Dağı olarak kaydedilmişti ve bu dağda tarihî bir kale vardı. Aslında Köreke (Görege) Tepesi, Türbe Dağı üzerindeki bir tepenin adıydı ve o yörenin halkı buraya Köreke dağı demekteydi. Malik b. Şebib ile birlikte şehit düşen Battâl Gâzî’nin türbesinin de bu dağ yakınları bir yerde olabileceğini düşünmeye başlamıştık (Topraklı, 2013: 48 ve Erkoçoğlu, 2013: 41 ve Harita). Yaşar Kopraman Hoca, Köreke adının (kör-eke, gur-eke) büyük mezar anlamında olabileceğini, hatta Köroğlu adının da mezarla ilgili olduğunu ifade etti. Uzunpınarlı Ahmet Yıldırım, Köreke tepesinin 700 m kuzeyindeki bir mevkiye Köroğlu yurdu denildiğini haber verdi ki, Türbe Dağı üzerinde çok ciddî çalışılması gerektiği kanaatindeyiz.

Yöreye bir gezi yapmak istiyorduk. Erkoçoğlu hocam da bu geziye katılmayı çok arzu ediyor olmasına rağmen iş yoğunluğu nedeniyle bir türlü onunla bir araya gelemiyor ve de bu gezi için harekete geçemiyorduk. Sonunda haritacı Medeni Altın ve tarih bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Serhat Altınkaynak dâhil olmak üzere üç kişilik bir heyetle 14 Mayıs 2014 Çarşamba günü sabah saat 6.00’da Ankara’dan hareket edildi. Önce Emirdağ-Hisarköy’e uğranıldı. Burada İngilizler tarafından yapılmış olan Amorion kazı alanı ziyaret edildi. Yapmış olduğumuz çalışmalarda ulaştığımız sonuca göre bu yer, hatalı bir şekilde Amorion olarak adlandırılmıştır. Kazı alanında resimler çekildikten sonra Bolvadin ve Çay üzerinden saat 11.00’de Karamıkkaracaören’e varıldı.

Zompi [Kurtmusa, Kurumusa veya Karamusa (Gönçer, 1971: 33)] köprüsü ve Kantara karyesi mezarlığının resimlerini çekerek gönderen Bekir Çevik (1953)’i alarak; daha önceden harita üzerinde yapılan çalışmalar ve telefon görüşmeleri neticesinde şüphelenilen yerler ziyaret edilmeye başlanıldı. İlk önce Kurumusa köprüsü, Kantara mezarlığı ve mezarlıkta hâlen yıkılmış vaziyetteki tekke ziyaret edildi. Tekke bir tepenin üzerinde değildi. Birkaç resim çekerek ayrılındı.

Oradan Eski Devederesi köyünün mezarlığına gidildi. Bin ölçekli bir haritada Mezar Tepe denilen yer görüldü. 1880’li yıllara ait çok sayıda yazılı taşın bulunduğu 1152 rakımlı Mezar Tepede; yukarıda zikredildiği üzere “tepenin tepesinde” olan herhangi bir mezar yoktu. Yakındaki 1372 rakımlı Kocatekke de aradığımız mezar olamazdı. Devederesi köyünden Türbe Dağının doğu eteğinde bulunan Göcen köyüne gidildi. Orada çalışmakta olan birkaç kişiye; Eski Çay-Arızlı yolu güzergâhında ve tepe üzerinde olabilecek bir mezar veya türbe aradığımızı söyledik. Geneli (Çayıryazı) köyünden olduğunu ifade eden Süleyman Akyol (1979), 2 bm uzaktan Göcen köyünün güney doğusunda; Hüseyin Dede adlı bir türbeyi işaret etti ve birlikte iki arabayla Hüseyin Dede Türbesine kadar gidildi.

Hüseyin Dede Türbesi, Geneli (Çayıryazı) köyünün eski yerleşim yerinde; bir höyüğün tepesinde idi ve 10-15 sene önce onarım görmüştü. Bahçe duvarlarını hâlen bir akaryakıt istasyonu işleten Ömer Ceylan, türbeyi ise çiftçilikle uğraşan rahmetli Kadir Aktaş tamir ettirmişti. Tamir esnasında türbenin hece taşı ve üzerindeki yazı, Hüseyin Efendi Türbesi şeklinde değişikliğe uğramıştı. Herkesin Hüseyin Dede olarak söylediği türbenin hece taşı, dede ile efendi arasındaki farkın önemini anlamayan mezar ustası tarafından değiştirilmiş olmalıydı. Hüseyin Dede Türbesi’nin bulunduğu coğrafi konum itibariyle, kaynaklarda tasvir edilen Battâl Gâzî türbesi olma ihtimali çok kuvvetlidir.

Buna göre;

1- Türbe, tarihi bir yol; Ammûriye (Uluborlu)- Eskişehir (Dorileum) yolu üzerinde bulunuyordu ki bu yolu el-İdrisî (1100-1166) vermişti (Topraklı, 2013: 151).
2- Türbe, Afyonkarahisar-Isparta (1173’de Roma-Türk) hududuna [Sultan (Bozdurmuş-Karakuş) Dağları hattıbâlâsı], 3-4 bm mesafede bulunuyordu (Topraklı, 2013: 9).
3- Türbe, bir höyüğün tepesinde idi. Höyük kelimesi, tepe olarak çevrilecek olursa türbe, “tepenin tepesinde” idi (el-Herevî, 1957: 131) ve el-Herevî’nin kaydına tam uyuyordu.
4- Battâl Gazi’nin asıl adı Abdullah Ebû Yahyâ olup el-Battâl olarak bilinmekle birlikte onun adının Ebû’l-Hüseyin olduğu da zikredilmektedir. (Erkoçoğlu, 2013: 37, açk. 23). Hz. Peygamber’in oğluna nispetle Ebû’l-Kâsım olarak künyelendirilmesinde olduğu gibi buradaki Ebû’l-Hüseyin, “Hüseyin’in babası” anlamına gelmekte olup, Arap geleneğinde sıklıkla kullanılan bir durum idi ve babası Battâl Gazi’yi ifade ediyordu.
5- Hicrî 122 (M 740)’de vukûbulan Müslüman-Hıristiyan savaşı, Bulanık-Geyzen-Göcen-Geneli köyleri ve Karamık bataklığı arasındaki Milli ovada cereyan etmiş olmalıydı. Yaralı olan Malik b. Şebib, Sennade’ye 6 bm kala yolda; ruhunu teslim etmiş ve şahadet şerbetini içmişti. Battâl Gâzî ise, kaynakların belirttiği üzere savaş alanında kalmış ve orada şehit düşmüştü. (Bkz. İbn Asâkir, Tarihu Dımeşk, XXXIII, 406 ve İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, XIII, 114, 115’den naklen Erkoçoğlu, s. 40). Geneli (Çayıryazı) köyü, dolayısıyla türbe, Hamidoğulları Beyliği topraklarında olup Kemer Boğazı’ndaki el-Battâl köprüsüne; Karacaören yolu üzerinden 40, Göcen üzerinden Anayurt’a 18, Sennade’ye 24 bm mesafededir. İslâm askerleri, Sennade kalesıne; İcikli-Yağalak-Çobankaya ve Göcen-Uzunpınar-Çobankaya köyleri üzerinden çekilmiş olmalıydılar (Bkz. Harita).
6- Uzunpınar köyü halkı, köylerinin civarında çok miktarda insan kemiklerine tesadüf ettiklerini söylediler. Türbe Dağında bir kale vardı ve orada yeni bir mermer ocağı açılmıştı. Mermer ocağında çalışan işçilerin iki ay müddetince rahat uyuyamamaları üzerine, başka bir ocağa gitmiş oldukları aktarıldı. Belki de civarda bulunan bu eski mezarlıktan etkilenilmesi ve de Anadolu’da birçok yerde olduğu gibi korkuyla karışık saygıdan kaynaklanan bir durum burada da söz konusu olmuş olmalıdır. Belki de bu kalede binlerce şehidimiz vardı ve bu şehitlerimizin ruhaniyetleri, inançlı işçilerimizi ikaz etmiş olmalıydı.

Sonuç olarak Hüseyin Dede Türbesi, oldukça eski bir tarihi içeren bir türbe olmalıdır. Daha önce onun mezarı ve türbesinin bulunduğu kabul edilen yerlerden Seyitgazi’de olamayacağı ilgili makalede belirtilmiş idi (Erkoçoğlu, 2013: 34-41).

Büyük İslâm gâzîsi, Ebû’l-Hüseyin el-Battâl’ın türbesinin bu tarihi mezar olma ihtimali söz konusudur. Burasının, savaş meydanına yakınlığı da düşünüldüğü zaman Seyitgazi’deki türbeye nazaran daha makûl bir yer olduğu anlaşılmaktadır.

Kaynaklar
el-Belâzurî (2002): Fütûhu’l- Büldân, Çev. Mustafa Fayda, Kültür Bakanlığı- Ankara
Erkoçoğlu, Fatih (2013), “Hamideli Tarihi Coğrafyası ve Battâl Gâzi’nin Hayatına Dair Bazı Notlar”, Hamideli Tarih 01, Hamideli Kültür ve Dayanışma Derneği, s. 34-41, Sistem Ofset-Ankara.
el-Herevî (Abü’l-Hasan Ali b Abi Bakr Al Harawi) (1957): Guide des Lieux De Pèlerinage-Damas
el-İdrisî (1984): Ünsü’l-Mühec ve’r Ravzu’l-Fürec, (Tıpkı Basım)-Frankfurt,
Gönçer, Süleyman (1971): Afyon İli Tarihi, Karınca Matbaası -İzmir
İşcan, Nejat (1997): Seyyid Battâl Gâzî Külliyesi, İşcan Yayınları-Eskişehir
Küçükcan, İlyas (?): Seyyid Battal Gazi Külliyesi ve Vakfı (Nacolea’dan Seyitgazi’ye) S. Battal Gazi Yay.-5
Say, Yağmur (2003): Seyyid Battal Gazi, Şücâeddîn Velî, Uryan Baba, Alevi Akd. Yayınları, Vîslok, Almanya
T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşiv Daire Başkanlığı (1993): 438 Numaralı, Muhâsebe-i Vilâyet-i Anadolu Defteri (937 / 1530) I, Kütahya, Kara-hisâr-i Sâhip, Sultan-önü, Hamîd ve Ankara Livâları, Yayın Nu: 13, Dizin ve Tıpkıbasım-Ankara
Topraklı, Ramazan (2010): Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı, Semih Ofset-Ankara
Topraklı, Ramazan (2011a): 2. Haçlı Seferi; Yalvaç Meydan Muharebesi ve Kaşıkçıbeli Zaferi, Semih Of.-Ank.
Topraklı, Ramazan (2011b): Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı, 2. Baskı, Semih Ofset-Ankara
Topraklı, Ramazan (2012): Yol ve Tarih, Semih Ofset-Ankara
Topraklı, Ramazan (2013): Hicrî 541 / 1146 Roma- Selçuklu Savaşları ve Sütkuyusu Baskını ve Ammûriye,
Sistem Ofset-Ankara
Topraklı, Ramazan (2013): Son Çalışmalar, Hamideli Tarih 01 s. 42-54, Sistem Ofset-Ankara
Turan, Osman (1998): Selçuklular Zamanında Türkiye, Boğaziçi Yayınları/174-İstanbul
Vitek, Pol (Wittek, Paul) (1944): Menteşe Beyliği, Çev. Gökyay, O. Ş., Türk Tarih Kurumu-Ankara

Kısaltmalar: Bin metre- bm, Yüzyıl- yy, Hicrî-H., Tarihsiz- Thz., Açıklama- açk.

Isparta
Paylaş f X TG