⚡ AMP
Isparta

Akademisyenler sefaletten kurtarılmalıdır

Türk Eğitim Sen Isparta Şube Başkanı Ali Balaban, akademisyenlerin uğradığı ekonomik sıkıntılara ilişkin açıklamada bulundu. Balaban, Türkiye’de akademisyenlerin maaşının, Hindistan, Güney Afrika,…

Gazete32
26 Ara 2013 · 14:23
9 dk okuma

Türk Eğitim Sen Isparta Şube Başkanı Ali Balaban, akademisyenlerin uğradığı ekonomik sıkıntılara ilişkin açıklamada bulundu. Balaban, Türkiye’de akademisyenlerin maaşının, Hindistan, Güney Afrika, Nijerya, Arjantin, Brezilya ve Kolombiya gibi ülkelerin gerisinde kaldığını söyledi.Türk Eğitim Sen Şube Başkanı Ali Balaban, akademisyenlerin az maaş aldığını öne sürerek, Süleyman Demirel Üniversitesi 19 Mayıs Amfisi’nde basın açıklaması düzenledi. Balaban yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;

“Daha aydınlık, çağdaş ve müreffeh bir ülke emeli ancak her alanda yetiştireceğimiz parlak beyinlerin bilime, sağlığa, kültüre ve sanata yapacağı katkıyla sağlanabilecektir. Üniversiteler, yetiştirdiği ve barındırdığı beyinlerle, sahip olduğu dinamizm ile yeni fikirlerin ortaya çıkmasına, yeni buluşlar aracılığıyla teknolojinin ve insanlığın ilerlemesine doğrudan katkı sunan eğitim kurumlarıdır. Bu yönüyle üniversiteler en üst düzeyde teknik imkânlarla donatılmış ve örgütlenmiş, geleceğe yönelik planı ve projesi olan, vizyonu açık, maddi ve manevi sorunu olmayan kurumlar olmak zorundadırlar.

ÇALIŞANLAR ÇEKİNİYOR

Bilim insanları, gelecek kaygısı taşımadan, herhangi bir dışlanmaya uğramayacağının bilinci içinde çalışma ve fikirlerini açıklama özgürlüğüne sahip olmak zorundadır. Üniversite Çalışanları ve Akademisyenlerimiz üniversitelerin en önemli aktörleri, eğitimin uygulayıcısı olduğunu düşündüğümüzde, onlara ne yazık ki gereken değerin verilmediğini üzülerek görmekteyiz. Sayıları yetersiz, ücretleri düşük, özlük hakları kısıtlıdır.

YÖK gibi otoriter bir kurum, akademisyenlerimizin adeta elini kolunu bağlamaktadır. Üniversite içi demokrasi işlememekte, üniversite çalışanları fikirlerini açıklarken çekinmektedir.

ÜLKENİN EN DÜŞÜK MAAŞINI ALIYORLAR

Akademik ve idari yükselmelerde kriter, liyakat ilkesinden ve bilim olmaktan çıkmış, akademik ve idari unvanlar siyaset tarafından belirlenmeye başlanmıştır. 2547 sayılı Kanunun 50/d maddesi nedeniyle yaşanan güvencesizlik sorunu, akademik hayata atılacak gençlerimizin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır.

Bütün bunların üzerine ekonomik sorunlar da eklendiğinde, bilimsel çalışma yapmak, toplumumuzun gelişimine katkı sağlamak, kalkınmanın itici gücü olmak imkânsız hale gelmektedir. Maalesef geçim kaygısı içerisinde olan üniversite çalışanlarımız proje hazırlamaya, bilimsel araştırma yapmaya, patent geliştirmeye zaman bulamamaktadırlar. Eşit işe eşit ücret sağladığı iddia edilen 666 sayılı KHK düzenlemesinde unutulan eğitim öğretim camiası, ülkenin en düşük maaş alan kesimlerinden biri haline getirilmiştir. Artırılmayan ek ödeme oranları nedeniyle ayrımcılığa tabi tutulan akademisyenlerimiz ve idari personellerimiz, ek gösterge, performansa dayalı döner sermaye, ek ders ve özel hizmet tazminatı yönüyle de pervasız bir ihmalin kurbanı olmuştur.

GERİDE KALDIK

Ağır ekonomik şartlar altında ezilen akademisyenlerimiz, üniversite idari personellerimiz ve sağlık çalışanlarımız toplu sözleşme masasında da yok sayılmış, ekonomik kayıplarının telafisine yönelik en küçük bir iyileştirme yapılmamıştır. Ücretlerin düşüklüğü nedeniyle genç beyinlerimiz ya daha yüksek getirili mesleklere yönelmekte ya da yurt dışı üniversitelere beyin göçü yaşanmaktadır. AKP iktidarı, 2023 ve 2071 hedeflerini belirlerken bol keseden atmakta ama ülkeyi bu hedefe taşıyacak olanların üniversiteler olduğunu unutmakta, akademisyenlerimizi adeta ekonomik bir soy kırıma tabi tutmaktadır. Öyle ki, Türkiye’de akademisyenlerin maaşı Hindistan, Güney Afrika, Suudi Arabistan, Nijerya, Arjantin, Brezilya, Kolombiya gibi ülkelerin dahi gerisinde kalmaktadır. Satın alma gücü paritesine göre Kanada ve Güney Afrika’da 9 bin; Suudi Arabistan’da 8 bin 524; İngiltere’de 8 bin 400;Hindistan’da 7 bin 433; Amerika Birleşik Devletleri’nde 7 bin; Üstelik yapılan ödemelerin birçoğu emekl maaşma esas teşkil etmediği için, akademisyeıılerimizi emeklilikte de zorlu bir mücadele bekkmektedir. Üniversiteler de yeteri: ;es:.e|ı s^layarnamakta. bu nedenle akademisj^enlerimizin büyük bir kısmı bilimsel çalışmalarımı kendi imkânları ile yapmak zorunda kalmaktadır.

BU GERÇEKLER YOK SAYILAMAZ

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek dahi gerçekleri görmekte, öğretim üyelerinin maaşlarının ye:ersiz olduğunu itiraf etmektedir. Ancak sorunları çözecek olan merciin de bizzat kendisi olduğunu unutmakta, sorunu çözme noktasında derin bir sessizliğe gömülmektedir. Bu nedenle soruyoruz: Sorunu çözmekle mükellef olanlar, bu gerçeği nasıl yok saymaktadır? Akademisyenlerimiz bilimsel çalışma mı yapacak, ailesinin geçimi için mi çalışacak? Akademisyenlerimiz bu ücretlerle mi kendisini geliştirecek, yenileyecektir? Siz, bilim ve teknoloji üreten insanları geçim derdiyle baş başa bıraktığınızda, ne üniversitelerimizi dünya ülkelerindeki üniversitelerle yapıştırabilirsiniz ne de ülkemizin geleceğini inşa edebilirsiniz.

RAHAT ÇALIŞMA İMKANĞINA KAVUŞTURULMALILAR

Geçim kaygısı yaşayan, geleceğine güvenle bakamayan, mutsuz insanlarla bilim yarışında ipi göğüsleyemezsiniz ve her zaman geride kalmaya mahkûm olursunuz. Bu ülkenin kalkınması, dünyada hatırı sayılır bir yere gelmesi, bilgi toplumu olma yolunda aşama kaydedebilmesi için bilim insanlarının rahat çalışma imkânlarına kavuşması; bilimsel araştırma yapması için önüne inşa edilen engellerin kaldırılmasıyla mümkün olacaktır. Bu bakımdan akademisyenlerin Ek göstergeleri 800’er puan artırılmalı, “Ek ders ücretleri iki katına çıkarılmalı ve araştırma görevlilerine haftada en az 10 saat ek ders ücreti ödenmeli, Ek ödeme oranları, en az daire başkanı seviyesine çıkarılmalı, Üniversite ödeneğine 360’ar TL eklenmeli, ve akademik personelin bilimsel çalışmalarda yaptığı harcamaları karşılamak üzere tüm akademik personele, en düşüğü aylık 500 TL’den başlamak üzere, araştırma-geliştirme ödeneği adı altında ödenek tahsis edilmelidir. Ek ödeme dışında ödenen Döner sermaye ve Performansa dayalı döner sermaye ödemelerinin yöneticilere verilen yetkiden dolayı düşük tutulmasıyla sağlık çalışanlarımız da mağdur edilmişlerdir. Akademik personele yapılan bütün ödemelerin emekli maaşına esas sayılmasıyla, öğretim görevlilerimizin emekli maaşlarının da hak ettikleri seviyeye çıkarılması sağlanmalıdır. Üniversite çalışanlarımızın yıllardır eriyen maaşlarının telafisi, ekonomik büyümeye her yönüyle katkıda bulunan insanlarımızın hak ettiği ücrete kavuşmasıyla mümkün olacaktır.

Sayın Başbakan, her fırsatta IMF’ye olan borcumuzun bittiğini, dünyanın en büyük 16. ekonomisi olduğumuzu, kişi başına düşen milli gelirin 10 bin 500 dolara çıktığını, hazinenin tıka basa dolu olduğunu göğsünü gere gere söylüyor. O halde Hükümet, bilim adamlarımıza da pastadan düşen payını vermek zorundadır.

Bu ülkeyi yönetenler, bilimsel gelişimin taşıyıcısı olan üniversite çalışanlarımızın sesine kulak vermeli, dünyadaki meslektaşları gibi insanca yaşayacak ücretlere kavuşmaları için imkânlarını seferber etmelidir.

Nijerya’da ise 6 bin 200 dolara kadar çıkan akademisyen ücreti Türkiye’de 3 bin dolar seviyesinde kalmaktadır.Bu koşullarda ülkemizde en kıdemli profesör 4 bin 729 TL, doçent 3 bin 376 TL, yardımcı doçent 2 bin 706 TL, araştırma görevlisi ve okutman da 2 bin 395 TL, sağlık çalışanı ise 1600 TL maaş almaktadır.

Hal böyleyken imzalanan toplu sözleşme sonucunda, üniversite çalışanlarımızın 2014 ve 2015 yılları da çalınmış, umutları yerle bir edilmiştir. Ülkenin siyasi, ekonomik, kültürel, entelektüel bütün sorunlarına çözüm üretmeye çalışan akademisyenlerimiz, toplu sözleşme sonunda bir de 2014 yılı boyunca alacakları 123 TL zamla nasıl geçinecekleri sorununa çözüm bulmak zorunda bırakılmıştır.

Üstelik enflasyon farkı hakları da gasp edilmiştir. Bununla da yetinilmemiş, 2015 yılı için yalnızca %3 + %3 zam öngörülerek, üniversite çalışanlarımız sefalete terk edilmiştir. Yetkililer ekonomik büyümenin vatandaştan kaçırılarak ranta dönüştürülmesi konusunda adeta doktora tezi vererek, iktisat ve matematik profesörlerine, “ele geçmeden tükenen maaşla bir ay geçinmenin yolları” konusunda yeni bir akademik araştırma alanı açmıştır. Bütün idari sıkıntıların üstüne bir de evini geçindirme, evine ekmek götürme kaygısına kapılan akademisyenlerimizden, bağımsız, yenilikçi ve özgün fikirler geliştirmesi beklenmektedir. Şurası unutulmamalıdır ki, ülkemizi aydınlık geleceğe, daha güzel yarınlara taşıyacak temel etmenlerin başında üniversite çalışanlarımız ve akademisyenler gelmektedir.

Akademik personelin omuzlarına yüklenen bu sorumluluğu taşıyabilmesi için yetkililerin de akademik personelin sorunlarını çözme mecburiyeti vardır. Görüldüğü üzere Türkiye’de üniversiteler, akademisyenlerin ancak karın tokluğuna çalışabilecekleri kurumlar haline gelmiştir. Akademisyenlerin statüleri ve ekonomik standartları, diğer meslekler karşısında prestij kaybetmektedir. Üniversite Çalışanlarımız 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen ek ödeme uygulamasının dışında tutulmuş ve büyük bir mağduriyet yaşamıştır.

O dönemde yaklaşık 1,5 milyon kamu görevlisinin ek ödeme oranları artırılırken, akademisyenler görmezden gelinmişti. Bu yıl gerçekleştirilen toplu sözleşme görüşmelerinde akademisyenler yine es geçildi.

666 KHK ile 1500 TL’ye varan ek ödemeler söz konusu iken; bu ülkenin itici gücü olan, bilimsel çalışma üreten, sürekli bilimsel yayınları takip ederek, kendisini geliştirmesi gereken, gençlerimizi bilimin ışığında yetiştiren profesörlerin, doçentlerin, yardımcı doçentlerin, araştırma görevlilerinin böylesine görmezden gelinmesi, onların geçim derdiyle baş başa bırakılması kabul edilemez.

Üstelik ücretlerine yıllardır hiçbir iyileştirme yapılmamıştır. Üniversite çalışanlarımıza bunu reva gören anlayışı şiddetle kınıyoruz. Ayrıcalıklı bir kesimin önüne kazan konulurken, Üniversite çalışanlarımızın kuru ekmeğe talim etmesi hiçbir ülkede rastlanmayacak bir uygulamadır. Hiç kimseye reva görülmeyen ek gösterge oranları akademisyenlere reva görülmektedir. Ek ders ücretleri, ek ders vermek için yapılan harcamayı dahi karşılamayacak seviyededir. Üniversite ödeneği, yaşanan ekonomik sorunları çözmekten acizdir.”

Paylaş f X TG