DOLAR 16,6891 0.29%
EURO 17,4299 0.17%
ALTIN 974,540,18
BITCOIN 315977-5,47%
Isparta
20°

AÇIK

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

Secattin Büyükdavraz

Secattin Büyükdavraz

06 Temmuz 2016 Çarşamba

Bu konu herkesi aşar

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın açıklamasına bakılırsa; yaklaşık 4-5 milyon Suriyeli ye Türk vatandaşlığı verilecekmiş.

Bu karar çok önemli ve riskli bir karardır. Bu kararı ne Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne hükümet, ne meclis tek başına veremez anayasa ya aykırıdır ayrıca büyük risk taşır. Bu kararı ancak referandumla Türk Milleti vatandaşı karar verebilir. Çünkü kararın sonuçları kültürel, politik, ekonomik ve sosyal olarak doğrudan ve her yönüyle milletin kendisini etkileyecektir.

İşsizliğin korkunç boyutlara ulaştığı, gelir dağılımının adaletsizleştiği, milyonlarca Suriyeli’nin sayısal büyüklük bakımından tüm dengeleri alt üst edeceği aşikardır. Bu bazı bölgelerde demografik yapıyı bozacak kadar ilerde önlenemez sıkıntı ve sorunlara yol açacaktır.

Bu kararı almak % 50 ‘ yi bırakın % 60-70 oy ile seçilmiş hükümet veya Cumhurbaşkanı bile olsa yetkilerini aşacak bir durum olup kesinlikle halk tarafından refere edilerek halkı referans almış bir oylanmış karar ile mümkündür.

Bugün bazı siyasi edinimler ve çıkarlar için alınacak bu karar İleri de tarihe kara harflerle geçecek milletin çok ağır ödeyeceği bedellerle doludur. Sadece çoğunluk oyunun bile yetmeyeceği bu kararda önce stratejistler, akademisyenler, sosyologlar, siyaset bilimciler halkı karar öncesi eğrisi doğrusu, getirisi-götürüsü açıkça aydınlatılmış,yön gösterici kafa yorması gereken konuda; “ben yaptım oldu ” diyemezsiniz bu kararın vebali ağırdır.

Secattin Büyükdavraz – Hedef Tv-Gazete32.

Devamını Oku

Sorduk : Tarihi bina nasıl değerlendirilmeli ?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

ATATÜRK’ÜN 6 MART 1930’DA ZİYARET ETTİĞİ “TARİHİ BİNA NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ ? ” DİYE ISPARTALI HEMŞERİLERİMİZE SORDUK.

70’li yıllardan 1984 yılına kadar Meslek Yüksek Okulu ve 1984 yılından beridir de İl Millî Eğitim Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılan ve bu yılın başından itibaren de Millî Eğitim Müdürlüğünün kendi hizmet binasına taşınması ile halen boş olarak bulunan ve 6 MART 1930’da Atatürk’ün Isparta’ya ziyareti esnasında dinlenerek brifing aldığı tarihi binanın gelecekte nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda Ispartalı hemşerilerimize sorarak mini bir referandum yaptık ve halkımıza şöyle sorduk:

MİLLİ EĞİTİM BİNASIYKEN BOŞALTILAN 6 MART 1930’DA GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN DE ZİYARET ETTİĞİ TARİHİ BİNA SİZCE NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR.

a) Gül veya Kent ve Atatürk Müzesi
b) Bir resmi daire olarak
c) Öğretmenevi olarak
d) Tarihi restoran olarak kiraya verilmeli.
e) Güzel Sanatlar Sergi Salonu. Sanat Galerisi.
g) Diğer ya da hiç biri.

Halkımız doğrudan yorum yaparak verdiği cevapları derleyerek değerlendirdik ve yoğunluk olarak (a) ve sırasıyla (d, e, c) olarak çıktığı görüldü. Yani halk burasının gül, şehir ve Atatürk Müzesi olması konusunda en çok talep ve görüşünde. Ayrıca Güzel Sanatlar Sergi Salonu Galerisi ve Tarihi ve Turistik bir Yöresel lokanta olması da halkın yine görüşleri arasında. 

Yetkililer bu görüşleri dikkate alarak daha yoğun bir referandum yapar mı bilinmez ama biz halkımızın ne düşündüğünü buradan yetkililere bildirelim dedik.

Sağlık ve Mutluluk dolu güzel bir bahar mevsimi dileklerimle, saygılarımı sunuyorum.

Secattin Büyükdavraz – Hedef Tv-Gazete32

Devamını Oku

Şehir saldırılarındaki amaç

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şehir saldırılarındaki amaç Türk ekonomisini çökertmek, itibar ve değersizleşleştirmektir.

Dünya ekonomisini, politika ve sömürge sistemini yöneten küresel güçlerin tetikçileri Rusya uçağını kışkırtma sonucu düşürtülerek tarım ihracatı, doğalgaz ve turizm üzerinden ilk ekonomik darbeyi vurdular ve başarılı oldular.

Saldırılar özel şehirleri, özel yerleri hedef aldığı gibi bundan sonra ise özel günlerimiz seçilecektir. Böylece milli birlik ve beraberliğimizi simgeleyen günleri bile kutlanamaz hale getireceklerdir.

Şimdi en büyük amaçları tıklım tıklım turist kaynayan İstanbul özellikle Sultanahmet, Taksim, Nişantaşı, İstiklal Caddesi, İzmir, Antalya ve Ege sahilleri. Böylece hem korku yaratılacak Türkiye’ye gelen ve gelecek turist sayısını sıfırlamak böylelikle de Türkiye’nin turizmi, Borsa ve ekonomisi çökertilmeye ve sekteye uğratılmaya çalışılacaktır. İkinci ve önemli ayağı ise güney sınırımızda doğum sancısı çeken kürt devletinin kurulma aşamasında dikkatleri iç kargaşaya çekerek müdahil olmamızı engellemek ve gerekirse Türkiye’de kalkışma, kargaşa, kaos, ayaklanma dışarda ise savaşa müdahil etme planları.

Kargaşa ve kaos öbür taraftan emlak sektörünü de vuracak ve bir çok değerli yerlerin değeri üç kuruşa inecek ve yabancılar leş kargası gibi dükkan, arsa, konut v.b. bu gayrimekulleri çok çok ucuza kapışma imkanına kavuşacaktır.

Enerji bağımlısı ülkemiz güvensiz bulunarak doğalgaz taşıma hatları iptal edilecek bir çok ticari anlaşma iptal edilecektir.

Bütün bunlar bir şehir efsanesi veya korku yaratma amaçlı değildir. 100 yıldır planlanan Türkiye’nin parçalanması amaçlarına ulaşmaları için tarihi bir fırsat oluşmuş, Irak’ın parçalanması ile başlayan ve Arap baharı ile devam eden dizayn süreci yıllar öncesi işaret ettiğim gibi düşmanlarımızın lehine işlemektedir.

Bunları bilmek biraz araştırmak perşembenin geleceğini çarşambadan bilmek kadar kolay aslında.
Umarım yanılıyorumdur.

Saygılarımla.

Secattin Büyükdavraz – Hedef Tv-Gazete32 .

Devamını Oku

Çağın hastalığı : İftira

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kim ki yalan yere birisine iftira ederse münafıktır. (Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.) [Nahl 105]

İftira son derece kötü ve tahrib edici bir hadisedir.

Hem iftirayı yapan ve hem de kendisine iftira edilen kimse için oldukça rahatsız edici bir tutumdur. İftira sonucunda insanlar arasındaki sevgi ve dostluk bağları zayıflar; dayanışma gücü ortadan kalkar. insanlar birbirine güven duymaz olurlar. Bu güvensizlik, bir toplumun sosyal hayatını tamamen felce uğratan yıkıcı bir etki yapar. İftira, toplumdaki güzellikleri yakıp bitiren bir ateş gibidir.

İftira, toplumda adaletin tam olarak etkisini kaybettiği zamanlarda yaygınlaşabilen bir sosyal ve ahlâkı hastalıktır. Çünkü adaletsizlik ve takipsizlik, kötü fiillerin yaygınlaşmasına ve artmasına yol açan bir başıboşluğa sebep olmaktadır.

Çok sayıda ayet-i kerime, iftira’nın özelliğinden ve onun Allah’ın nezdinde sevilmeyen ve hatta yerilen bir davranış olduğundan bahsetmektedir.

Günümüzde fertlerin birbirine iftirası yanında basın ve yayın yoluyla da iftiralar yapılmaktadır. Namus, iffet, haysiyet ve zimmet üzerindeki bir iftira ne kadar çok yayılırsa, iftiracının sorumluluğunun da o nisbette artması tabiidir. Ayette şöyle buyurulur: “Mümin erkek ve o kadınlara işlemedikleri bir günahla eziyet edenler (onlara iftira atanlar), doğrusu açık bir günah yüklenmişlerdir” (el-Ahzab, 33/3)

Devamını Oku

Küs müyüz?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Köşe yazılarımı takip eden bir çok okuyucu takipçim; “artık yazmıyorsun” diye özlem ve sitemli mesaj göndermişler.

İlgi ve sevgileri için sonsuz teşekkürler.

Ancak ne yazarsınız; onlarca tehdit, baskı ve ötekileştirme gibi reaksiyonlara maruz kaldığınız, sahte profil ve mesajlarla küfür ve hakaret yediğiniz, kendinizi özgürce düşüncelerinizi aktaramadığınız ve defalarca şikayet müracaatınızın yetkili mercilerce sonuçsuz ve itibarsız kaldığı süreç ortamda siz olsanız ne yaparsınız, ne yazarsınız?
Çiçek, böcek, hava, su, evlenme veya eğlence programlarını, güllük-gülistanlıkmış aldatmacalarını mı?

Düşünün 2014 seçimlerinden bugüne tam 18 siyasi, teşkilat üyesi veya başkanı ve belediye başkanı yazdığım veya söylediğim eleştiriler nedeniyle küsmüş veya merhabayı kesmiş durumda. Siyasi olgunlukların ve hoşgörünün, eleştirilebilme mütevaziliğinin siyasilerde ve çevrelerin de olmadığı bir süreçte neyi yazarım?

Yürekliyiz, keskin kalemiz, farklı yorumlarız ama; pardon, Donkişot ‘ da değiliz yeldeğirmenlerinin keskin ağızlı canavar pervanelerine karşı duracak kadar ne gücümüz ne de cahil cesaretine sahip bir kahraman değiliz.

Biz de bir yürek, çoluk çocuk aile sahibiyiz. Ne failimiz meçhul bir cinayete kurban olmak kadar kıymetsiz hayatımız ne de içer ler de zindan yatacak kadar mal varlığına sahibiz. Bizim gibi cebini dolduramamış yazar ve şairler ancak günübirlik yaşarız.

Şimdi söyleyin bunca konu varken böyle bir konuyu yazmak bir gazeteci yazarın en acı gereğidir. Bu ülkede okurun okumadığı ve okuyanın da yazarına, çizerine , aydınına, bilim adamına (bir siyasetçi ye sahip çıktığı kadar ) sahip çıkmadığı sürece ve üzerimizde ki siyasi ve etik olmayan baskılar kalkmadıkça veya kayda değer bir konu olmadıkça yazmayacağım.

Yazarsam da böyle; eften-püften, aşktan-meşkten ve herkesin anlayacağı, kızmayacağı gelini de kaynanayı da memnun edecek, siyasi ve taraftarlarının tepkisini çekmeyecek ortaya yazılar yazacağım.

Anlayışla karşılayacağınızdan eminim.

Her şeyden önce hiç kimseye ne küstüm ne de dargınım. Sadece biraz kırgınım. Dostluklar kolay kazanılmıyor, kolayca da harcanmamalı. Hepinize saygılarımı sunarım.

Devamını Oku