ŞAİK LİSESİ ve 60.YIL

ABONE OL
Kasım 1, 2012 13:44
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Delikanlı çağımızdaki cevher

Dizelerinde ne de güzel anlatmıştı Tarancı. İşte o yıllardı. O cevherler de bizdik. Tam 40-43 yıl öncesiydi. Delikanlı çağımızdaki cevheri ilk keşfettiğimiz yaşlarımızdı. Artık liseli olmuştuk. Hem de ŞAİK Liseli. Ne büyük mutluluk, ne büyük bir onurdu bizim için. Daha 3-5 yıl evvel “ Ah bir büyüsek, liseli abilerimiz , ablalarımız gibi olsak” diye gıpta ile baktığımız yerde idik. Ne heyecanlı, ne mutlu, ne dolu dolu yıllardı öyle. Hayattan çok büyük keyf alır, her bir anını doyasıya değerlendirmeye çalışırdık. Artık delikanlı olmuştuk.

İlk yılımız kimlik tanımlaması ve kimlik taraması ile. çok çok da haylazlıkla geçmişti !.. Sonraki yıllarda ise içimizdeki cevherin zirve yaptığı deli deli, dolu dolu yıllarımızdı. Hayatımızdaki, “unutamayacağımız” dediğimiz hoş anılarla dolu o güzelim zaman aralığını fütursuzca yaşamıştık. Neler mi? O halde buyrun zaman tüneline:

– Öncelikle öğrenim gördüğüm 68-72 yılları arasında okulumuzda görev yapan ve bizim derslerimize giren, bizlere emek veren tüm öğretmenlerimi saygıyla anıyor, ebediyete göçenlere rahmet, yaşayanlara sağlık dileklerimi sunuyor, saygıyla ellerinden öpüyorum.

– Okulumuzun Müdürü idi Rahmetli Hüseyin Coşkun.Aynı zamanda Tarih öğretmenimizdi.Tonton, babacan bir yapısı vardı. O yüzden okulumuzun yalnızca temsilinde müdürümüz idi. Onu yalnızca dudaklarına kadar yapışan sigarası ile ve tarih derslerindeki hoş hikayeleri ile hatırlarız. Okulu idare etmek ise Md. Yardımcılarımızın işiydi.

– Md. Yardımcılarımız müthişti. Başta Baki Çulhan (Şeddeli Baki), muhlis ve çalışkan Muhittin Bey, baba adam, öğrenci dostu(!) Altan Bey, idealist, çalışkan, efsane insan Sümer Şenol vardı. Okulu onlar idare eder, çekip çevirirlerdi.

– Edebiyat dersini Sümer Şenol Hoca ile, cebir ve geometriyi Kadriye Ünsal Hanım ile, Sporu Okşan Hanım ve (KEL)Hilmi hoca ile, Psikoloji ve Sosyolojiyi, Felsefe Öğretmenimiz ile, coğrafya dersini güzellik abidesi Canan Hanımla daha bir sevmiştim.

– Biyoloji, Fizik, Kimya hiç sevmediğim derslerdi. Gariptir ki her yıl eylülde de geçsem bu derslerden, Lisede Fen kolunda okumuştum. Yine gariptir ki Eğitim Enstitüsünün de FKB Bölümünü okuyup, sevmediğim derslerin öğretmeni olmuştum. Onun içindir ki 2 yıl öğretmenliğin ardından, 26 yılımı idarecilik ile geçirdim.

– Yalnız hem lisede, hem de Eğitim Ens.de fizik hocam Osman Kayacan bir fizik dehası idi. O müthiş tahta kullanışını hiç unutamam. Ben de aynı oranda güzel defter tutardım. Lisede tuttuğum fizik defteri ile Enstitüyü bitirmiştim. Biyoloji Öğretmenim Rahmetli Meliha Gürelli’nin ise hayatımda çok özel bir yeri vardır. Beni sözlü yaptığı bir gün, dersini sevmediğimi yüzüne söylemiştim. O da çok sevdiği bana; ‘İlerde inşaallah bu dersin hocası olursun ‘ demişti. Fen öğretmeni olarak mezun olduğumun 2. Ayında bir vesile ile tesadüfen Alanya’da karşılaştığım hocamın ellerini öperek durumu anlattığımda ” Sana ne kadar içten ilendiğimi şimdi anlamışsındır” demişti.! Allah tekrar gani gani rahmet eylesin.

– Kimya derslerimize, bir yıl, gençliğinde boksörlük yapmış bir Kimya öğretmeni, bir yıl ismini bile hatırlamadığım bir eczacı, bir yıl da yine unutulmaz bir anı yaşadığım H. İbrahim Bey diye hocalar girmişti, Kimya derslerimizde. H. İbrahim Bey tahtaya 5 kişi kaldırır. Tahtayıda beşe böldürür ard ardına sorardı soruları. Çoğunlukla da; hiç unutmam redoks denklemleri sorardı. Biz de sınıfın kopya timi olarak, sözlülerde en ön sırada oturur. Kağıda yazdığımız kopyalıkları çaktırmadan sıranın önünden sözlüdeki arkadaşa gösterirdik. Yine böyle bir gün. Tahtada 5 arkadaş. Ben ve İbrahim kapı girişinde en ön sırada oturuyoruz. İbrahim yazıyor ben gösteriyorum. O gün hoca gelip bizim sıranın önüne dayanmış yaklaşık 20 dakikadır da kıpırdamamıştı. Haliyle bizim mekanizma da işlemiyordu. Bu arada ben her şeyi göze alıp yazdığım kopyalığı hocanın arkasından tahtadaki arkadaşıma göstermeye çalışırken, hoca aniden döndü.

Ben de ani bir refleksle elimi kağıtla sıranın içine çekeyim derken beni gördü. Kağıdı istedi, vermedim. Ben yakalanmıştım ve hoca hiddetlenmişti. O öfke ile savurduğu okkalı tokat ben eğilince İbrahimin yüzünde patlamış. İyice deliye dönmüştü. Birden yerimden fırladım ve kaçmaya başladım. Yakalasa öldürecek, öyle sinirlenmişti. Sınıfın içinde bir tur attıktan sonra sınıfın kapısını açıp kendimi koridora atmıştım. En üst katta idik.Ben önde hoca arkamda doğru alt kata, kantinin olduğu yere uçarcasına koştum. Kantinci Münir Efendi ile saniyelik diyalogdan sonra kızlar tuvaletine saklandım. Çünkü okulun kapıları ders saatlerinde kapalı olurdu. Hocamız beni bir hayli aradıktan sonra sınıfa dönmüş. Ben de teneffüste okuldan kaçmış,2 gün gitmemiştim. İki günün sonunda babamın arkadaşı olan Şeddeli Baki’ye babamla teslim olmuş, efendi efendi sopamı yedikten sonra, hocadan da özür dileyerek derslerime geri dönmüştüm.

– Ayrıca; bir ara fizik dersimize giren Vasfi Bey’i, Almanca Öğretmenimiz Ramazan Siyah Bey’i, Müzik öğretmenimiz Veli Bey’i hiç unutamam.

– Sınıfça birbirimize çok bağlı, her hal ve durumda çok organize bir birliktik.Yaşımızın ve içimizdeki cevherin gereği her türlü hergeleliği yapardık. Fakat kimse kimseyi satmazdı(!) İstemediğimiz dersler ve yazılılardan topluca kaçar, bir etkinlik yapılacaksa da topluca yer alırdık.Ben çok yaramazdım. Yerimde duramazdım. Sıkıldığımız dersler için beşli gurubumuzla birlikte hınzırlık üretirdik. Yıldırım, Selçuk, İlhami, Hasan ve ben Md Yardımcısı Baki Beyin gözdeleri idik. Herhangi bir vukuatta idareye ifade vermeye biz çağrılırdık. Yalnız o kadar tatlı ve seviyeli bir hergeleliğimiz vardı ki tüm öğretmenlerimiz bizi çok severdi. Biz de saygıda asla kusur etmezdik.

– Sıkıntılı derslerde yaptığım şeyler nelerdi derseniz; kız arkadaşlarımın (haberleri olmaksızın) at kuyruğu saçlarının önce ucunu bir iple bağlayıp, sonra sıranın bacağına bağlayışımı, formalarının arkasını, jiletle çaktırmadan dikiş yerlerinden kesişimi, bir derste bir öğretmenimin su tabancası ile ceketinin arkasını ıslatışımı, bir bahar günü tüm sınıf arkadaşlarıma sürdüğüm gülyağından sonra sınıfı arıların basışını unutmam mümkün değil.

– O yıllarda Taş Konken oyunu yeni çıkmış biz de onun hastası olmuştuk. Sık sık derslerden kaçtığımızda şimdiki Telekom binasının olduğu yerde bulunan Esnafspor kahvesine konken oynamaya, onun altındaki meşhur Karamehmet Kahvehanesine de bilardo oynamaya giderdik. Tabii okulumuz Md. Yardımcılarından oluşan kahvehane basma timi de hiç boş durmaz yakaladıklarını tatlı tatlı ıslatırlardı(!) Nedense biz hiç yakalanmamıştık. Yalnız bir keresinde Karamehmetin kömürlüğünde bir saat mahsur kaldığımızı hatırlarım.

– O zamanlar hafta içi ve geceleri sinamaya gitmek de yasaktı.Yalnız meşhur Cumartesi öğleden sonrası 14.00 matineleri hariç. Onun içindir ki cumartesileri iple çeker gerekli rezervasyonları hafta içinde tamamlardık. Tabii ki cumartesi sinemalarının esas önemi sevdiğimiz kızların da oraya geleceğini bilmemiz, onlara kendimizi gösterme fırsatı bulmamız, zaten arkadaşlık yapanların ise hafta da bir gün el ele göz göze tatlı saatler geçirmesi idi. Sinema sonrasında Kültür Pastanesine gitmek de vazgeçilmez adettendi.

– Sinema, pastane deyince, kızlar ve aşk, meşk meselelerine de kapı açmış olduk. Gelelim o yaşların en önemli, en derin meselelerine…Hemen hemen hepimizin gönlünde bir aslan yatıyordu. Okulun ikinci yılında, ben de alt sınıflardan bir kıza aşık olmuştum. Hemde ne aşk. Liseyi bitirinceye kadar bu aşk hiç durmaksızın devam etti. Tam Liseli aşkı derlerdi ya. İşte o. Öyle bir aşktı ki sevdiğime bir türlü açılamamış, o acemi sevdayı kendi içimde yaşamıştım. Ancak mezun olacağımız günlerde konuşma cesaretini göstermiştim,.Ama sonuç yok… Mezun olduktan sonra o bir şehire, ben bir şehire gittik. Liseli aşk maceram orada noktalandı. O yıldan sonra da 40 yıldır bir daha görmedim.

– Milli Bayramlarımızı çok önemserdik.Tüm Lise hayatım boyunca 19 Mayıslarda hep özel ve genel gösteri guruplarındaki yerimi aldım.29 Ekim ve 23 Nisan’larda da mutlaka tören birliğindeki yerimi alırdım.Bayram derken aklıma geldi.12 Mayıs Burdur Depremine de o günün sabahı 8.30 sularında 19 Mayıs Provalarına gitmek üzereyken atlet ve şortumuzla sınıfımızın içinde yakalanmış, kendimizi dışarıya zor atmıştık.

Delikanlı çağımızda ki cevherin birikimiyle unutulmaz zamanlar geçirdiğim ŞAİK Lisesi yıllarımı 40 yıl sonrasında çok yoğun bir hissiyat içerisinde hatırlıyorum. Mensubu olmakla onur duyduğum Sevgili Liseme daha nice 60 yıllar diliyorum. İnşaallah sonraki zamanlarda anılarımızı yine paylaşma fırsatı bulur, bu günleri tekrar yad ederiz. Bu arada birlikte okuduğum, bir nevi kader birliği yaptığımız devre arkadaşlarım ve çok değerli hocalarımı sevgi ve saygıyla yadediyor.helallik diliyorum. Şimdi şairin dediği üzere;

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan. Diyerek;

60. yıl organizasyonunu gerçekleştiren sevgili arkadaşım Okul Müdürü Ramazan Topçu Bey’e, İng. Öğretmeni Ümran Beyhan Süldür Hanımefendi ve tüm emeği geçenlere sonsuz teşekkürler ediyorum.

01 Kasım 2012
Nazmi SÜLDÜR

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP