• Gazete32
  • Yazarlar
  • ÖZLÜ SÖZLERDEN İKTİBAS VE SELANİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN KARARI

ÖZLÜ SÖZLERDEN İKTİBAS VE SELANİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN KARARI

ABONE OL
Şubat 16, 2013 13:19
0

BEĞENDİM

ABONE OL
       Bir kısım “Adıtürkçüler”, Adıtürk’ün de nihayet bir “insan” olduğunu kabullenemiyorlar. Bu yüzden “insan boyut”unu ele alan yazılara ve araştırmalara saldırıyorlar. Çünkü içlerinde Behçet Kemal’in, Tekin Alp’in, Edip Ayel’in, Kemalettin Kamu’nun ve Yusuf Ziya’nın Atatürk’ü var.

        Gençler hatırlamaz, ama 30’lu yıllarda Behçet Kemal Çağlar “Atatürk Mevlidi” yazarken, TEKİN ALP TAKMA İSMİNİ kullanan YAHUDİ MOİZ KOHEN de “TÜRK’ÜN YENİ AMENTÜSÜ”nü yazmıştı. 
        Buyurun: Sabır taşına dönüşüp okuyabilirsiniz…


        “Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbâlini yoktan var eden Mustafa Kamâl’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına îmân ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulûsuyla şahadet ederim.”

      İçinde Adıtürk öldüğü için Dolmabahçe Sarayı’nı “Kâbe” ilan etmekten çekinmeyen şair Edip Ayel:

(Ay yıldızı aldık da senin üstüne sardık
Ey dertli saray! Kâbe mi oldun bize artık?)
 
      Zaten sağlığında Adıtürk’ü önce “peygamber”, sonra “tanrıya eş”, nihayet (hâşâ) “Allah” ilân etmişti:

“Cennetse bu yurt, sen onu buldundu harâbe,
“Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe.
“Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun,
“Türk ırkının, en son, ulu peygamberi oldun.”
“Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı’yla müsâvi,
“Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvî…
“Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses,
“İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez!”

        Behçet Kemal, Edip Ayel’den geri kalmak istememiş olmalı ki, aynı makamdan devam etti:


“Kaç yıldır Türkçeydi Tanrı’nın dili
İnsana ne ilâh, ne de sevgili,
“Ne de ana-baba aratıyordu
Her an yaratıyor, yaratıyordu.”

      Nerede duracağı belli olmayan anlamsız bir yarış başlamıştı. Bu yarışta Halil Bedii de vardı:

“Tanrı gibi görünüyor her yerde
Topraklarda, denizlerde, göklerde;
“Gönül tapar, kendisinden geçer de
Hangi yana göz bakarsa: Atatürk.”

      Meşrutiyette Kemalettin Kâmi olan adını “Türklük aşkına” Kemalettin Kamu olarak değiştiren şair, mısralardan inşa ettiği bir merdivenle milletvekilliğine çıkmak istiyordu:

“Burada erdi Mûsâ
Burada uçtu İsa,
“Bülbül burada varsa,
Hürriyet için öter…
“Ne örümcek, ne yosun
Ne mûcize, ne füsun,
“Kâbe Arab’ın olsun
Çankaya bize yeter…”

      Şair Faruk Nafiz Çamlıbel Atatürk öldükten sonra şu mısraları yazdı:


“Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil, 
“Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun…
“Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil
“Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!”

      Yusuf Ziya Ortaç da belli ki öteki şairlerden geri kalmak istememişti, kervana katıldı:


“Dağların ardında sönüşü gibi,
“Millete can veren, vatan yaratan;
“Tanrının göklere dönüşü gibi…
“Her zaman ırkıma büyük Baş Atam,
“Tanrılaş gönlümde, tanrılaş Atam!”

      Ömer Bedrettin Uşaklı’nın şiiri: 


“Bir güneş gibi yalnız
Sensin ülkü tanrımız.”

      Vasfi Mahir Kocatürk’den:

“Peygamber, tanrısına duymadı bu hasreti
Vermedi bu kudreti tanrı, peygamberine.”

      İlhami Bekir’den:

“İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa,
“Toprağın haritasını çizdi bayrağa;
“Allah değil, o yazdı alın yazımızı.”

      Bu yaklaşımın mirasçıları elbette Atatürk’ü bir “insan” olarak görmeyecekler, “insan” olmaktan kaynaklanan “zaaf”ların hiç birisini ona kondurmayacaklardır.
      Can Dündar’ın filmine bu bakış açısıyla ateş püskürüyorlar.


      NOT: Aynı dönemin şairlerinden Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet bu tür şeyler yazmadılar.

Yavuz Bahadıroğlu=Niyazi BİRİNCİ

 
İFTİRA İSE İSBAT ETSİNLER
 
SELÂNİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
 
İlâm Karar Numarası: Adet/451
 
Abduş’un ölümünden sonra Zübeyde Abduş’un karısı olduğunu ve oğlunun da Abduş’un oğlu olduğunun iddiası ile açmış olduğu mirâs dâvasında Abduş’un kardeşleri, mahkemeye vermiş oldukları iddianâme de Zübeyde’nin Abduş’un karısı olmadığını ve umumhâneden (genelevin den) odalık odalık alındığını ve oğlu Mustafanın iki yaşın da kucağında olduğunu ve Abduş’un bilâveled (çocuksuz) öldüğünü, iddiaları ile keyfiyetin umumhâneden sorulma sı talepleri üzerine umumhâneye yazılan tezkerenin ceva bında. “Zübeyde’nin, oğlu ile beraber 19 haziran 1292’de umumhânemize duhûl edip,Yenişehir’li Abduş isminde bir kabadayı ile anlaşıp 11 haziran 1298’ umumhânemiz den hurûç etmiştir (çıkmıştır)” Bu yazıya istinâden Zübeyde’ nin dâvasının reddine karar verilmiştir.
 
22 Kanûni-Evvel1298, 20 kuruşluk pul, Hakim Aza Aza, Selânik Asliye Hukuk Mahkemesi, Mühür
 
İşte Mahkeme kararı, işte Bu milletin başına örülen çorabın ipliği. Yorum sizlerin yani Aziz mü’min Milletindir
 
MUSTAFA KAMAL
 
Selâniklidir Harbiye mektebinde okumuş, erkan-ı harp çıkmıştır Kimi dönme, kimi sırp, kimi Bulgar, kimi Pomak diyor, Babası ve anası hakkında rivayet çok Aslında doğ duğu yer genelevidir-bellidir Anası makedondur Muhak kak olan bir şey varsa, anası belli babası meçhul
Fizik ve teşrihî vasıfları – Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü, kemiklice., elmacık kemikleri Moğollar gibi çıkık, burnunun ucu kabarık, domates gibi kızarmış, burnu çirkin değilsede türkte olmayan bir yüz saçları ağırmıştır Fakat dikkatle boyar, altın sarısı yapar Saçlarının beyazlığını göstermemeğe çok dikkat eder
Cimcimesi pek biçimsizdir Alnında azîm cephesinin cevfinin teşkil eden kafası pek ileri çıkıktır Bu sebeple kaşları ilerdedir Bu ekseriya müteraddi şahıslarda olur Kaşları gürdür Alnının ortasında ufki bir çöküntü mizabe halinde bütün kafasını dolaşır Kafası ile yüzüne adeta bir kum sâati manzarasını verir Bu çukurun üstünde az bir kısım vardır Bu da bir kelek kavununun ufak bir parçası kadardır Bu da bir tereddi eseridir Halii tabide gözlerinde şaşılık yoksa da şarhoşluğunda ve kızdığı vakit tamamiyle şaşı olup gözünün biri bir yana diğeri, diğer yana bakar Bu da tereddi eseridir
Demek ki: mütereddi bir baba mahsûlüdür
Bütün heyetiyle Bulgarların Moğol tarzında olan kısmına benzer
Fevkâlâde zeki değil, fakat zekî denen insanlardandır Hatta ona zekî dahî dememelidir Bir çok şeylerde çok aptaldır Hele ileriyi hiç göremez, akl-ı selim-i hiç yoktur Bunlar onda bariz bir sûrette azdır Ancak entrikâda fevka lâde mahirdir Bizde yanlış olarak entrikacılara zekî derler
Vakıa entrika yapmak için zekî olmak lâzım gibi gelirse de değildir Dimâğda her şey için hûsûsi bir merkez vardır Bazı adamlar vardır ki, son derece ahmaktır, fakat bazen öyle entrika yaparlarki insan, bu ahmak adam, bu entrikayı nasıl yaptı diye şaşar insan Sonra, nice zekî adamlar vardır ki, asla entrika yapamaz Yüzlerine gözlerine bulaştırırlar Bunlar isbat eder ki, entrika için dimağda ayrı bir merkez vardır Zekâ ile münâsebeti yoktur Demek
Mustafa kamal da entrika merkezi çok neşvünemâ bul muştur Herkesi birbirine katar, iffâl eder, mantara bastırır
Moral-faaldir Harekâtında pek çabuktur Süfli ve habis bir ruhu vardır Pek çok içer, içkilerden rakıyı sever Çalgı çaldı rır Çaldırdığı hep curcuna havalarıdır İşret alemine katil, dalkavuk, cahil, fuhşa müptelâ insanları toplar Sevdiği adamlar zaten bunlardır Yüreğinde asla merhamet yoktur Babası, oğlu olursa da keser Gayet vicdansızdır
Hiç dürüst hareket etmez Herkese en kötü şeyleri yapar Vicdanında asla bir azap duymaz Hiç doğru söylemez İşi hep yalan dolandır Asla meşru iş tanımaz Mutlaka haksız şeyleri yapar Kanun, usül, âdet, edep denilen şeyler onun için mevcut değildir Hiç kimseyi sevmez Hattâ en sadıkla rını bile Böyle hislerden mahrumdur Anası ölmüş, cenaze sine bile gitmemiştir Necib ve insani hislerden tamamen ârîdir Kimseye itimâdı yoktur Herkesi korku ve ihsân ile tutmak sistemindedir Her kim yanına girse, çıkınca yanındakilere onunaleyhinde türlü şeyler söyler bir âdeti de ricâl ve meb’usları birbirine düşürmektirn Herkese “O senin aleyhinde şunu söyledi” der Biri bir şahıs aleyhinde kendisine mektup yazarsa, o mektubu derhâl o şahsa verir Casusluğa çok ehemmiyet verir Memleketi casuslarla dol durmuştur Hem de casusların her dediğine inanır Gayet evhamlıdır Her saçma şeyden bir mühim manâ çıkarır Eğer KUVVETSİZ İSE, PEK KORKAKTIR,kaçmağa çalışır Eğer KUVVETLİ İSE GAYET CESURDUR, KANLI BİR CANA VAR OLUR, PARAM PARÇA EDER Makyavellik en sevdiği şeydir Gayet mevki ve şan harisidir Ve bunda pek kıskançtır En ufak bir şerefi bile başkasına veremez Ölüle ri bile şeref hu susunda kıskanır Meselâ Namık Kemâl’i bile gayet mağrur
ve kibirlidir Nazarında dünyada kendinden başka adam yok tur İSTER Kİ HERKES KENDİSİNE TAPINSIN Gayet müste
bittir enkide,hattâ bir müteleâ beyânına tahammül edemez Gayet para canlı ve hasistir Büyük bir servet toplamıştır Pek tamahkârdır müthiş hırsız,mürtekip ve rüşvetçidir hem de bunları hiç utanmadan yapar
Müthiş bir ayyaştır Her gece sabaha kadar içer, körkü tük olur Bütün ömrü öyledir Gençliğide böyle içki ve fuhuş ile geçmiştir DECÛLİYETİ YOKTUR, fakat şehvete pek düşkündür FUHŞUN KADIN, ERKEK, FÂİL, MEF’UL HER NEV’İNİ YAPAR Bu sebepten veya ANASI FAHİŞE OLDUĞUNDAN OLACAK Kİ BÜTÜN MİLLETTEN NÂMÛS   VE İFFETİ KALDIRMAĞA ÇALIŞIR harbiye mektebinden beridir ki siki kalkmaz Bu sebeple fuhşa İNHİMAKİ çoktur Uğraşır Bunlar da zaten TEREDDÎ eseridir Böyleleri fuhşa düşkün olur
Böbreklerine kadar çıkmış bel soğukluğu vardır İltihab-ı külliyeden ikide bir beline ağrı gelir Banyoya girer Bu sebeple banyoları çok sever FİRENGİYE MÜPTELÂDIR Son zamanda yüzü DELİRUİM TREMEM denilen hastalıkta ki hey’eti almıştır Elleri titriyor Kâlbi rahatsızdır Bunlara rağmen yine çok rakı, tütün ve kahve içer, fuhuştan kendini alamaz Bunlarsa bu hastalıklara pek muzırdır
Frengisi Trablusgarb’ta gözüne vurmuş, İRİTİS olmuş Göz doktoru Şam’lı Münir Ahmed iyi etmiş Bu adam umumi harpte Hicâz’a gitmiş, asilere iltihak etmişti Kokain çekerdi Onu telgrafla Kahire’den Ankara’ya getirdi Sıhhiyye Vekâletine müşâvir yapıyordu Sonra gureba Has tahanesine çırağ çıkardılar Mustafa Kamal’ın ona teveccühünü işiten Kahire’deki birkaç Türk Doktor ve Eczacı bunun denâetini bana yazdılar Bende bu mektupların birini Mustafa Kamal’a gönderdimdi Mektubu Münir Ahmed’e vermiş O da Kahire’deki mektup sahibini tehdid etmiştir
Megalomani, ilhamalma gibi son yıllarda gösterdiği âraza bakarak bu hastalıkların dimağında cinnet halinde bir eser yaptığına hükmedilebilir Çünkü Devlet işinde ve husûsi hayatında yaptığı işleri delilikten başka bir şeyle tefsir etmek mümkün değildir
Gayet müstebit, mütehakkim, zalimdir Çok hodpesent dir Bu sebeple ve mevkii için lüzûm görürse bütün Türk Milletini doğrar ve bütün Türkiye’yi yakar Zulümde NERON’ları, Fuhuş ve eğlencede Zühre Maidî maidî masal ların, binbir gece hikâyelerini geçti
Hükümette her şeyin reisidir Her şeyi pençesinde tut tura Bu sebeple kendisine “ YEDİBAŞLI EJDERHA” adını vermek münâsiptir
Gayet kincidir Deve gibi kin güder Düşmanlarını unut maz, takip eder Esasen her şeyde fikr-i takip sahibidir Bu iyi bir meziyet ise de bunu en ziyâde intikâmda kullanır
İnatcıdır İmkânı yok fikrinden dönmez
İki mühim emir neferi, kör âleti vardır BİRİ FEVZİ BİRİ İSMET’tir Biri sağ, biri sol kolu olmuşlardır Bu iki şahıs onun bütün keyiflerini yapmışlar bütün şe’ni zulümlerine âlet olmuşlardır
Mustafa Kamal ibtidaları hiç söz söyleyemezdi Birkaç yıl sonra iyi bir hatip oldu Nutkunu bir ay çalışır, ezber ler, öyle söyler Şundan bundan işite işite birâz da malû
mât sahibi oldu, fakat derecesi ağızdan kapmaktan ibâret tir
Hüsnüniyyet bu adamın yanından geçmemiştir Hep suî niyet besler Şeytanlık düşünür
Bütün dâvası  millî harekette her şeyi kendi yapmış olmasıdır Dahidir
İnkîlâp delisidir Türkiye’nin Deli Petro’su olmak heve sindedir Bir taraftan da Napolyon olduğunu zanneder Kibrü azâmeti ulûhiyet mertebelerine vardırmıştır
Hasıl Türk Tarihi böylesini henüz görmemiştir
 
(Dr. Rıza Nur Hayat ve Hatıratım-4Sayfa -1476/1477/ 1478/1479/1480)
 
 
İSMET
BİTLİS’li bir kürdün oğludur Bitlis’te doğmuştur Babası bilâhare mahkemede zabıt kâtipliği ile Malatya’ ya, Sivas’a, İzmir’e gelmiştir Bu das beraber dolaşmıştır Sivas rüştiyesinde okumuş, sonra İstanbul’da harbiye mektebine girmiş Erkânı harp çıkmıştır
Fizik teşrihi – Ortadan aşağı boyda, ince yapıdadır Yüzü kürt ve ırkî yüzü olarak ve fakat fazla bariz koç yüzü şeklindedir Cimcimesi önden mükemmeldir Zaviy-i vechiyesi, alnı iyidir, fakat arkada hiçbir şey yoktur azim kafa yumuşak, bir yumrukla içeri çökertilmiş gibi bir haldedir Yani kafasının arkasında tabii olan ciddiye yerine bir çukur vardır Bu hal onun MÜTEREDDÎ BİR AİLEDEN OLDUĞUNU GÖSTERİR Mütereddî, deforme bir kafa Ayni zamanda sağırdır Ve sağırlığı ağırdır Değme gürültüyü işitmez Bir kardeşi Kambur, biri yine mâlûl, biri kokainman olup İsmet’in çocuğu Malado belene ile doğmuş, yani aile mütereddîdır
Morâl – İsmet, zekî denilen insanlardandır, fakat bun nun da zekâsı entrikadadır, Müthiş entrikacıdır Bu husus ta Mustafa Kamal’dan çok üstündür Hiç doğru söylemez, işi hep iğfaldir
Bu adamın gayet bariz bir hasleti vardır; İçi başka, dışı başka İçini o kadar maharetle saklar ki…Çok içi-dışı başka adamlar gördüm, fakat zamirini bunun kadar maharetle saklayabilen adam aslâ görmedim Yüzü güler, sanki sevimli, mâsûm bir çocuktur, içi ise o esnada yılan ve ejderhadır Bu sebeple ona şu adı verdim: “YÜZÜ KUZU RUHU KURT BİR MAHLÛK” Bu cümle onu, bütün künhünü, hakikâtini tarif eder O güler yüzle herkesi avlar Bu ezeli ve ebedi gülen yüz o kadar sevimlidir ki, herkes onda bir çok samimiyet ve sevimliliği görür ve sever Halbuki o vakit içi her vakitinden ziyâde iblistir Ne kadar fazla domuzluk edecekse o esnada o kadar samimi ve sevimli görünür
Bir bariz hasleti de gayet evhamlı olmasıdır Bu kadar vesveseli ve vehimli adam belki de dünyada yoktur Nem den şüphe kapar Köroğlu gibi rüzgârdan hile sezer Bu sebeple en saçma şeylere en büyük ehemmiyetleri verir, boşuna uğraşır, durur Ve yine bu sebepledir ki, devlet işlerinde vahim surette yanılır, yanlış yolda gider Felâke te varır Evhamı galibâ sağırlığından gelmiştir Çünkü sağırlar evhamlı olurlar Askerlikteki muvaffakiyetsizlikle
rinin ve hatalarının da azimet noktası bu vehim ve hayâl dir
Pek haris ve menfeatperesttir Şan ve mevki için karı sının namûsunu vermek lâzımsa verir Nitekim Mustafa Kamal, karısını yanında öpmüş, şefini vuracağı yerde ağ layan karısına nasihât etmiştir
Hırsızdır Doğrudan doğruya çok almaz Aleti, Kambur kardeşi Rıza’dır Gayet müsriftir Debdebe ve saltanatı pek sever Eline geçen devlet parasını su gibi sarfeder
Bu adamın diğer bariz bir hasleti de kendinden olan fen alıkların şiddetle aleyhinde olmasıdır Çalar, şiddetle çalanlar aleyhindedir Müstebittir, şiddetle hürriyet lehin de söz söyler Kürt’tür, şiddetle Türk’çü görünür, ilh… Gayet riyâkâr ve sahtekârdır Hiç doğru söylemez, bilâkis aksini söyler Bir gün memlekette hürriyet var derse haki kâtte istibdat vardır Paramız sağlam derse, paramız çürüktür Yani hep hakikâtin aksini söyler Ben ona kimya tahlili yapar gibi bir mîyâr buldum Hakikâti onunla keşfe diyorum Bu mîyâr basit olup onunsöylediği sözün aksini almaktan ibârettir Hemen hakikâti bulursun Bu mîyâra “ İSMET MÎYÂRI” adını koydum Henüz beni hiçbir defa bi le aldatmadı
Bizzat kendisi hırsızlığı şirketlerden almak ve bilhâssa Tahsisat-ı mestûredir Bunu bol yer Bu sebeple ona “Tahsisat-ı Mestûre Mütehassısı” “TAHSİSAT-E MESTÛRE FARESİ” adlarını da verdim
Gayet dalkavuktur Mustafa Kamal’a emsalsiz dalkavuk luklar, riyâkârlıklar yapmıştır Aynı zamanda amirime emi rber gibi hizmet eder, memuruna karşı ise mütehakkim bir mağrur vaziyetindedir Amirinin bir gün üntüne geçin ce dalkavukluğu derhal kibr ü azamete çevirir
Alelade herkes için güler yüzlüdür Bu suretle çok nâzik kibâr, samimi, insaniyetkâr görünmek ister Herkese sure ti haktan görünür Bunlar onu tabiyeleridir Hakikaten çok kişiyi böyle aldatmıştır Hangi bir gün kimi çok sever görü nür ve methederse, herkes hiç tereddütsüz bilsin ki ogün ona bir felâket hazırlamaktadır
Spor eğlencelerini çok sever Fuhuş ve içki ile o kadar alâkası yoktur
Bir bariz hastalığı da inatçılığıdır Gayet inatcıdır Bir şeyi bir defa zihnine yerleştirdi mi, kimse onu vaz geçire mez Eskişehir Afyon hattında sırf bu sururu yüzünden orduyu mağlûp wtmiştir
Cahildir, hiçbir tetebu yapmamıştır
Süsü ve debdebeyi pek sever dedik Meselâ, Robert kolejinde okuyan küçük kardeşinin halini söylüyorlar Tahsilde bu çocuğa beşyüz lira el harçlığı veriyormuş Çocuğun emrine amâde bir otomobil, mektepte kapısında bekliyormuş O da haylâz, edepsiz bir çocuktur Mektebi nihayet terk etmiştir
İsmette zamanla hatip oldu Ancak halâ iyi yazı yazmağa muvaffak olamadı Müsveddeleri birer ahmediyedir
( Age. Sayfa:1480.1481.1482)
 
FEVZİ
Uzunca boylu, şişman,, esmer renkli, top çehreli, sevimli yüzlü biridr
Fiziki bir gayri tabiliği yoktur Zekâca ortadır Uyuşuk bir adamdır Hiç inisiyatif sahibi adam değildir Sadece emir bekler Biraz tetebu etmişe benzer Çok az lâkırtı söyler İçki, eğlence, fuhuş, kumar bilmez Hattâ tütün ve kahve bile içmez Pek pistir Giyinmesine de hiç olmazsa lüzûmu kadar dikkât etmez Gayet dindardır Namazını kılar Bütün ruhu şarklıdır İyi askerdir Bir derece akl-ı selimi vardır Adab-ı muaşeret bilmez Kimse ile muaşeret etmez
Bütün hulâsası bir emir kuludur Şer ve istibdat âletidir Mâ’dûn adamdır, mâfevk olamaz
(A.g.e.Sayfa:1482/1483)
 
MECLİS REİSİ KÂZIM
 
Rumeli’den Köprülü’lüdür Zayıf, gözleri pek küçük biridir Zekâsıda gayet küçüktür Bu adamla Hey’et-i Vekilede çok bulundum, bir defa makûl bir söz söylediğini bilmiyorum Dünyada sayılı bir akılsızdır Kara cahildir
İttihatcıların serez komitesinde hizmet etmiş, adam öldürmüştür Çaldı KÖŞKÜNÜ CİHET-İ ASKERİYEYE, asker ameleye yaptırdı Mustafa Kamal’ın casusudur En sadık adamıdır Bu sayede mühim mevkilere geçmiştir Şahsen ahlâkıda bozuktur
 
BOSOK SALİH

     Arnavut’tur, Kara cahildir Sözü ve her hareketi tulumbacıdır Mustafa Kamal’ın en mahrem en emin adamıdır Katil ve irtikap işlerini bilir, idare eder Mustafa Kamal’a karı bulur Evvelce yaveri idi Nihâyet meb’us yaptı Bu gün büyük zenginlerdendir

 
RECEP ZÜHTÜ

Cahil Tulumbacının biridir Manastır’lı bir ÇİNGENE’NİN OĞLU İMİŞ Bu gün büyük zenginlerdendir Rize meb’usu Akif’le beraber para dalaveresinde ortak çalışıyorlar
 
NAFİA VEKİLİ RECEP
 
Lezgidir Babası Erzincan’da kahvecidir Zekâsı orta bir adamdır Gittikçe mecliste söz söylemeğe başladı Fakat mükemmel cahil Sözlerinde esas yok Mustafa Kamal’ın hususi kâtibi idi Çalışkandır Yüzbaşı idi Meb’us, sonra vekil yaptı O da vekil olunca müthiş irtikâp yaptı Ruslar dan dahi aylık alır O kadar fanteziye döküldü ki, karısının yüz liralık çorap giydiğini söylüyorlardı Bu da banyo meraklısı Evindeki yetmemiş Müdâfa-i Milliye Vekili iken vekâlette de çiniden bir bir banyo yaptırmış Orada da banyo alırmış Rüşvet yaradı Öyle şişik ki Meclis’te kürsüye sığmıyordu Karnı ön, kıçı da arkaya o kadar çıkmış idi ki iki taraftan tahtaya değiyor, kürsüye çendereye girer gibi sıkışıyordu Mustafa Kamal, bir çok pis işlerini, rüşvet ve irtikap işlerini buna gördürmüştür Mustafa Kamal’ın en muti kölelerinden, vücuda getirdiği mahi” kattandır
 
TEVFİK RÜŞTÜ

     Gayet çirkin yüzlü, sarkık dudakları zenci gibi kara bir adamdır Zekâsı, tahsili basittir Hiçbir fikri, kanaati yoktur Kiminle konuşursa onun fikrindedir Ve her dakika fikrini değiştirir Müthiş dalkavuk ve PEZEVENK’TİR Rodos’lu olup ailesi “BED” ler denilen bir ÇİNGENE AİLESİDİR O adam hakikaten adları gibi müthiş çirkin bir surat sahibi dir Yüzüne bakan “ hazâ Çingene suratı” der

 
YUNUS NADİ

     Rodos’ta bir ailenin uşağıdır Bu aile onu orda okutmuş da Sonra İstanbu’a gelip Abdülhamid (r.a) zamanında casusluk etmiştir Her devrin adamıdır Müthiş irtikapları yapıp Türkiyenin en büyük zengini olmuştur Mustafa Kamal’ın en sadık adamlarındandır

 
HAMDULLAH SUPHİ
 
İdâdiyi ikmâl edememiş cahil birisidir Fakat âlim, muharrir ve şair geçinir Fena da yazmaz Hele iyi hatiptir Cümleler parlaktır, herkese gayret eder Ama cevheri yoktur Uzun söyler Bu uzun nutkuna ne der diye bakarsanız, fanteziden başka bir şey yoktur Bir takım fantazik cümleler ezberlemiştir Her nutkunda onları tekrar eder Harekâtı avantüriye bir adamınkine benzer Şiddetli Türkçü geçinir Anası Çerkezdir İbtida kendisini Türk ocağına sokmak teklifinde bulunanlara “Ben türk değilim” deyip gitmemiştir Şimdi ocağı mevki ve para âleti yapmıştır Ahtapot gibi bu teşkilâtın üstüne çökmüş’tür, bırak’maz
Ocağın parasını faydasız, fantezi ve süslere sarfeder
Kendi de yer Ocaktan resmen maaş alır Ve bunu işlemeden birden alır Alır, yer Ocağa ait alım-satmdan çöplenir Bu adamın süsten başka bir şey bildiği yoktur Kadın tabiatlı biridir Maarif Vekilliği etti Her defasında Vekalette işler alt-üst oldu
Daha fenası bu milli ve ilmi ocağı Mustafa Kamal’e âlet etmiştir Onu siyasete bulaştırdı Bu ocak onun binek taşıdır Kuvveti, meziyetidir Bununla mevkilere geçer Maarif Vekili iken deli oldu
Hamdullah Suphi, Emin, Yusuf Akcora bir saçayaktır Birbirine çok bağlıdırlar, hep birbirini methederler Reislikleri birbirine verirler Müşterek ül menâfi bir reji halindedirler Her şeyi de kendilerine malederler Mesela: birkaç defa ocağın intihabında bulundum Derhal daha müzakere başlamadan Yusuf Akcora “ Reis Hamdullah Suphi olsun” dedi “ Canım, nizâmnâmede bunu rey-i hafi ile olacağı yazılı” diyen oldu Dinlemediler Diğer âza terbiyeli, utandı, ileri gitmedi İntihap bitti Şimdi kâtip bulunacak Derhal Hamdullah Suphi “Büyük mili şairin resmini bütün ocaklara asalım” dedi O da oldu İştima bitti Yazık ocağa dedim
Hamdullah pek dalkavuktur Mustafa Kamal’e türlü sünü yapıyor, Bir kitap yazmış, “ Güne Bakıyorum” diyor Gün de, Mustafa Kamal’miş
 
YUSUF AKCORA
 
Meşeyerdir Rusya’dan gelmiştir Türkiyede Türkçülük üzerine yazılar yazmıştır Alim denecek bir adamdır Zekâsı ortadır, fakat Mustafa Kamal’e pek dalkavuk tur İttihadçılarında pek dalkavuğu idi Bir-iki defa bu nu Mustafa Kamal’in yanında gördüm Hep kulağına söylüyordu Galba casusluk ediyordu
Bir aralık Ahmet Agayefle beraber Hariciye Vekaletine müşavir olmuştur,Rus sefarethanesindende çıkmıyorlardı Herkes “Rus sefarethanesine vesika götürüyorlar” diyorlardı
Dinç bir adamdı Son yıllarda birden çöktü 55 yaşlarında vardır Genç bir kızla evlendi, bu evlenme onu birden çökertti
 
       MEHMET EMİN
     Pek sevimli yüzlü, çok terbiyeli ve nâzik bir adam dır Cahildir Adı milli şairdir Ama, zavallı şair bile de ğildir şiirleri ruhsuz,âhenksiz ve soğuktur Şiirlerinde yüksek ruh ve ilmi fikir olmadığı gibi, vezin, ilh… şiir ilmi cihetinden de kıymetsiz yanlış şeylerdir
       Namuslu adamdır Ben orda iken Mustafa Kamal idaresinin aleyhinde idi Onun dizgini Hamdullahın e lindedir O, derhal vazgeçirdi, itaat sahasına götürdü        Derken Mustafa Kamal’i, İsmet’i ayyuka çıkaran şiir ler yazdı Bu dalkavukluğu ile kendisini büsbütün biti rdi Bu eşhasdan ziyade bahsetmeyeceğim Zaten bir çoğunun evvelce hikâyeleri geçti (Age. Sayfa.1480/
1481/1482/1483/1484/1486/1486)
       MUHALİF SİMALAR
       RAUF
            Abazadır, Bahriye zabitlerindendir Akılsız bir adamdır adamdır Hele pek cahildir Haristir Mustafa Kamal ve İsmetle çalıştı Eline de fırsatlar geçti Ama zekâca onlardan aşağı olduğundan daima mağlup ol du Bu adam, büyük mevkilerde bulunduğu halde hiç bir dirayet gösterememiştir Bilâkis hatalar yaptı Ne milli harekette, ne de evvel ve sonra hiçbir hüsnü ha reketi yoktur Paraca namuslu adamdır Rauf, Abaza
Mehmet Emin paşanın oğludur Önce Abdülhamid han (r.a) taraftarı Meşrutiyetten sonra İttihadçı olmuştur İttihadcı divanı harbine aza tayin edildi…. Bir numar
alı vatan hainidir…İlh…çok uzun ihanet şeceresi var
 
      KÂZIMKARABEKİR
    
        Alçak boylu, etlice, pek sevimli yüzlü biridir Çok terbiyelidir Konuşurken adeta kız gibi kızarır Hususi ahlâkı fevkalâde temizdir Rakı, fuhuş, kumar gibi şeyleri bilmez Hattâ tütün ve kahve dahi içmez Nezaketi ile ve bu halleriyle melek gibi temiz bir adamdır Paraca da namusludur Zekâca ortadır Tetebua meraklıdır Musiki bilir Şiire de heves etmiş Fakat şiir nedir bilmiyor Vatanperverdir Hüsnüniyyet sahibidir Memleketin terakkisini ister İyi askerdir Milli kıyamda Ermeniler üzerine kazandığı zaferle gayet büyük bir hizmet etmiştir Şark vilâyetlerinde yetimleri toplamış, beslemiş, baba gibi terbiyesine çalışmış bir adamdır
Muhalifleri yâni Mustafa Kamal ve takımı, onu muhafazakâr olmakla itham ediyorlar Ama zannımca makûl bir muhafazakârdır Hele, Mustafa Kamal gibi, her şeyi, milli an’aneleri yıkanlar karşısında pek kıymetlidir Keza onlar zeki olmadığını söylüyor ve bunu Borne tabiri ile ifade ediyorlar
Bence onun bir kusuru var: Azametli Bu da bütün askerlere mahsus bir kusurdur
 
KÜÇÜK CEMÂL
 
Mersinli Cemal denen bu adamı pek sıkı görüşerek tanımadım Fakat ben de terbiyeli, zeki, tetebu sahibi, iyi bir adam tesiri yapmıştır
 
Şimdi bizzat kendimi tarif edeyim Bu vakıa biraz tuhaf ama, herkes istediği yerini tayin ve yenisini ilavede muhtardır Bir adamı kimse kendisinden iyi bilmez, ancak doğruyu söylemesi lâzımdır
Nasıl yetiştiğimi bu eserin ibtidalarında söyledim
Uzun boylu, etlice, beyaz derili sarı gözlü, açık kestane saçlı bir adamım Cimcilemin teşekkülü iyidir Babam da güzel bir adamdı Ailede tereddi eseri yoktur Sinop’ta eski bir Türk ailesiyiz İkiyüz yıldır belliyiz Anadan, babadan Türkten gayrı hiçbir millet bize karışmamış
Zeki bir adam olduğumu söylerler Dünyada iki şeye düşkünüm: Bana namuslu adam, çalışkan ve vatanperver adam desinler Daima buna çalıştım Ve bu sözü demelerini istedim Ömrüm sade say ile geçmiştir Ayyaş değilim, fuhşa düşkün değilim, kumar bilmem ve tütünü de kâh içerim, kâh içmem Ne zevke, ne eğlenceye, ne yemeğe düşkünüm
Çocukluğumdan beri mertçe yaşamak emelimdir Mertliği, kahramanlığı tapınırcasına severim Zekî, âlim kimselere, namuslu insanlara bayılırım Hırsız, yalancı, ahlâksız insanlardan nefret ederim Bu nefretimi onlardan saklamam Lâkırtımı da gizlemem, yüzlerine söylerim Türk milletine büyük ve aşk derecesinde muhabbetim vardır Onu yüksek görmek gayemdir Bir vakit talebe idim, daima sınıfımın ilerisinde iyi talebe idim Hekim oldum İyi hekim oldum Siyasete girdim, matbuata girdim devlet idaresi yaptım, iyi yaptım
İyi diplomatlık ettim Talih ve ahval beni çok mesleğe soktu Hekimim, gazeteci, siyasi, diplomat, profesör, naşir, şair, müverrip, müellif, devlet ricali oldum Hepsinden lekesiz çıktım Yalnız bir meslekte kalabilmiş olsaydım, daha terakki ederdim Faziletlerin hepsini büyük bir düşkünlükle severim Hayrat ve hasenatı severim Ne bir şahsın, ne de devletin on parasına el sürmedim Kimseye borcum yoktur Devlet idaresinde milletin parasına bir el sürer veya israf eder diye ödüm koparak dikkat etmişimdir Muktabid bir adamımdır Devlet idaresinde de bunu yaptım Masrafı yoktu Sade yiyecek, giyecek Kazandıklarım ile kütüphane yaptım Millete yarasın diye buraya döktüm Süsü hiç sevmem Süs kadına yakışır fikrindeyim Pisliği de sevmem Süs başka, temizlik ve muntazam giyinmek başka İnsan gibi yemeli, giyinmelidir İsrafı ne kadar sevmezsem tamahkârlığı da o kadar sevmem Hayatımda hep hıfsısıhha dairesinde çalıştım İfratlar yapmadım…(Age. Sayfa-1486 dan/1490)
Kadın, nazarımda erkekten aşağı bir mahlûktur Sinirli, mantıksızdır Harekâtı, akıl ve mantığı değil sinir ve hisse tabiidir Bu sebepledir ki kadına uyan nice yüksek erkekler felâketlere düşüp Mahv-ü perişan olmuşlardır Tarihimiz de misali çoktur Şimdi kadınların meb’us, vekil gibi yüksek mevkilere çıkması moda Akıllarına şaşarım, sökmez bir iştir Yine eski hale geleceksin Eğer onlar bu kabiliyette olsalardı, asırlardan beri sosyete de erkeklerle beraber yürürlerdi Vakıa erkekler kadınları kendi lehlerine yapmışlardır Fakat bu onların kusuru değil, kadınların aczidir Mani olamamıştır, kadın zayıf bir mahlûktur (ha’şa)Tabiat böyle yapmış Sinirleri zayıf, aybaşları gelir, hastadırlar Gebe kalırlar, bir yıl karınlarında yük taşır, kımıldıyamazlar Hattâ cinsi münasebette bile normal vaziyette erkeğin altındadırlar Demek erkek hılkaten onların üstündedir Nice kadınlar gördüm, ki iyi okumuşlardır, erkek gibi düşünürler, fakat samimiyetlerine girin, yine ayni o umum cahil kadınlar gibi zayıf, aciz, mantıksız, hasılı kadın olduklarını görürsünüz Biz de saçı uzun aklı kısa derler=Hadis-i Şeriftir= Şimdi saçlarını da kısalttılar ama, akıllarını uzatamadılar
 
 Afşin yiğidim bu yazı dünyaya yayınlandı kaç yüz sitede eğirdirde iki gazete ve bir sitede  neden çekiniyorsun? sevgilerimle
 

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP