NEREYE KADAR

ABONE OL
Eylül 9, 2012 01:30
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ertelemek yani sonraya bırakmak…

Günlük hayatımızda ne çok kullandığımız bir fiildir ertelemek… Hep yapmamız gerekenleri sonraya erteleriz ve ne hikmetse o sonralar hiç gelmez.

Ertelemek bir hastalık mıdır peki? Eğer öyleyse bu dertten muzdarip olmayan var mı acaba? Her yeni gün bir şeyleri yapma kararı alıp, yine de yapamadığımız için kızarız kendimize… Bugün yapmadığımız her şey, daha da zorlaşır yarın. Bugün bir saatte yapacağımız işimiz, yarın daha da uzun sürer. Bunu biliriz ama yine de alamayız kendimizi ertelemekten. Dünyanın ölümlü olduğunu biliriz, ama yine de evden çıkarken arkamızda kalbi kırık bırakırız sevdiğimizi, belki dönmeyeceğimiz, belki de göremeyeceğimiz ihtimalini bile bile.

Amerikalı yazar Dale Carnegie şöyle söyler: “Erteleme bir sorundur; çünkü sizin için ve gelişmeniz için önemli olan işleri ihmal etmek ve geciktirmek, yolunuzu sürekli tıkayan bir engel haline gelir.” “Ertelemek işi uzatır, ömrü kısaltır.” diyenler de Carnegie gibi erteleme sayesinde yaşadığımız sıkıntıyı dile getirirler. Bugün karar verdiğimiz halde yapmadığımız temizlik, yarın sürpriz bir misafirle birlikte en büyük stres kaynağımız oluverir. Bugün arabamızın ihmal ettiğimiz bakımı ise yarın hayatımızı tehlikeye sokan yegâne sebep haline gelir.

Bugün ertelediklerimiz yarının omzumuzu ağrıtan yükleri olur, bir türlü baş edemeyiz onlarla. Tıpkı büyüdükçe güçlenen dikenler gibidirler.

Adamın biri bir yolun kenarına dikenler eker… Dikenler büyüyüp gelişince yoldan geçenleri rahatsız etmeye başlar. Gelip geçenler:

– “Bu dikenleri sök, insanları rahatsız etmesinler.” derler. Fakat adam bunları duyar ama aldırmaz. Bir gün bir veli ona:

– “Mutlaka bu dikenleri sök.” der.

Adam itiraz etmez..

– “Evet mutlaka bir gün sökerim.” der

Adam ha bire yarın yarın dedikçe dikenler büyüyüp kuvvetlenir…

Veli adama:

– “Ey vaadinde durmayan adam, sök şu dikenleri bu işi sürüncemede bırakma.” der.

Adam:

– “Bir hayli gün var, bugün olmazsa yarın, bir gün mutlaka bu işi yapacağım.” der.

Veli bunun üzerine şu sözleri söyler:

– “Sen, hep yarın diyerek bu işi erteliyorsun, fakat şunu bil ki her geçen gün o dikenler büyüyüp güçleniyor, dikenleri sökecek olan sen ise güç kuvvet kaybediyorsun, dikenler gün geçtikçe gençleşiyor sense ihtiyarlıyorsun.”

Bugün taşıdığımız enerjimiz, sahip olduğumuz vaktimiz ya yarın olmazsa? Olsa da yapacak çok iş çıkıp da ve hepsi birbiri üstüne eklenirse, karlı bir dağın zirvesinden inip, üzerine kar tanelerini toplayarak büyüyen bir çığ halini almaz mı işlerimiz?

“İşini erteleyen insan, işinin hiçbir zaman yapılmaması riskine giren insandır.” dediği söylenir bir Fransız şairin.(Charles Baudelaire). Gerçekten de öyle değil midir? Farklı nedenlerle ertelediğimiz pek çok işimiz ya hiç yapılmamıştır, ya da çok aceleye geldiği için kimseye hayrı olmamıştır.

Daha geçen ay kitapçıdan aldığımız kitap günlerdir kitaplığımızda beklemektedir ve belki de kapağı hiç açılmayacaktır. Çünkü yeni kitaplar çıkacak ve biz yenilerini alma hevesiyle onun tozlanmasına göz yummak zorunda kalacağız.

Peki, nereye kadar erteleyeceğiz yaşamayı, nereye kadar öteleyeceğiz yapacaklarımızı? Sırtımızda biriktirdiğimiz yapılacaklar listesinin yüküyle nereye kadar sürüyeceğiz ayaklarımızı?

Kimi zaman bir özür cümlesini söyleyebilmek, kimi zaman hayallerimizi gerçekleştirmek, kimi zaman da karar verdiklerimizi uygulamaya geçirmek… Ertelediklerimizi öncelik listesine alıp, teker teker eksildiklerini seyretmeli, henüz gücümüz ve günümüz varken. Ancak o zaman kurtulacağız geçmişin ağırlığını taşımaktan. “Yapacaktım.” deyip, pişmanlıkla kendimizi yiyip bitirmektense; zahmetine katlanıp “Bitirdim.” diyebilmeli.

Plansız ve hesapsızca ertelediğimiz yaşam, hızlıca akıp gidiyorken; anı yakalama vakti…

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP