Site icon Gazete32

KUTSAL EĞİTİM

Birçok öğrenci ortaöğretimde bu yıl ilk kez okutulacak Kur’an-ı Kerim, temel dinî bilgiler ve Hz. Peygamber’in (sas) hayatı gibi dersleri seçemedi. Acaba bunun sebebi öğretmen sıkıntısı mı yoksa sistemin olgunlaşmaması mı?

Türkiye’de din öğretimi geçmişten bugüne kadar farklı varyasyonlarda karşımıza çıktı. Din eğitiminin, devlet tarafından vatandaşlara tanınan ‘dinî özgürlükler’ içinde mi yoksa vatandaşın ‘dinî haklar’ı içinde mi yer alacağı sorusu hep kafaları karıştırdı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl getirdiği yeni sistemle birlikte bu meselenin ‘dinî özgürlük’ paraleline oturtulduğunu söylememiz mümkün. Yeni dönemde din eğitiminin sadece Müslümanlar için değil, herkesin inancını öğrenmesine yönelik bir uygulama çerçevesinde verilmesi düşünülüyor.

Zaten demokratik toplumlarda din eğitiminin verilip verilmemesinin tartışılmasından ziyade kimin, hangi metotla bu eğitimi vermesi gerektiği sorgulanıyor. Bu minvalde yeni eğitim-öğretim döneminde ‘seçmeli dersler’ arasında yer alan ‘Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı’, ‘Kur’an-ı Kerim’ ve ‘temel dini bilgiler’ derslerinin en kaliteli şekilde verilmesi hepimizin ortak isteği. Bu noktada sadece Sünnî değil, Alevî vatandaşların da istekleri doğrultusunda ve yeterli sayıyı sağladıkları takdirde kendi inançlarını öğrenebilecekleri dersi seçebileceklerini hatırlatmakta fayda var.

İlk ve orta dereceli okullarda okutulan halihazırdaki din kültürü ve ahlâk bilgisi ile yeni seçmeli din dersleri, halkın talep ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek mi bunu zaman gösterecek. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü İmam Hatip Liseleri Koordinatörü Nazif Yılmaz da bu dersleri verecek öğretmen ve eğitimcilere seminerler düzenleyerek kaliteyi artırma hedefinde. Yılmaz, öğrencilere daha iyi bir eğitim verebilmek için bu tarz eğitimlerin gerekli olduğu görüşünde. Biz de sizler için eğitim-öğretim sezonunun başında yeni sistemin ayrıntılarını uzmanlarıyla konuştuk.

Avrupa başta olmak üzere dünyadaki birçok eğitim sisteminde öğrencilere din dersi veriliyor. Örneğin Almanya, Belçika, Finlandiya gibi birçok ülkede din dersi veya alternatifi zorunlu. Türkiye’de ise din kültürü ve ahlâk bilgisi dersi ilk ve ortaöğretimde zorunlu olarak okutuluyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl ilk kez ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak ‘Kur’an-ı Kerim’ ve ‘Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı’ derslerini de müfredata aldı. Derslerdeki amaç öğrencilere Kur’an-ı Kerim okumayı öğretmek ve başta Hz. Muhammed olmak üzere tüm peygamberlerin hayatlarını anlatmak.

Dersler kapsamında Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealinin de okunmasıyla birlikte öğrenciye İslâm dini doğru bir şekilde öğretilmeye çalışılacak. İlk olarak beşinci sınıfta Kur’an dersine merhaba diyecek olan çocuklar, müfredata göre önce Ezelî Kelam’ımız hakkında bilgilendirilip ardından O’nu okumayı öğrenecek. Öğrenmeyi kolaylaştırmak için de Kur’an’ı koro halinde seslendirmeleri sağlanacak. Altıncı sınıfta Kur’an-ı Kerim’i güzel okumanın önemi üzerinde durulacak. Öğrencilere tecvit, yani kurallarına göre güzel okuma dersi verilecek. Daha sonraki senelerde de Kur’an’ın mesajı ve peygamberlerin kıssaları anlatılacak. Furkan, Rahman, Cuma gibi sûrelerin ayetlerinin okunacağı derste, Asr, Kadir ve Ayetel Kürs-i gibi bir çok sûre anlamlarıyla birlikte ezberlenecek.

Sadece Kur’an-ı Kerim dersinin müfredatı bile birçok veliyi cezbetmeye yeterli gibi görünüyor. Doğru ve yeterli bir planlama doğrultusunda yıllarca sadece imam hatiplerin verdiği ya da yazın Kur’an kurslarının öğretmeye çalıştığı Kur’an dersini çocuklarımızın artık kendi okullarında görmesi mümkün. Fakat yeni sistemin henüz oturmaması, bu derslerin alımında problemlere yol açacağa benziyor. Nitekim birçok öğrenci ve veli başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere dinî dersleri seçerken, okul yöneticileri tarafından bu dersleri verecek gerekli öğretmen olmadığı konusunda uyarıldı.

Beşinci sınıflar için 15 tane seçimlik ders var. Milli Eğitim Bakanlığı’nın mevzuatına göre öğrenci, haftada toplam sekiz saat olacak şekilde dört dersi ilgisine göre seçebiliyor. Ancak uygulamada öğrenci istediği dersi alamayabiliyor. Ayşe Akar, beşinci sınıfta okuyan oğlu Eren için internetten yeni sistemle ilgili araştırma yapmış. Listedeki ders isimlerini görünce çok sevinmiş ve heyecanla okula başvurmuş. Fakat oğluyla okula geldiklerinde öğretmen sıkıntısı yüzünden idarenin belirlediği dersleri seçmek zorunda kalmışlar. İstedikleri dersleri seçememenin üzüntüsünü yaşayan Akar, “Biz, Kur’an-ı Kerim ve bilgisayar teknolojilerini seçecektik.

Madem dersleri okul belirliyor, buraya kadar gelmemizin ne anlamı vardı? Bir imza için mi geldik?” sözleriyle tepkisini ifade ediyor. Bu durum ister istemez aklımıza “Öğretmen sıkıntısı acaba en kısa zamanda çözülebilecek mi?” sorusunu getiriyor. Ama sorun sadece nicelikte değil, nitelik için de söz konusu.

Zira yeterli sayıda din dersi hocası olsa da onların okutulacak dersler için ne kadar yetkin olduğu tartışılabilir. Bu mevzuda Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Aydın’ın din eğitimi ve din eğitimini veren personel üzerine yayımladığı makaleye bakmakta fayda var. Aydın, öncelikle din eğitimiyle ilgili makalesinde ülkelerin ‘din dersini ya da ahlâk dersini zorunlu kılan’, ‘din dersini zorunlu kılan’, ‘din dersini seçmeli uygulayan’ ve ‘din dersini zorunlu kılmayan’ olarak dört gruba ayrıldığını anlatıyor. Aydın’ın verdiği bilgiye göre, bu ülkelerin çoğunda mezhebe dayalı din derslerinin programlarını belirlemede ve öğretmen atamalarında mutlaka ilgili dinin temsilcisi kurumdan onay alınıyor. Buradan hareketle bizim idarecilerimizin de din eğitimiyle ilgili seçmeli derslerin içeriğine ve kalifiyeli öğretmenlerce verilmesine dikkat etmesi gerekiyor.

İşte tam da bu noktada uzun yıllar din eğitiminin omurgası vazifesi gören imam hatip liselerinin yeni sistemdeki yerinin nasıl olacağı merak konusu. Bu çerçevede, meslekî din öğretimi veren imam hatip liseleri ile ilk ve orta dereceli okullarda okutulan din kültürü ve ahlâk bilgisi derslerinin halkın talep ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi gerektiğini söylememiz sanırız yanlış olmaz. Zira 28 Şubat sürecine rağmen bu okulların, öğrencilerin din eğitimine katkısı yadsınamaz. Her dönem toplumsal karşılıkları olan bu okullarda 1996-97 yıllarında beşyüz bine yakın öğrenci varken bu sayı, 28 Şubat’tan sonra 60 binlere kadar düştü. Aynı problemi bir daha yaşamamak adına siyasetçilerin, diğer yetkililerin imam hatiplere ilgisi ve sevgisi bir meydan okuma ve göze sokma havasında olmamalı diyen Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi eski müdürü Mustafa Gözübüyükoğlu’na kulak verelim: “Yeni sistemle birlikte yüzlerce imam hatip açıldı. Fazlaca belirsizlik alanları var. Elde mevcut ve yönetici ve öğretmenlerin kalitesi malumdur. Sıkıntılı bir yıl yaşanabilir.”

İmam hatip okulları açmak kadar öğrencilere kaliteli ve kapsamlı eğitim verebilmek de esas. Bu durum bütün okullar için geçerli olsa da yeni dönemde Kur’an ve din dersleri için ilk adım niteliği taşıyor. Çünkü bu okullardan mezun birçok öğrenci, ilerleyen zamanda din eğitimini verebilecek pozisyonda olabiliyor. Bu noktada imam hatiplerin 28 Şubat öncesindeki eğitim kalitesini yakalaması, hatta geçmesi lazım. Gözübüyükoğlu’nun “Cami kapılarında imam hatibe yardım” cümlesinin artık duyulmaması gerektiğini söylemesi hem devletin hem de vatandaşların bu okullara nasıl yaklaşması gerektiğini özetliyor esasında. Tabi sadece İHL’lerdeki eğitim değil, ilk ve ortaöğretimdeki din eğitiminin kalitesinin de artırılması elzem. Gözübüyükoğlu, özellikle yeni seçmeli din dersleriyle ilgili gerekli tedbir alınıp planlama yapıldığı takdirde okulların veriminin artacağı görüşünde. Zira okullardaki din eğitiminin doyurucu ve kaliteli olmaması hem eğitimcileri hem de öğrencileri yıpratabilir.