Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İYİ Partili Cesur: “EYT Yasası Geçti Ama EYT’li Kardeşimin Kahrı Bitmedi”

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat deprem felaketi ardından çalışmalarına üç hafta ara veren TBMM Genel Kurulu’nda bu hafta milyonları ilgilendiren Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ile ilgili düzenlemeleri içeren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi iktidar ve muhalefetin oylarıyla kabul edildi.

EYT düzenlemesiyle 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olup kadınlarda 20, erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresini tamamlayanlar emekli olabilecek. Emekli olabilmek için işe başlama tarihine göre 5 bin ile 5 bin 975 gün arasında değişen prim günü şartını da tamamlamak gerekiyor.

Ancak yasal düzenleme hayata geçirilmesine rağmen yıllardır sorunlarına çözüm bekleyen EYT’lilerin çoğunun mağduriyeti devam ediyor.

AYLİN CESUR UYARMIŞTI

Teklifin yasalaşmasından önce bu konuya dikkat çekmek üzere İYİ Parti Isparta Milletvekili Dr. Aylin Cesur, EYT’li vatandaşların taleplerinin ve mağduriyetinin tespit edilmesi amacıyla Meclis Araştırma Önergesi verdi. İYİ Partili Cesur, “Birçok EYT’li ve emekli olmayı bekleyen vatandaşımızın çözülmesi gereken talepleri yasa taslağının kapsamı dışında bırakılmıştır.” dedi.

İYİ Parti Milletvekili Aylin Cesur’un Meclis’ten geçen EYT düzenlemesinin eksikliklerine dikkat çektiği önergesinde şu konulara dikkat çekti:

Yeni Eyt Düzenlemesi İle 3600 Prim Günü Kapsam Dışı Bırakılarak Kısmi Emeklilik İçin Kadınlarda 58, Erkeklerde 60 Yaş Şartı Devam Etmektedir

1999’daki düzenleme öncesinde 3600 prim günü ve 15 yıl sigortalılık süresi ile kadınlar 50 yaş ve üstü, erkekler 55 yaş ve üstünde kısmi emekli olabiliyordu. Vatandaşlarımızın kısmi emeklilik hakkının yeni düzenlemeye dahil edilmesi konusunda talepleri vardır.

Aylık Bağlama Oranları (Abo): Emekli Aylıkları Bir Kez Saptandıktan Sonra Enflasyondan Korunmalı Ve Refah Artışından Pay Almalıdır

Emeklilik sistemi ile ilgili düzeltilmesi gereken bir diğer sorun ise; 5510 sayılı Kanun ile aylık bağlama oranı, güncelleme katsayısı, aylıkların alt sınırı ve aylıkların artırılmasına ilişkin hükümlerin emekli aylıklarında ciddi düşüşler yaşanmasına sebep olmasıdır. Bilindiği üzere Ocak 2003’de 4a en düşük emekli maaşı 332 lira iken, asgari ücret ise 226 lira idi yani bundan 20 sene önce en düşük emekli maaşı asgari ücretten yüzde 47 fazlaydı. Bugün ise en düşük emekli maaşı asgari ücretten yüzde 35 daha azdır. Aylık Bağlama Oranları (ABO) yüzde 70 seviyelerinden yüzde 50 seviyelerine düşmüştür. Ayrıca 2008’de yapılan yasa değişikliği ile emekli aylıklarının alt sınırı yüzde 40 düzeyine kadar düşürülmüştür. 2000 sonrasında emekli aylığı hesaplamasında prim ödemeleri güncellenirken enflasyon ve büyüme oranlarının yüzde 100’ü dikkate alınırken; 2008’de yapılan yasa değişikliği ile emekli aylıklarının hesaplanmasında milli gelir artışının payı yüzde 100’den yüzde 30’a düşürülmüştür. Cumhurbaşkanlığı Strateji Bütçe Başkanlığı verilerine göre Kişi Başına GSYH 2002 ile 2023 arasında 39,4 kat arttı. Eğer emekli aylıkları bu oranda artmış olsaydı yaklaşık bir hesapla en düşük işçi emekli aylığı ise 10 bin 125 TL, en düşük memur emekli aylığı 19 bin 778 TL olmalıydı. Emekli aylıkları bir kez saptandıktan sonra enflasyondan korunmalı ve refah artışından pay almalıdır. Aynı koşullarda çalışarak primini yatıran ama farklı emekli aylığı alanlar arasındaki farklar ve eşitsizlikler İntibak yasası çıkarılarak giderilebilir; norm ve standart birliği sağlanarak milyonlar çalışanın yoksul emekli olmasının önüne geçilebilir, hak ettikleri emeklilik koşulları adaletli bir şekilde sağlanabilir.

8 Eylül 1999 Tarihinden Önce Çocuk Yaşta Stajyerlik Ve Çıraklık Yapan Yaklaşık 1,5 Milyon Vatandaşımız Eyt Mağdurudur Ve İlgili Düzenlemede Sorunlarına Yer Verilmemiştir

5510 sayılı Kanunun 38. maddesine göre malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girildiği tarih olarak kabul edildiğinden çıraklar ve stajyerler çıraklık ve staj süreleri için malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından sağlanan haklardan yararlanamamaktadır. Söz konusu kişilerin uzun vadeli sigorta kollarına dahil primlerinin değil, meslek hastalığı ve iş kazasına yönelik kısa vadeli sigorta primlerinin yatması nedeniyle sigortaları, uzun vadeli sigorta başlangıcı sayılmamaktadır. Böylelikle yasa gereği mesleki becerilerin kazanılması ve geliştirilmesi için zorunlu staja tabi tutulan, çocuk yaşta çalışmaya başlayan vatandaşlarımızın işletmelerde çalışarak geçirdikleri süre yok sayılmış ve emeklilik süreçleri uzatılmıştır. Ayrıca bu konuda Yargıtay’ın vermiş olduğu emsal bir karar bulunmaktadır. Buna göre Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6 Nisan 2016 tarihinde verdiği 2016/481 sayılı karar (Esas no: 2014/10-454) ile Almanya’da mesleki eğitim dolayısıyla zorunlu prim ödenen dönemleri, sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğine hükmetti. Bu hakkın, Türkiye’de yaşayan ve ülkemizde staj ya da çıraklık yapmış olan vatandaşlarımıza senelerdir gündeme gelmesine rağmen tanınmaması ise ayrımcılığa neden olmaktadır. Uygulamada adaletin sağlanması için staj sigortasının başlangıç olarak kabul edilmesi Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereği de yasal bir zorunluluktur.

9 Eylül 1999 Ve Sonrasında Sigortalı Olan Milyonlarca Vatandaşımız Büyük Bir Adaletsizlikle Karşı Karşıyadır: Bir tarafta 20 ve 25 yıl çalışarak emekli olmaya hak kazanan vatandaşlarımız, diğer tarafta bir gün, bir hafta, bir ay veya bir yıl farkla işe girip 40 veya 42 yıl çalışmak zorunda olan vatandaşlarımız arasında anayasanın eşitlik ve sosyal adalet ilkesiyle bağdaşmayan büyük bir hukuki sorun ortaya çıkmaktadır.

Örneğin 17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım tarihlerinde yaşanan iki büyük depremde SGK’nın ve diğer kamu kurumlarının yıkılması ya da faaliyetini durdurması, birçok işyerinin kapanması, belge ve evrakların kaybolması sebebiyle o dönemde bilfiil çalışan fakat SGK girişleri yapılamayan, atandığı halde işe giriş tarihleri ötelenen, prim borçlarında ertelemelere gidilmiş depremzedelerimiz bulunmaktadır. Yaşanan felaketten dolayı bir iki hafta, bir iki ayla EYT düzenlemesinden yararlanamayan vatandaşlarımızın mağduriyeti de göz ardı edilmemelidir. Eğer söz konusu düzenleme bu şekliyle kabul edilirse 9 Eylül 1999 ve sonrasında sigortalı olan, sayıları milyonları bulan vatandaşlarımız, kadınlarda 58 ve erkeklerde 60 yaş koşuluna tabi olmaya devam edecektir. Aynı iş yerinde aynı işi yapan çalışanlar arasında 1 gün fark ile 17 yıllık adaletsizliğin bulanması ciddi mağduriyetlere sebep olmaktadır. 9 Eylül 1999 ve sonrası sigortalı olanlar için 1999-2008 arasında kademeli geçiş sistemi, yeni bir geçiş takvimi geliştirilerek adil bir düzenlemenin yapılması elzemdir.

Bağ-Kur İçin Emeklilikte Prim Gün Adaletsizliği: Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar, pandemi dönemi, artan girdi maliyetleri ile gelirleri düşen esnafımızın ve çiftçimizin durumu dikkate alındığında emekli olabilmeleri neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Yasalaşması beklenen EYT kanun teklifinin gündeme getirdiği bir diğer konu ise prim dengesizliği sorunudur. EYT’li olan sigortalılarda 5000 gün, memurlarda 7200 gün olan prim şartı, BAĞ-KUR’lularda 9000 güne çıkmaktadır. Esnafımızın 2022 yılında bin 908 lira olan BAĞ-KUR primi, 2023 yılında 2 bin 952 liraya , çiftçilerin 2022 yılında 2 bin 158 lira olan tarım BAĞ-KUR primleri ise 2023 yılında 2 bin 952 liraya çıkarılmıştır. Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar, pandemi dönemi, artan girdi maliyetleri ile gelirleri düşen esnafımızın ve çiftçimizin durumu dikkate alındığında emekli olabilmeleri neredeyse imkansız hale gelmiştir. Birçoğu ödeyemediği için BAĞ-KUR kaydını durdurmuştur. 9 bin gün primini yatırabilenbiler ise en düşük emekli maaşı ile emekliliğe ayrılabiliyor. BAĞ-KUR’lular, primlerini düzenli ödeyemediklerinde sağlık haklarından da yararlanamamaktadır. 2000 yılı öncesinde 4956 sayılı Yasa ile 1982 ve 2000 yılları arasında zorunlu vergi mükellefiyeti olup da BAĞ-KUR tescilini yaptırmamış olan vatandaşlarımız için altı aylık süre dâhilinde vergi kayıtlarını belgelemeleri ve bir yıl süre içerisinde de ödeme yaptıkları takdirde BAĞ-KUR hizmet sürelerinin tesciline ilişkin bir yasa çıktı ve bu bir yıllık süreyi de kaçıran vergi mükellefiyeti olup da bu yıllar arasında BAĞ-KUR tescili de yaptırmamış olanların geriye dönük borçlanma imkanı olamadı. Bu sebeple geçmişte verildiği şekilde bugün de esnafımıza 1/10/2008 tarihinden önceki süreler için borçlanma hakkı verilerek, esnaf ve çiftçinin aleyhine olan prim dengesizliği giderilerek sorunlarının giderilmesi sağlanmalıdır.