GURURLU OLMAMAK

ABONE OL
Ağustos 9, 2012 15:47
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İşte insanın en zarif tavrı budur. Engin gönüllü olmak, Allah’ın bütün kurallarına ve bilhassa Müslümanların birbirlerine karşı gurur, kibir, nefsaniyet göstermeden en nazik davranış içinde bulunmalarıdır. Bir insanın kainat içinde, tabii kuvvetler karşısında ne kadar cılız, ne kadar aciz kaldığını düşünürsek, büyüklük taslayan, gururundan geçilmeyen zavallıların ne kadar gülünç olduklarını derhal anlarız. Gurur, bilgisiz,cahil ve gafil insanı yutan korkunç bir uçurumdur. Şeytan, insanı gülünç hale getirmek isterse, onu gurur illeti ile doldurur. Gurur, ne kadar günah ise engin gönüllü olmak da o kadar büyük fazilettir. Bir insan, kendi nefsini ne kadar küçültürse, Allah, onu o kadar büyütür. Yalnız burada yanlış anlaşılmaması gereken bir özellikten bahsetmeliyiz. Kendi nefsini küçültecek diye insanın bilhassa Müslümanın, şahsiyet edasını zillete sürüklemesi de doğru değildir. Müslüman, engin gönüllülük içinde en büyük ciddiyet ve şahsiyet pırıltısını yansıtan kimsedir. Engin gönüllülüğün en açık hususiyeti, başkasına yük olmamak ve halka daima faydalı olmaktır.

Vaktiyle bir köyden bir beyzade geçmiş. Kendisi beyzade imiş ama ruhu kibir illeti,gurur ufuneti ile doluymuş. Tam köyün meydanından geçerken elindeki kırbaç yere düşmüş. Attan inmeye tenezzül etmeyen efendi, oradaki köylülere gururla kükremiş:

—Bre nadanlar! Köyünüzden bir beyzade geçiyor. Baktığınız yok. Elimden kırbaç düşüyor, aldırdığınız yok. Tez gelin buraya! Verin şu kırbacı yerden…

köylüler koşuşmuş. Kırbacı yerden alıp saygı ile beyzadeye vermişler. Gururlu adam bin bir heybet içinde yoluna devam etmiş. Derken köyden iki menzil uzakta yol kesiciler adamın önüne çıkmışlar. O, gururlu beyzade, derhal attan inmiş, iki gözleri iki çeşme eşkiyanın önünde diz çökmüş. Canına ve malına dokunulmaması için yalvarmaya başlamış.

Bu sırada aynı köyden derin ve gerçek bir Müslüman derviş, at üstünde geçiyormuş. Tam köy meydanında onun da kırbacı elinden düşmez mi? Köylüler onu da beyzade sanarak, hakaret işitmemek için koşmuşlar. Fakat derviş derin bir mahcubiyet ve engin gönüllülükle attan inmiş, kırbacını almış ve yanına gelen köylülere:

—Benim gibi günahkar ve fakir bir kula yardıma koşan bu köyde ne kadar asil insanlar yaşarmış. Ben, bu hizmete değil, sizlere hizmete layıkım. Allah köyünüzü mamur toprağınızı bereketli, insanınızı İslam ile şerefli kılsın… diye dua etmiş ve yola çıkmış.

Köyden iki menzil uzakta bakmış ki, yol kesiciler beyzadeyi soymuş, paralarını, elbiselerini ve atını almışlar adama dayak atıyorlar. Birden celadetle kılıcını sıyırmış ve kükremiş:

—Bre Allah düşmanları! Başkasının malını gaspetmeyi hangi kitapta okudunuz! Davranın geliyorum!

Eşkıya, bu ani saldırı karşısında korku ile dağlara kaçışmış. Aldıkları mallar orada kalmış. Beyzade, hüngür hüngür ağlayarak elbiselerini giyinirken, derviş attan inip ona yardım etmiş. Beyzadenin yere düşen kırbacını da yerden alıp verdikten sonra atına binmiş. Keskin bir bakışla gururlu beyzadenin gözüne bakmış:

—Bundan sonra bir köy meydanında kırbacınız düşerse attan inin ve kendiniz alın. Allah, gururlu kişilerin gururunu kırmakta hikmet sahibidir… demiş ve fırtına gibi uzaklaşıp, gitmiş.

    En az 10 karakter gerekli
    Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


    HIZLI YORUM YAP