EKSİKLİĞİMİZ

ABONE OL
Aralık 11, 2011 02:18
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kimimiz biraz uzun, kimimiz daha kısa, kimimiz esmer, kimimiz beyaz tenli; ne kadar da farklıyız birbirimizden; saçımız, kaşımız, gözümüz bambaşka her birimizin. Kimimizin tek eli var, kimimizin tek bacağı; kimimizin kulakları var ama duyamıyor dünyayı; kimimiz de göremiyor… Kimimiz doğuştan sahip olduk bu farklılıklara, kimimiz sonradan ya ihmal, ya kaza sonucu. Ama bugün değilsek bile hepimiz bir engelli adayıyız. Garantisi yok sahip olduğumuz uzuvların ebediyen bizimle birlikte olacağına; garantimiz yok sağlığımızı hiç kaybetmeyeceğimizin.

Diyebilir miyiz ki eli, kolu olmayan, gözleri görmeyen, kulakları duymayanlar eksik de, her yeri sağlam olan bizler tamız?

Helen Keller’ı tanır mısınız? Henüz on dokuz aylıkken geçirdiği bir hastalık sonucu görme, duyma ve konuşma yetisini kaybeden Amerikalı kadın. Dokunma duyusuyla engelleri aşan ve sonunda beş lisan öğrenen; bisiklet, kano ve yelkenli ile gezintiye çıkan; yüzen; satranç oynayan; makaleler ve kitaplar yazan kadın; göremeyen, konuşamayan ve duyamayan haliyle… Şimdi diyebilir miyiz ki, o engelli, biz engelsiz? Engelin sözlük anlamına bakmalı belki de, engel bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mani, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap… Hellen Keller’ın ulaştığı sonuç, bir ruha ve kalbe sahip olup hissedebilen ve düşünebilen bir insanın sahip olduğu hiçbir eksikliğin hayatı yaşamasına engel olamayacağı anlamına gelmez mi? En sağlıklı haliyle değerli vaktini uykuda tüketen; ufak yorgunluklara sürekli oflayıp puflayan; televizyon ve internet başında saatler harcayan; ama sıra faydalı bir şeyler yapmaya geldi mi hep yoğun ve yorgun olan; sürekli her şeyden şikayet eden halimizle bizler engelsiz miyiz? Eksik dediğimiz öyle güzel insanlar var ki, güzel sesiyle her türlü müzik aleti çalıp, şarkılar söylüyor, kimileri ne güzel resimler ya da el işleri yapıyor; kimi doktor, kimi öğretmen, kimi mühendis. Önemli olan düşünebilmek ve hissedebilmek olduktan sonra, hayatı paylaşabilmek için fark eder mi, herhangi bir uzuv eksikliğimiz?

Asıl engelsiz görünen dar zihniyetlerde değil mi en büyük eksiklik? Bir farklılık gördüğünde yeren; gülen; alay eden; arkasından konuşan dillerimizde değil mi en büyük engel? Farklı bir insan gördüğümüzde sanki bu farklılık ona verilmiş bir cezaymış gibi “Aman Allah’ım benim başıma verme!” diye avazımız çıktığınca bağırıp, sözde “Dua ediyoruz.” edasıyla nice yürekler inciten gönüllerimizde değil mi en büyük eksiklik? Gördüğümüz farklı insanlara “Yardım edeceğiz” diye, olur olmaz zamanlarda, yardım talebini bile sormadan, her dem herkese muhtaçlarmış gibi ve sanki onları tamamlığımızla(!) yüceltecekmişiz gibi davranmalarımızda değil mi en büyük anormallik?

Fazladan dikkate değil, doğal bir ilgiye ihtiyacı var farklı olan, toplumca “engelli” diye nitelendirilen kişilerin. Aynı ortamda hep birlikte muhabbet etmeye, bir içten selama ihtiyaçları var; ayrılmaya ya da kayrılmaya değil.

Engeller bizim bakış açımızda aslında. Hepimiz birbirimizden farklıyız, işte hepsi bu. Kimimiz göremiyor, duyamıyor, kimimiz de hissedemiyor ve düşünemiyoruz.

Çünkü hepimiz farklıyız birbirimizden, kimimiz biraz daha eksik, kimimiz daha az eksik.

Biz belki engelli değiliz ve şu engelsiz halimizle bu konuda söz söylemek kolay görünüyor. Evet belki anlamak mümkün değil, kimin hangi haliyle neler hissettiğini, yüreğinde nelerin depreştiğini… Şu an bildiğim ve anladığım tek şey şu ki; hepimiz birer engelli adayıyken dışlamaya, ayırmaya değil, biraz empati kurup birbirimizi daha çok anlamaya ihtiyacımız var, daha mutlu yaşamak ve yaşatmak adına…

    En az 10 karakter gerekli
    Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


    HIZLI YORUM YAP