DOLAR 16,5562 -1.97%
EURO 17,5645 -1.56%
ALTIN 968,38-2,37
BITCOIN 344111-4,93%
Isparta
18°

PARÇALI BULUTLU

20:47

AKŞAM'A KALAN SÜRE

DİNMEYEN SUSUZLUĞUMUZ

ABONE OL
Aralık 11, 2011 00:09
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Dünya malı deniz suyu gibidir, içenin susuzluğu artar.” diyor büyük mutasavvıf Muhyiddin-i Arabi.

İçtikçe içiyor, daha çok susuyoruz ve tekrar tekrar içiyor ama bir türlü doyamıyoruz. Aç gözlülüğümüzün verdiği fakirlik payesi sayesinde sürekli susuzuz. Doymadıkça içmek için daha da hırslanıyor, içtikçe daha çok susuyoruz.

Hepimiz insanız ve insanın aç gözünü doyuracak tek şeyin toprak olduğu gerçeği bu denli aşikarken, sürekli daha fazlasını elde etme arayışının esaretinden bir türlü kurtulamıyoruz. Kazancımız ikiye katladığında bile kendimizi hep daha fazlasını kazananlarla mukayese edip, yine fakirlikten dem vuruyor, halimize ver yansın ediyoruz. Hep daha fazlası olmalı derken, aslında hırsımıza yenik düşüyoruz.

Bu devirde ev sahibi olup, kira ödemek zorunda olmamak kolay bulunmaz bir zenginlikken, en yakınımızın aldığı evin bizimkinden daha yeni ve büyük olduğunu görünce bir anda kendimizi fakir sayıyoruz. Daha iyi bir eve sahip olamadığımıza hayıflanıp, acıyoruz şükredilecek halimize. Peki, küçük ve eski evi olanlar kendisini fakir sayarsa, evsiz barksız kalıp, sokakta yaşamak zorunda olanlar ne yapsın?

Hayat bu denli sınırlıyken bizler zaten hiçbir zaman her şeye sahip olamayacağız ki… En son model arabayı satın alsak da hep daha farklısı, daha iyisi, daha yenisi çıkacak karşımıza…

Bu derin susuzluk bizim içimizdeyse, neyle kanar ki insan bu hayatta? Yağmur olup yağsa üstümüze mal mülk, bu sefer de damlaların küçüklüğünden şikayet edecek susuz yanımız.

“Mal sahibi mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan mülk de yalan

Var biraz da sen oyalan.”

Yunus Emre’nin dizelerinde söylediği gibi, bu dünyada sahip olduğumuz bütün varlıklar gelip geçici iken, dünyayı bu kadar sahiplenişimiz neden? Dünya bir oyun parkı ve elimizde küçük küçük oyuncaklar, oynuyoruz, bir o yana bir bu yana koşturarak… Bütün oyuncakları avuçlarına sığdırmaya çalışan, ama hepsini küçücük elleri arasında tutamayıp, hırslanan, hırçınlaşıp ağlayan bir çocuk gibiyiz. İnsanız ve kabul etsek de etmesek de sınırlıyız işte. Zaten her şeye sahip olabilsek bile, sonuçta bu hayat bir oyun… Oyunun bittiği gün, herkesin eli bomboş kalacak..

Bu açıdan Harge’in şu sözü oldukça manidardır: “Zenginlik, kendisine sahip olana ya hizmet eder ya da hükmeder.”

Her gün servetimize yenilerini eklemenin, yatlar, katlar sahibi olmanın hayallerini kuran bizler, zenginliğin hükmettiği birer köle haline mi geliyoruz farkında olmadan?

Günümüz yaşam koşullarında tüketim sektörünün birer parçası oluyoruz. Tüketerek daha çok zengin, daha çok mutlu olacağımız söyleniyor pazarlama kanallarınca. Ama aslında bilinmiyor ki Allah insanları almakla değil vermekle mutlu olacak şekilde yaratmış. Bu nedenledir ki sürekli alanlar varlıklı olsalar bile tam mutluluğa ulaşamıyor.

Bu doyumsuz mizacımızla mutluluk diye çırpınıyorken, içimize biraz olsun su serpmenin ve susuzluğumuzu azaltmanın yegane yolu, sahip olduğumuz insani güzelliklerin farkında olmak belki de… Mutluluk mutlu edebilmekte gizli, asıl zenginlik gülümsetebildiğimiz yüz sayısı… Tapuların çokluğu, cüzdanların doluluğu ise “bir varmış ve bir yokmuş” la başlayan bir masal sadece.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP