Sahip Çıkmak

Okunuyor | Sahip Çıkmak
 Sahip Çıkmak

Dünyanın göz bebeği bir ülkede yaşıyor, cennet gibi nimetlerden faydalanıyoruz. Ancak günlük hayat uğraşıları arasında bunu unutuyor ve bu güzellikleri ihmal ediyor, hatta bozuyoruz. Ne zaman pırıl pırıl bir yer görsek hemen bizde de var ama sahip çıkan yok deyiveriyoruz. Ülkesinin güzelliklerine sahip çıkmak, ancak onu sevmekle olur. Sahip olmak onu düşmana vermemekle başlar, ama orada kalmamalı hayatımızın başucuna koymalı, baş tacı yapılmalıdır. Eyfel kulesi aslında çirkin bir demir yığınıdır, ama onu bir de Fransızlara sorun. Fransa’yı tanıtan her kağıda onu basar, her gün ayrı bir renge boğar, kulenin etrafında adeta bir hayat kurarlar. Sizde bir şekilde oraya gitmişseniz kendinizi bir şekilde orada buluverir, fotoğraf çektirir, asansörle yukarı tırmanır, etrafında alış-veriş yapıp para bırakırsınız. Konu kendi ülkemizin güzellikleri olunca yanına uğramaz, merak edip soranlara, her sene turistler gelir-gezer diye cevap vermekten sıkılmayız.

Türkler Anadolu’da ancak kiracı olabilirler ama asla ev sahibi olamadılar, olamazlar sözünü duyunca epey kızmıştım, lakin başkalarının uyduruk şeylerinin peşinden koşup kendi değerlerinin görmezden gelenlere şahit oldukça acı acı yutkunmak zorunda kalıyorum. Isparta’ya çok yakın bir krater gölü olan Gölcüğü ele alalım. Görenleri hayran kaldığı bir tabiat harikasıyken birçok Ispartalı bu güzelliklerden habersiz yaşayıp gider. Ancak şehir dışından bir misafiri gelince gezdirme bahanesiyle gidilir. Halbuki gerçekten seviyorsak öğretmenlerimizin öğrencilerine bu konuda ödevler vermeli, okulla veya ailecek geziler yapılmalı, üniversitemiz yapısını incelemeli, sonrada şehrimize ziyarete gelenlere hayatımızın incisi olarak müzede gezer gibi gezdirilmeli, gezenlerin kulakları anlattıklarımızı dinlerken, gözleri yüzümüzdeki samimiyeti görmelidir. Etkilenme ancak böyle olacak, her gidene ayrı bir özelliği anlatılacak ki Gölcüğümüzü bu sevgi kuşatması korumalıdır.

Yine sevdiğimiz sanatçılarımızı yakından tanımak için zaman ayırmalı, onların hayatı kolaylaştırılmalı, para kazanmalarına yardımcı olunmalı, bol bol reklamlarını yapmalıdır. Çünkü sevdiğimiz şeylerin reklamını yaptığımızı unutmamalıyız. Ülkemize olan düşmanlığı bilinen ülkelerin ürettiği eşyalar tercih edilirken iki kere düşünmeli, kendi insanımızın ürettiklerini şerefle tercih edebilmeliyiz. Eğri oturup, doğru konuşursak kendi değerlerimize sahip çıkmadan bu ülkeyi nasıl sevebiliriz?

Ülkemizi ve insanlarımızı sevdiğini haykıran, gerekirse bu uğurda ölümü bile göze alabileceğini söyleyen insanların çoğu yalan söylediklerinin farkında bile değiller. Ezberden konuşmalarını bitirip konu değişiverdiğinde biraz önce göklere çıkardıklarını bu defa yerin dibine sokmaya başlayacaktır.

Sevgi samimiyetle palazlanıp gelişir. Samimiyetin olmadığı yerde sevgi kuru bir iddia olmaktan ileriye gidemez. Bu davranışlarımızla sadece düşmanlarımızı güldürdüğümüzü aklımızdan çıkarmamalıyız diye düşünüyorum.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın