ALTIN 212,7912
DOLAR 5,4617
EURO 6,1820
BITCOIN $5.649
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Isparta 11°C
Çok Bulutlu

Hava sıcak – Mevsim yazdı

02.02.2017
A+
A-

15 Temmuz akşamı saat on sıralarında ailecek izlediğimiz filmde reklama girince kumanda elimde gezinti yaparken bir haber kanalında İstanbul boğaz köprüsünün bir tarafının askeri araçlarla kapatıldığını gördüm. Ne oluyor demeye kalmadan diğer bir kısım askeri araçların Atatürk havaalanı girişine de konuşlandığını gördük. Artık içime bir kurt düşmüştü, protesto seslerini duymazdan gelerek filmi unutup haber kanallarını gezmeye başladım. Başbakan birine telefonla bağlanarak bir gurup askeri birliğin emir-komuta zincirinden farklı bir hareket içinde olabileceklerinden bahsetti. Genelkurmay başkanı ve Cumhurbaşkanından haber yoktu.

Önce MHP lideri Bahçeli darbeye karşı olduklarını duyurduktan sonra bu defa CHP başkanı Kılıçdaroğlu da benzer açıklama yaptı. TRT kanalında bir bayan spiker yurtta sulh ismi verilen darbeci gurubun metnini kekeleyerek okumaya başlayınca artık sabrım bitmişti.1960 darbesini babamdan dinleyerek büyümüş,1971 de askerlerin sokakta gezerek insanları rahatsız edişini büyüklerimden biliyordum ama 1980 darbesini iliklerime kadar hissetmiş, 1999 yılında nefret etmiştim.

Derken genelkurmay binasından silah sesleri duyulduğu, ambulansların yolda bekletildiğini öğrendik. Durum kendini göstermeye başlamıştı. Eski bir korku filmi sanki yeniden hayat buluyor, kapkara bir ejderha gölgelerde dolaşıp dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Belli etmemeye çalışsam da endişe kapılmaya başlamıştım. Birkaç helikopterle F-16 uçakları önce Ankara polis özel harekât merkezini bombalayarak kırk görevliyi şehit edildiğini daha sonra meclise bomba atıldığını duyduk. Bir anda cumhurbaşkanı cep telefonundan görüntülü olarak kanallara bağlanmaya başladı. Emir komuta zinciri dışında bir gurup askerin darbe yapmaya çalıştıklarını, halkın ellerinde bayraklarla meydanlara çıkmasını istediğini, birazdan uçağının Atatürk havaalanına ineceğini belirtti.

Haber kanalları sokaklara dökülen ve hava meydanına akan insan manzaraları ile dolmuştu. Evde duramıyordum, kardeşim de arayınca arabamı almadan yaya olarak yola çıktım. Camilerden salalar okunuyor, farklı bir gece yaşadığımız her halden belli oluyordu. Yollardaki trafik ilerlemiş saate rağmen araç ve yaya olarak merkeze doğru akıyordu. Kardeşimle birleşip valilik binası önüne vardığımızda büyük bir kalabalıkla karşılaştık. Herkesin heyecanı yüzünden okunuyor, tanımadığı ama aynı amaç etrafında birleşmiş insanlara özgü sessizlikle bekliyorduk. Bilinen bir kötülüğü önlemek amacıyla oraya gelmiş insanlara has ruh haleti içindeydik. Gerekirse kendimizi feda edecek, ama darbeye geçit vermeyecektik.

Arabası olanlar Eğirdir yolunu Migros kavşağına kadar yolu kapatmış oldukları haberi geldi. Aracımı evimin önünde bırakıp geldiğimden burada kalmaya, valilik önünde teslim almaya gelenlerle mücadele edecektik. Sıkıntıdan etrafta dolaşınca fazla büyük olmayan bu meydanın her köşesinin dolmuş olduğunu, herhangi bir olumsuz harekete karşı meydanda gözükenin iki-üç misli kadın-erkek kahraman insanımızın orada beklediğine bizzat şahit oldum. Bir ara Ulucami’ye doğru yaklaşınca bir gurubu da burada dua halinde gördüm. Merakla Otel Isparta önüne geldiğimizde heyecanlı bir kalabalığın trafiği akmaz hale gelmiş cadde üzerinde beklerken bulduk. İlerleyen saate rağmen ne valimizi ne belediye başkanımızı görememenin hüznünü yaşarken saat 04.30 gibi ailemi de habersiz bırakmama adına evime dönmeye karar verdim. Kardeşimle gezerek evime dönerken kalabalığın hiçbir taşkınlık yapmadığını, yağmalama olmadığını şükür hisleriyle gördük. Sitemizdeki dairelerin hepsinin ışığı yanıyordu, demek oluyordu ki komşularım gelişmeleri evden izlemeyi seçmişlerdi. TV de teslim olan darbecilerin görüntüleri ile doluydu, Cumhurbaşkanı havaalanına inmiş, alan darbecilerden kurtarılmıştı. O saatten sonra tekrar alana dönmeye gerek görmeyerek istirahat etmeye çalıştım. Uyandığımda saat sekizdi heyecanla televizyonu açtım, darbenin başarısız olduğu artık anlaşılmıştı. Ama bu uğurda ölen ve yaralanan yüzlerce insanımız vardı. Özgür dünya dediğimiz dış devletler temkinli bir şekilde açıklama yapıyorlardı.

Yani direk darbecileri kınamak yerine iki tarafı da idare eder tarzda açıklamalarla yetiniyorlardı. Kim üstün gelirse ondan yanayız tutumu elbette omurgalı ve onurlu bir duruş değildi. Nedense çok şaşırmadım, bu yaptıkları ilk değildi. Darbecilerin hareket üssü olan Mürted hava üssünün bulunduğu Kazan ilçesi halkının yaptıkları da unutulmazdı. Halk üssü abluka altına almış, görüş mesafesi düşsün diye üs etrafındaki tarlalarını ateşe vermişti. Ülkenin geleceği kararmasın, daha çok insanımız ölmesin diye buğday tarlaları yanıyordu. Olay tam bitmediği için akşam olunca cumhurbaşkanının çağrısıyla tekrar alanlara koştuk. Ancak üçüncü gece alana ses sistemi ile birlikte vali ve milletvekilimiz Bilgiç gelerek bekleyen halkı selamladılar. Valimizin ilk gece havaalanında beklediğini bilmediğimizden serzenişte bulunmuştuk yine de belediyemizi ve başkanımızı neden gelmediğini anlayamamıştık.

Bu süreçte sıcak yataklarından ayrılmayan insanlarımızın acımasız eleştirileri darbeyi önlediğine inanan insanları üzüyordu.16 Temmuz günü meclisin olağanüstü toplantısında tek yürek oluşunu gururla izledik. Ancak Mısır darbesi de böyle başarısız bir darbe girişiminden ardından gelen ikinci dalga ile başarıya ulaştığını göz önünde bulundurarak bir süre uyanık kalmak adına gece nöbetlerine devam edildi. Çünkü karşımızda halkına ateş edebilecek kadar gözü dönmüş, kalenin kapılarını açıp bütün kutsallarını düşmana teslim edecek kadar ihanet içinde insanlar vardı.

Arap baharı denilen dalganın son halkasının Suriye-Türkiye ve İran olduğu tekrar edilip durulduğundan ülkemizin dengelerinin bozulup dışarıdan müdahaleye açık hale getirileceği söyleniyordu. Unutulan ise özne olan bu ülkenin insanlarıydı, kendisini dikkate almadan yapılan hesapları bozmasıyla ünlü milletimizdi. Halkımız olayın açığa çıktığı ilk andan itibaren sokaklara çıkmış, kendini tankların makinalı tüfeklerin önüne atmıştı. Şehitlerimizin emaneti bu kutlu ülkeyi Suriye yapmak isteyenlere DUR demesini bilmişti.

ETİKETLER:
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.