DERSANE ÇOCUKLARI

Okunuyor | DERSANE ÇOCUKLARI
 DERSANE ÇOCUKLARI

Her şey seksenli yıllarda başladı. Dershanecilik, üniversite sınavında iyi bir yer kazanmak isteyenlerin başvurduğu yöntem olarak meşhur oldu. Gerçi yöntem biraz tuzluydu, âmâ bu kadar fedakarlık bazılarına göre kolayca gözden çıkarılabilecek şeydi. İlk dershaneler milli eğitimin okullarında başarılı, popüler öğretmenlerin istifasıyla kurulmuştu. Dolayısıyla bu dershaneler milli eğitim okullarına saygılı kuruluşlardı. Okullarda biz gerekli bilgileri veriyor, manevi değerleri aşılıyoruz, geleceğe hazırlıyoruz, onlarsa hangi konudan nasıl soru gelebilir, nasıl çabuk çözülür onun eğitimini veriyorsunuz şeklinde tanımlıyorlardı. Yani karşılıklı bir saygı ortamı vardı. Derken eğitim ve hayır işleriyle tanınan bir cemaat dersane işine girdi. O zamanlar belki rakamları aşağı çeker, başarılı ve fakir çocuklar için belki iyi bir seçenek olur düşüncesiyle bu harekete olumlu bakıldı.

Ancak zaman geçtikçe görüldü ki bu gurubun yetişmiş-popüler öğretmenleri yoktu, onlarda üniversiteyi yeni bitirmiş gençleri öğretmen olarak kullanmaya başladılar. Bunlar gelen öğrencilerden bir merkezde hazırlanmış soru bankalarından bol miktarda soru çözmelerini istiyorlardı. Çocukları sosyal hayattan soyutlayan, anne- babasından koparacak bir şekilde günde iki yüz belki üç yüz soru çözmelerini istiyorlardı. Bu iş git gide çocuğun okulla ilişkisini de olumsuz etkilemeye başlıyordu. Çünkü yetiştiremeyen çocuk soruları okula getiriyor, derste soru çözüyor, özellikle sınavda soru çıkmayan derslerde dinlememek için öğretmenle tartışıyordu. Devamsızlık haklarını sonuna kadar kullanıyor, okul açıldığı yada kapandığı hafta okula gitmiyordu. Her şeyi bırakıp, gerekirse doktorlardan hasta raporu alarak soru çözmeye odaklanıyordu. Önceleri anne-babalar bu işten memnun görünüyordu. Çünkü çocukları her şeyi unutup, soru çözüyor, sınavlarda dereceye giriyor, onları gururlandırıyordu.

Âmâ bu yeni dersaneciler başarının paylaşılması konusunda hiç de alçak gönüllü değillerdi. Bu işte ne anne-babalar, ne okul, nede öğretmenler önemli değildi. Böyle olunca okullar silikleşti, öğretmenler unutturulmaya çalışıldı. Bu uğurda çıkacak soruları çalıp, rüyada gördük de dediler, ayarlanmış kurullarda işe de yerleştirdiler. Abiler beni yerleştirdiler sözü beraberinde emir de almaya başladılar. Sana yurt dışında ihtiyaç var, şuraya bir imza atıver diye başlayan ilişki devletle ters düşmeye kadar vardı. Buna rağmen biricik yavrunuz devlet mi, abiler mi ikilemine düştüğünde abileri tercih ediyorsa artık ne söylenebilir ki? İnsan aklını, iradesini abi dediği birilerinin eline veriyorsa artık uyuşturucu müptelası gibi olacaktır. Belli aralıklarla uyuşturucunu alacak, kukla gibi hareket edecektir.

Çocuklarımızın aklının çalınmasında, başta anne-babalar olmak üzere hepinizin suçu olduğuna inanıyorum. Bu olanlarda sonra sen bizim gibi oturma, git dersine çalış diye yanımızdan uzaklaştırdığımız çocuklarımızı, artık yanı başımızda büyütmenin kıymetini anlamış olmalıyız. Başarı özlemiyle ezber yaparken, insanlıktan nasibini alamayan, yeteri kadar anne-baba terbiyesi görmeyen ciğer parelerimizi tanımadığımız birilerine emanet edemeyiz. Bizim çocuğumuzu bizden daha fazla düşünen, daha çok seven birileri olamaz. Tabi bir art niyeti yoksa!

Liyakatı bir sınavın sonucuna bağladığımız sürece, biz bu tür filmleri izlemeye devam edeceğiz demektir. Bu makamlara gözünü diken kötü niyetliler için iki yol vardır. Birincisi ezberci nesiller yetiştirmeye devam edeceğiz. Papağan gibi bilgisini hazmetmemiş, bir süre sonra da sorgulamadığı için unutulacak bilgilerin ukala bekçileri olacak yada soruları nasıl çalabiliriz sohbeti kaynatılıp durulacaktır. İki şekilde de bu ülkeye samimi hizmet etmek isteyenlere değil, art niyetli kimselerin işini kolaylaştırmış oluruz. Sonuç olarak okulunda mutlu olan çocukların, yine öğretmenlerine değer veren anne babaların eğitimimizi ve hayatımızı güzelleştireceği günleri getireceğine inanıyorum.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın