ALTIN 222,5084
DOLAR 5,6440
EURO 6,4993
BITCOIN $6.468
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Isparta 20°C
Gök Gürültülü

Bir 28 Şubat darbesi

01.03.2018
A+
A-

Türkiye’nin demokrasiye geçişi ne kadar sancılı olduysa askeri müdahaleler de o kadar rahat yapılagelmiştir. Kısa tarihimizde sanki görünmeyen bir el iktidarı çarıklı, cahil insanlara vermemek amacıyla güç odaklarıyla işbirliği yapmayı tercih etmiştir. Bu sebeple insanımız sokaklarda tankların yürüdüğü veya süngülü askerlerin ilerlediği görüntüleri hep endişe dolu gözlerle izlemiştir. Bunu daha iyi anlamak için 1960-1971-1980 ve 1997 siyasete müdahale bakmamız yeterli olacaktır.

1995 milletvekili seçimlerinde muhafazakar (dindarlığıyla) bilinen bir partinin birinci olarak çıkması bazı odakların gizlemeye çalıştığı hashas noktalarını uyarmıştı. Bu tarihten sonra iktidarın büyük ortağı bu partiye her fırsatta vurmak yeni moda haline getirilmişti. Bir işadamları örgütü, farklı birkaç sendika, yazılı ve görsel basın de bu işe ortak edilmişti. Dahil edilemeyenler de ortak bilgilendirme toplantılarıyla uyarılmışlardı. Artık iktidar partisi irtica ile özdeşleştiriliyor, İslami hassasiyeti olanlar terör örgütü üyelerinden daha tehlikeli olarak isimlendiriliyordu. Dini inançlarını yerine getirmede dikkatli davranan vatandaşlarımız gözetim altında bulundurulmaya başlandı. Namaz kılanların aileleri araştırılıyor, eşi başörtülü olanlar kara listeye alınıyordu.

Oğlunun yemin törenine uzak yerlerden gelen anne giriş kapısından içeri alınmıyor, askeri lojmanlarda torun ziyaretleri zorla iptal ettiriliyordu. Yeşil sermaye listeleri elden ele dolaşıyor, bazı ürünler sahibinin İslami kimliği sebebiyle boykot kararı alınıyordu. Çılgınlık öyle bir düzeye ulaştı ki dindar ve başörtülü insanlarımıza verilmesi gereken devlet hizmeti bile askıya alınmaya başlandı. Okullar, hastaneler, mahkemeler aşılmaz kaleler olmaya başladı. Her türlü İslami bilinen devlet kara listeye alınırken, Vatikan ve İsrail’le arka arkaya anlaşmalar yapılıyordu. Bu çıldırmışlık hali bir gün gelir geçer diye sabretmeye çalışanlara bu hareketin etkisi bin yıl devam edecek karşılığı veriliyor, her fırsatta cumhuriyetin onuncu yılı dolayısıyla hazırlanan marşımız yüksek sesle okunuyordu.

Askerlerin başını çektiği bu ortamda yandaş olarak her türlü insan bu çılgınlığa gönüllü katılmıştı. Devleti düşmanlardan koruma refleksi harekete geçmişti ve kurbanların gözünün yaşına bakılmıyordu. Elbirliği eden güçler seçilmiş bir hükümeti uyguladığı baskı politikalarıyla istifa ettirerek yerine kendi istedikleri bir hükümeti kurdurdular. Artık önlerinde bir engel kalmadığına inandıklarından hak ettikleri ödüllerini bankalarımızı yağmalayarak aldılar.

Bin yıl süreceğine inanılan bu çıldırmış hareketin elebaşları aldıkları sonuçtan başları dönüp bunu 12 Eylülün mimarları gibi bir seçim zaferiyle taçlandırmak istediler. Ama yüz yıllardır aldığı devlet terbiyesi ile yaşayan halkımız tercihini hep edep içinde oyunu kullanarak göstermiştir. Yine aynı şekilde davranarak şöyle yada böyle bu zulümde ortak olduğuna inandıklarını oylarıyla cezalandırma yolunu seçmişti. Şimdi yüz puanlık ev ödevi sorusuna sıra geliyor;

-Eğer 28 Şubat zulümleri ve çılgınlıkları olmasaydı o zaman yeni kurulmuş AKP bu oy oranını alabilir miydi?

ETİKETLER:
YAZARIN SON YAZILARI
20 Ekim 2018
9 Ekim 2018
12 Temmuz 2018
14 Kasım 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.